• BIST 97.726
  • Altın 146,210
  • Dolar 3,5844
  • Euro 3,9885
  • Samsun 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 18 °C
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI

BİR KAÇ KONU YAZMAYA ÇALIŞACAĞIM

Adnan Bahadır

Sayfamızda bana ayrılan yer yeterse birkaç konuya değinmek istiyorum. Detaya girmeden konularımıza girelim öncelikle. Son haftalarda sürekli tartışılan ve benim bu konuyla ilgili en ufak bir fikir beyan etmediğim Protokol Camii konusunda birkaç kelam etmek istiyorum.

Caminin adının Protokol camii konulmak istenmesi fevkalade yanlış bir durum. Bizim dinimizi diğer dinlerden ayırt eden en önemli özellik zümre veya sınıf ayırımı olmaksızın herkesin Allah katında eşit olması hatta takva bakımından bir kölenin efendisinden çok daha üst düzeyde olabileceğidir.

Hazreti Bilali Habeş bu konudaki en bariz örnektir. Efendisinin ona yaptığı onca baskı ve zulme rağmen inancından vazgeçmemiş olması onu gerek Rabbi katında gerekse Allah Resülü ve Ashabı Kiram katında en üst mertebeye getirmiştir. Camilerde tutulan saflarda da aynı şekilde sınıf ayırımı yapılmaksızın herkes eşit bir biçimde saf tutar ve namaz kılar. Bir köle efendisine imamlık dahi yapabilir ki, Efendimizin bu noktada İslam ordularına atadığı köle komutan bunun bariz örneğidir.

Caminin ismi ile ilgili tartışmalar devam ederken, İl Müftüsü, caminin Selatin camisi olmasını teklif etmiş, bunun üzerine bazı köşe yazarları konuyla ilgili ciddi eleştirilerde bulunmuşlardı. Burada herkesin atladığı veya bilmediği konu lügat anlamı veya başka deyişle Selatin camiler adlarını sultanların onları yapması sonucu Selatin (sultanlar) camii olarak aldıkları zannediliyor ise de olayın ıstılahı ve fıkhı boyutu çok farklı olduğunu kimse açıklama gereği duymadı.

Selatin Camileri şehir merkezlerinde bulunan ve devlet başkanlarının Cuma namazı kıldırdıkları şehrin en büyük camileridir. Geçtiğimiz yıl İstanbul'un Anadolu yakasında yapılan ve Başbakan'ın açılışını yaptığı Ataşehir'deki camii ile ilgili Başbakan konuşma yaparken, bu camii Anadolu yakası'nda olmayan Selatin Camii ihtiyacını karşılayacak ifadesi kullanması da bu dediğimin açıkça delilidir.

Cuma namazı kılınacak camiler bazı mezheplere göre Selatin Camileri olmaları gerekmekte, İl müftüsü de Atakum'da yapılacak olan caminin Atakum'un Selatin Camisi olacağını söylemesi gayet normal bir söylem.

Gelelim caminin yapıldığı yer konusundaki tartışmalara. Her ne hikmetse toplumumuzda camii yerleri, okullar ve bazı mekanlarla ilgili yanlış algılamalar var. Sanki bu mekanlar çok lüzumsuz mekanlarmış gibi şehrin dışında veya değeri düşük yerlerde yapılması gerekirmiş gibi bir algılama var. Oysa ki gerek camiler gerekse okullar şehirlerin en yoğun, en değerli ve nüfusun en çok olduğu yerlerde yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Nedenine gelince; Camiye gidecek olan cemaat nüfusun en yoğun olduğu bölgelerde oturduğuna göre camiler oralara yapılmalı aynı şekilde okula gidecek çocuklar da nüfusun yoğun bulunduğu bölgelerden gideceğine göre okullar da o bölgelerde yapılmalıdır. Öğrenciler servisle taşınabilir ama cemaatin böyle bir imkanı olmadığına göre yoğunluğun olduğu bölgelerde camilere ihtiyaç vardır. Camilerin farklı bir özellikleri daha var ki, bulundukları bölgelerde toplumun ahlaki yapısına da katkı sağladıkları göz önünde bulundurulduğunda bu caminin yerinin yanlış olmadığı kanaatindeyim. Bu benim şahsi kanaatim ancak toplumun değişik kesimlerinden gelen tepkileri de sizlerle paylaştık.

Gelelim bir ikinci konumuza; Geçtiğimiz haftalarda benden tazminat kazandıklarını söyleyerek döner dağıtanların kazandıkları tazminatın ne olduğunu ben de merak edip araştırdım. Benim son zamanlarda o insanlara ödediğim tek bir kuruş tazminat olmadı. Tam aksine onlara açtığım ve devam eden tazminat davalarım var. Ancak bu insanların bana açtıkları tazminat davaları ile ilgili yerel mahkemelerin verdiği kısmen kabul kararlarına ben itirazda bulunarak yargıtay'a gönderdim. Tazminat davalarında teknik olarak şöyle bir ayrıntı var; Size dava açılıyor, dava yerel mahkemede kısmen kazanılıyor ise de, siz buna itirazda bulununca karşı taraf parayı sizden tahsil cihetine gitmemesi için bankadan teminat mektubu alıp dosyasına koyuyorsunuz. Dosyaya koyduğunuz teminat mektubu karşılığında icra müdürlükleri size tehir icra belgesi veriyorlar. Bu belge üç ay ara ile tazeleniyor. Bizim Avukatımız bu belgenin tazelenmesini unutunca karşı taraf anında soluğu icra müdürlüğünde alıp paranın tahsilini talep ediyor.

İşin enteresan tarafı bazı icra müdürlükleri bu taleplere olumlu cevap verip sizden parayı tahsil etmek istiyorlar ancak biz konuyu ilgili mahkemesine taşıyıp yargılamanın devam ettiğini bu nedenle paranın tahsilinin yasal olmadığını belirtince ilgili mahkemeler bizleri haklı bularak paranın bizlerden tahsil edilemeyeceğine karar veriyorlar. İşin daha da garip tarafı bazı icra müdürlükleri öyle enteresan kararlar veriyorlar ki aklınız şaşıyor. Siz yerel mahkemeyi kaybedip teminat mektubu koyduğunuz dosya Yargıtay'dan sizin lehinize bozulunca sizin yasal olarak anında teminat mektubunuzu iade etmeleri gerekirken iade etmeyip sizi mahkemeye gönderiyorlar ama karşı taraf henüz bitmemiş bir dava ile ilgili para talebinde bulununca ona olumlu cevap verebiliyorlar. İşte size ülkemizdeki bazı uygulamalardan örnekler. Bunca izahtan sonra döner dağıtanların almadıkları paranın dönerini dağıttıklarını bilmem anlatabildim mi? Üçüncü konuya yer kalmadı Kalın sağlıcakla

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim