1. YAZARLAR

  2. Adnan Bahadır

  3. DEMOKRASİNİN GEREĞİ
Adnan Bahadır

Adnan Bahadır

DEMOKRASİNİN GEREĞİ

A+A-

Yazıma başlamadan önce geçtiğimiz günlerde sabahın erken saatlerinde ekmek paralarını kazanmak üzere yola çıkıp, bindikleri aracın freninin patlaması nedeniyle rahmetli olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, geride kalan yakınlarına ve Atakum Belediye camiasına başsağlığı dilerim. Hayat böyle bir şey, sabah evinizden çıkarken hangi hayallerle çıkıyorsunuz, akşam çoluğunuza çocuğunuza kavuşamıyorsunuz. Kızım kazanın olduğu yere çok yakın bir yerde oturuyor, kaza olunca öyle şiddetli bir patlama sesiyle uyanmışlar ki sanmışlar bomba patladı. Kazadan birkaç dakika sonra da sabah ezanı okunmuş, korkudan uyuyamamışlar, demek ki çok büyük bir patlama sesi olmuş ki duyan herkes şok yaşamış. Ölen kardeşlerimiz emekçi, işinde gücünde insanlar. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin, diğer yaralı kardeşlerimize de şifalar diliyorum. Kaza ve kaderin Allah’tan geldiğine inanan insanlarız ama ölüm gerçeği hepimizi üzüyor, hele hele ölenlerin ailelerinin neler yaşadıklarını onlardan başka kimse bilemez. Rabbim tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin diyerek asıl konumuza geçmek istiyorum.

Dün çalışan gazeteciler günüydü, bu vesileyle mesaj gönderen, arayan, tebrik eden herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Gazetecilik mesleğiyle ilgili de birkaç kelam etmek istiyorum. Gazetecilik mesleğine başlayalı on üç yıl oldu, 2008 yılının ocak ayının başlarında bu mesleğe başladık. Hedefimde beş yıl bu işi yapıp bırakmak vardı ama bu süreçte bu işi bırakmak bir yana daha da geliştirip devam etmemizi gerektirdiğinden bu günlere geldik. Gazetecilik mesleğini ilkeli, dürüst, bağımsız ve vicdanınıza göre yaparsanız çok zevkli bir meslektir. Yazı yazarken veya haber yaparken elinize bilgisayarı alıp yazmaya başladığınızda şunu kızdırmasam, bunu küstürmesem, onun kalbi kırılmasa, bunun canını sıkmasam derseniz üç dört saatte köşe yazınızı yazamazsınız. Benim gibi kimseyi umursamadan, vicdanınızın dediklerini yazarsanız yazınız yarım saatte biter. Zaten okur yazıyı okurken neyin ne olduğunu da anında anlar, siz istediğiniz kadar olayları kafanıza göre yorumlayın okur neyin ne olduğunu çok rahat anlar. Anlamak istemeyenler yok mu derseniz; elbette vardır. Onların derdi anlamak değil size karşı duruş göstermektir, yoksa onlar da neyin ne olduğunu bilirler.

Gazetecilik mesleği toplumun gerçekleri görmesi bakımından çok önemli ve bir o kadar da değerli bir meslektir. Bu mesleği yapan insanların gerek ekonomik bakımdan gerek sosyal bakımdan gerekse de hukuki bakımdan güvence altında olmaları gerekir ama maalesef bugün durum bu dediklerimizden çok uzakta. Bu mesleği yapan insanların gerek ekonomik gerek hukuki bakımdan özgürlükleri çok zor bir durumdadır. Hani o çok eleştirdiğimiz Milli Şef dönemlerindeki fikir özgürlükleri ile ilgili sıkıntılar vardı ya bugün benim de dünya görüşüme uygun olan iktidarın uyguladığı politikaları tasvip ettiğim söylenemez. İktidar mensubu bir siyasetçiyle ilgili yaptığımız haber nedeniyle geçtiğimiz yıl tam yüz bin lira Basın İlan Kurumundan ceza aldık. Allah şahit verdikleri cezanın gerekçesi o kadar gerçeklerden uzak ki anlatamam ama yapacak bir şey yok, emir demiri kesiyor. Kime söylediysek emrin büyük bir yerden geldiğini yapacak bir şeyin olmadığını söylemeleri bize bildik uygulamalardan birisi olarak geldi.

Beni tanıyan herkes dünya görüşümün ne olduğunu bilir. Bunu kimseden de saklamam ama üzülerek ifade etmek gerekirse bugüne kadar beş yüze yakın dava gördüm, bunların yüzde doksan beşi AK Partililerledir. Benim için şu partili bu partili hiç fark etmez doğru neyse onu yazar geçerim, kimin hoşuna gitmiş, kimin canı sıkılmış umurumda olmaz. Allah’a şükürler olsun ki kimsenin beslemesiyle de bugünlere gelmedik. Düşe kalka, çile çekerek bu noktaya geldik, hamdolsun bundan sonra da kimseye eyvallahımız olmaz. Bu meslek o kadar sıkıntılı bir meslek ki her dönem doğru söyleyenler yedi köyden kovulup çileye talip olmuşlar, yağdanlıkçılar ise sefasını sürmüşlerdir.  Yeni bitirdiğim kitap Atatürk’ün on iki yıl uşaklığını yapmış Cemal Granda’nın hatıraları kitabıdır.  Kitap çok güzel herkese tavsiye ederim. Bir insanı en iyi ailesi tanır. Cemal Granda, Atatürk’ün ailesi gibi bir insan, onun her şeyini çok iyi bilen bir insan. Cemal Granda, Atatürk vefat ettikten sonra ne sıkıntılar çekmiş anlatamam. Adamcağız karakollara dahi düşüp işinden atılmış. Atatürk döneminde her gece yanında olan gazeteciler de onun yakınındaki Behçet Kemal Çağlar, Abdülhak Hamit Tarhan, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Fatih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın gibi isimler. Bugün durum nedir derseniz; Milli Görüş çizgisindeki gazetecilerin büyük bir kısmı iktidardan uzaklaşmış durumdalar, öyle enteresan değişim yaşanmakta ki aklım almıyor. Herkesin eleştiriye tahammüllü olmak zorundadır. Eleştirmek topyekûn kaldırıp atmak anlamına gelmez, yapılan yanlışların düzeltilmesi anlamına gelir. Başta biz gazeteciler bize yapılan eleştirilere açık olacağız, ardından iktidarından muhalefetine herkes yapıcı eleştirilere tahammül etmelidir, demokrasinin gereği de bu değil mi? Bugünlük de bu kadar, kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum