Bir de diyanet işleri başkanlığı

Bir de Diyanet İşleri Başkanlığı DİB diye yıkık ve yabancılarca içi talan edilmiş kurum var; onu da unutmayınız.

86 yıl önce millet yerine konmuş ve millet adına konuşturulmuş bir Anayasa Mahkemesi var; onu anımsadınız ve millet adına ele aldınız ve değiştirmeye uğraşacaksınız. İnşallah başarırsınız; duam ve dualarım o yöndedir.

Ayrıca milleti denetlemekle görevlendirilmiş ve milleti susturmak adına tüm hukuk kurumlarınca çembere alınmış HSYK"yı da düşündünüz; millet adına ona da çekidüzen vermeye çalıştınız. İnşallah başaracaksınız diye oy verdik ve verdiğimiz oyun hakkını vermeye çalıştığınızdan memnuniyetimi de haykırmak isterim.

Ama 1924 anayasa tartışmalarında: 'Hilafet TBMM'nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir' denmiş ve TBMM"nin manevi şahsiyetine emanet edilmiş, yani deyim yerindeyse bir gün gelip çıkarılmak üzere milletin çeyiz sandığının dibinde saklanmış hilafet makamı DİB"i de lütfen unutmayın.

Madem ki açılım dediniz, madem ki demokrasi dediniz, madem ki gerçek milleti hatırlayıp referandum adındaki sine-i millete gitmek sözünü gündeme getirdiniz ve gerçek milleti hatırlayan ilk defa siz oldunuz; neden “Diyanet İşleri Başkanlığı Açılımı” diye bir dosyayı medyanın önüne koymadınız?

Bu millet bana kalırsa o dosyanın da demokrasi adına açılmasını beklemektedir.

Din İşleri Yüksek Kurulu"nu kim seçsin? Düzen adına en iyi hizmeti veren, imamları ve vaizleri sıkı kontrolden geçiren ve bu halka cami kürsüsünden tekrar tekrar dönün ve ilm-i hal kitabını okuyun diyen müftüleri taltif için; Anayasa Mahkemesi AYM ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu"nu ayakta tutan gizli güçlerce Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine getirenleri de sorgulayın.

Nasıl ki AYM ve HSYK yüksek kurulu üyeleri seçimi için ilgili kuruluşların kontenjanı konusu tartışılıyorsa DİB"in bünyesinde karar mercii Din İşleri Yüksek Kurulu seçiminde de kuruluş kontenjanları anayasaya alınsın. İllerde oluşturulacak sandıklarda müftü ve vaizler başta olmak üzere imamlar oy kullansın. Yani şu anda bu millet, bağımsız olmadan tarafsız olmak mümkün değildir, bağımsız DİB demokrasinin ve milletin en önemli güvencelerindendir konusunu tartışma konusu yapabilsin.

Bu da Din İşleri Yüksek Kurulu üye seçim usullerinin her türlü şüpheden uzak tutulması, en çok oy alanların doğrudan atanmasının sağlanması, siyasete karışmış olanların atamalarda etkinliklerinin olmaması, seçimle gelmeyen kişilerin kurullarda bulunmamasına bağlıdır.

Şu anda DİB, siyasetçe işgal edilmiş durumdadır. Bir hükümet üyesince yönetilmekle bağımlı kılınmıştır. Demokratik bir toplum çoğulculuk ve katılımcılığın desteklenmesiyle oluşur. Diyanet için böyle bir demokrasi söz konusu değildir.

Getirilecek kuralların siyasi amaç gözetmemesi gerekmekteyken bugünkü DİB, siyasi iktidarın baskısı altındadır. .

En çok oy alanların doğrudan Din İşleri Yüksek Kurulu"na atanmış sayılması, siyasete karışmış olanların atamalarda etkinliklerinin olmaması ve seçimle gelmeyen kişilerin kurullarda bulunmaması demokratik açılımın ilk maddesi olmalıdır.

Dini vicdan ve inanç hürriyeti demokratik toplumun ayrılmaz parçasıdır. Devlet bütün dini inançlara saygı göstermelidir. Laiklik anayasal bir ilke olduğu gibi bir din aidiyeti de anayasal ilke değil midir? Anayasa Mahkemesi'nce bu ilke korunmalıdır.

Fener Rum Patrikhanesi"nin Sen Sinod meclisine tarihinde ilk kez Türk vatandaşı olmayan altı metropoliti tayin etmesiyle açıkça Lozan"a aykırı hareket etmesinin görmezden gelinerek, ekümenik tartışmalarının da gündeme geldiği bugünlerde, Din İşleri Yüksek Kurulu"nun da masaya yatırılacağı açıktır. 

3 Mart 1924' de ilgili kanunun 1. maddesinde: "Halife hal edilmiştir. Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan, Hilafet makamı mülgadır" şeklinde ifade ile Osmanlı hanedanı'nın uhdesinden alınarak TBMM'nin manevi şahsına tevdi edilmiştir.

Bazı milletvekilleri, Halife"nin etrafında toplanmışlar, yoğun bir çalışmaya girişmişlerdi. Halife'nin tüm Müslümanları yönetmesi gerektiği gerçeği dile getiriliyordu. Ancak olan olmuştu... Artık 1400 seneden beri devam eden " İslam Hilafeti"nin yıkılmasının kapısı açılmıştı... Sıra Halifeliğin resmi olarak kaldırılmasına gelmişti! Meclis'te birçok tartışmanın yanı sıra İstiklal Mahkemeleri tarafından birçok da tutuklama ve idamların ardından 3 Mart 1924'de Halifelik resmen ilga edildi.

Siyasi iktidar, şu anda Alevilik konusunu açılım konusu yapabiliyor, ama DİB dosyasını açmaya cesaret edemiyor.

Edinilen bilgiye göre, geleneksel olarak her yıl Almanya'da Kiel kentinde kurulu Kiel Enstitüsü'nce düzenlenen Küresel Ekonomi Sempozyumu, bu yıl 28-29 Eylül tarihlerinde İstanbul'da yapılacak.

Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan ve ''Alternatif Davos Zirvesi'' olarak da kabul edilen Sempozyumda, dünya ekonomisinin içinde bulunduğu acil çözüm isteyen en önemli sorunlar ve buna ilişkin çözüm yolları tartışılacak.

GES'in Türkiye'de gerçekleşmesinde, Türkiye'nin yaptığı girişimler ve G20 üyesi olan Türkiye'nin, küresel ekonomide gittikçe artan önemi de etkili oldu.
28-29 Eylül tarihlerinde, İstanbul Kongre Merkezi'nde yapılacak olan sempozyumda, en az 400 uluslararası katılımcı çok sayıdaki panelde yer alacak.
İşte bu biçimde uluslar arası düzeyde güç kazanan ve Amerika iş gezisinden de Ermenistan dosyasını biraz daha ilerletecek olan siyasi iktidar, inşallah DİB"nın da demokratik çözümünü ele alacaktır. İnşallah kaleme aldığımız bizim meal-tefsirimiz de bu sayede Türkiye"nin dini gündeminde yerini alacaktır. Köhneleşmiş ve iş göremez raporu da alan Ehl-i Sünnet canlılık kazanacak ve anayasa hazırlığı konusunda çağdaş Kur"an-ı Kerim yorumlanması ile kendine düşeni yapacaktır.    

“Ekle: "Kötü yönü Allah katında, tekrar kendinize yansıtılmış olması açısından, bu diş bilemeniz dolayısıyla uğradığınız kötülükleri sırasıyla size anlatayım mı? İlk önce onları Allah lanetleyip öfkesini üzerlerine döker; doyumsuz maymuna, hatta namusu kıskanmayan domuza çevirip tağutun kölesi kılar." İşte onlar en kötü konumda; denge noktasını yitirip çılgınlaşan toplumdurlar.

Size yanaştıklarında: "Biz de iman ettik" diyen, oysa hangi küfür duygusuyla yakınlık göstermişlerse aynı duyguları taşıyarak çıkmış kişilerdirler. Allah, bilinçaltına ittiklerini kendilerinden daha iyi bilendir. Potansiyel suçlu ve saldırgan olmakta, dolayısıyla rüşvet, kara para vb kaçak malı hortumlamada yarış düzenlediklerini görürsün. O toplumsal etkinliklerin sonu ne kötü!

Keşke Rabbani ve Ahbar, toplumlarının suçlara alışkın olarak yetişip yıkıma götüren kazancı yutmalarına engel olsalardı ya! Onların ve toplumlarının dine uydurdukları bu etkinlikler ne kötü!” Maide Suresi: 60-63.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Salih Parlak Arşivi
SON YAZILAR