• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Samsun 14 °C
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 15 °C
  • ZEREN: "Yarın kazanan taraf biz olacağız"
  • GİRESUN’A  BİLENİYORLAR
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE
  • ZEREN: "Yarın kazanan taraf biz olacağız"
  • GİRESUN’A  BİLENİYORLAR
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE

AYKIRI DÜŞÜNMEK İÇİN YAZMIYORUM

Adnan Bahadır

Yazının başlığı 'aykırı düşünmek için yazmıyorum' . Bunları deme nedenim yazacaklarımla ilgili bazı okurlarımızın eleştirilerini şimdiden tahmin ettiğimden yazıya bu başlığı verdim. Toplum olarak bazı yanlış anlayışlarımız var, örneğin bir insan veya bir siyasi lider desteklendiğinde sonuna kadar desteklenmeli veya karşı çıkılmalı şeklinde bir anlayışa sahibiz. Bu anlayış fevkalade yanlış bir anlayış. Destek verdiğimiz liderin yaptığı güzel işlerin nasıl arkasında duruyor isek yanlışlarının da o derece karşısında olmak zorundayız. 'Benim siyasi liderimin her yaptığı doğrudur, sonuna kadar arkasındayım' mantığı fevkalade yanlıştır. Bu mantık siyasi bir mantıktan ziyade tasavvufi bir yaklaşımdır, tasavvufta şeyhe biat olmazsa olmazların başındadır, şeyhin sana neyi emrederse yapmak zorundasın. Aksi halde mensubu bulunduğun cemaatle beraber olma şansın olamaz… Bu mantık sadece tasavvufta değil cemaatlerin tamamında vardır, cemaat mensupları, ağabeyler, ablalar şakirtlerin eğitim hayatlarından sosyal hayatlarına hatta aile hayatlarına varıncaya dek her şeyi tanzim ederler. Oysa ki bu ne insanidir, ne de islamidir, bakın Asrı Saadete böyle bir örnek bulamazsınız.

Bu yazdıklarımı okuyan insanlar benim cemaatlere veya tasavvufa karşı olduğumu düşünebilir ancak işin özünde tam tersine cemaatleri seven bir insanım. Ancak bazı uygulamaları eleştirmeyi, cemaat düşmanlığı olarak görenlere diyecek bir şey bulamıyorum. Bundan birkaç yıl önce aklını kiraya verenlerle ilgili yazdığım köşe yazısını tasavvuf düşmanlığı olarak kabul eden, Hakimlikten ayrılma bir arkadaşla yaptığım telefon konuşmasında kendisine söylediklerimi hiç unutmuyorum, o gün bu konuda ne düşünüyor isem bu gün de aynı şeyleri düşünüyorum. Bir insana 'tasavvufun gereklerini yerine getirmiyor,bu konudaki ameli azdır' diyebilirsiniz ancak tasavvuf düşmanıdır demek hem çok ağır hem de vebali olan bir ithamdır. Tasavvufa inanmak veya cemaat mensubu olmak Edillei şeriyye olarak adlandırılan, İslam Dininin temel kurallarının ihlalini gerektirmediği gibi bu ölçülerin dışına çıkanları değil ehli tasavvuf, veya ehli cemaat kabul etmek, tam aksine ehli dalalet kabul etmek zorunda olduğumuzu da unutmamak gerekir. Allah Resulü kendi öz kızı Fatıma annemize “Kızım Peygamber kızıyım düşüncesi ile günah işlemeye kalkarsan Cehennemde yerinin hazır olduğunu unutma” diyorsa bu hepimiz için ölçüdür.

Bu kadar ayrıntıdan sonra gelelim asıl konumuza … Malumunuz son günlerde gündemde olan konulardan birisi Başkanlık veya yarı Başkanlık sistemi konusudur. Bu konudaki düşüncelerimi daha önce anlatmıştım. Bazı okurlar şiddetle eleştirmişlerdi ancak benim düşüncellerimde en ufak bir değişiklik olmadığını yineleyerek konuya girmek istiyorum. Ak Parti iktidarının yaptığı icraatların büyük bir kısmını desteklediğimi her fırsatta dile getiriyorum, fakat bu her politikasına destek vereceğim veya her yaptığını alkışlayacağım anlamına gelmez. Yukarıda bahsettiğim Cemaat ve tasavvuf anlayışını anlatma nedenim de budur. Ak Parti iktidarının artıları ile eksilerini karşılaştırdığımızda artılarının çok fazla olduğu muhakkak ancak bu her yaptığı doğrudur anlamına gelmez. Örneğin Başkanlık sistemi ile ilgili Ak Partinin ortaya koyduğu politikalara katılmadığım gibi eleştirmek zorunda olduğumu belirtmek zorundayım. Bunun nedeni nedir? derseniz toplumumuz henüz Başkanlık sistemini kaldıracak kültürel alt yapıya sahip değil. Bunu derken toplum olarak kültürsüz bir toplum olduğumuzu söylemek istemiyorum. Siyasal açıdan Başkanlık sistemine henüz hazır olmadığımızı düşünmekteyim.

Dilerseniz ne demek istediğimi biraz açıklayayım Başkanlık sistemi geldiğinde Hükümet Parlamento içerisinden seçilmeyecek, Başkan'ın tayin edeceği kişilerden oluşacak. Hal böyle olunca siyaset otomatik olarak devre dışı kalacak, hal böyle olunca da Başkan bir anlamda tam yetkili otoriter bir Başkan olacak. Peki siyaset ne işe yarayacak derseniz? Parlamento sadece yasama görevini yapacak başka bir yetkisi olmayacak, yani bir Milletvekili bir Bakan'a çıkıp 'benim seçim bölgemde bir sorun var bunu halletmek zorundayız, aksi halde o bölgeden oy alma şansımız yok' diyemeyecek yani halkın talebi sadece seçilmiş Vekilleri ilgilendirecek. Ama atanmış Bakanı çok fazla ilgilendirmeyecek. Peki yarı Başkanlık dedikleri sistem gelirse ne olacak? Cumhurbaşkanının görevleri artırılacak, partili Cumhurbaşkanı olabilecek. İyi güzel de yıllar yılı eleştirdiğimiz tek partili sistemle bu yapılmak istenenin arasındaki fark nedir? derseniz bana göre sadece birden çok parti olacak, ama tek partili dönemdeki gibi Cumhurbaşkanı partili olabilecek. Bu durum bana göre fevkalade sıkıntı olur, çünkü Devletin en başındaki yönetici pozisyonunda bulunan bir insan tarafsız olmak zorundadır, aksi halde ortaya çıkacak bir çözümsüzlükte Hakem rolünde bulunacak kimseyi bulamayacaksınız. Buna demokrasi diyorsanız size hayırlı olsun. Kalın sağlıcakla

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim