• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Samsun 22 °C
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 23 °C
  • KÖKTAŞ'TAN SAMSUNSPOR'A ZİYARET
  • SAMSUNSPOR'DA DURMAK YOK
  • SAMSUNSPOR'UN RAKİBİ GİRESUNSPOR
  • KÖKTAŞ'TAN SAMSUNSPOR'A ZİYARET
  • SAMSUNSPOR'DA DURMAK YOK
  • SAMSUNSPOR'UN RAKİBİ GİRESUNSPOR

KUR’AN-I OKUMA

Sami Kesmen

Kur’an-ı okumak, anlamak ve yaşamak Müslüman olmanın gereğidir.

Kur’an-ı yüzünden okuma konusunda ülkemiz Müslümanlarının problemi yok denecek kadar azdır.

Neredeyse herkes Kur’an okumayı bilmekte ve bu hususta hassasiyet göstermektedir.

Kur’an kıratını bilenlerin ilerleyen yaşlarda yalnızlıklarını Kur’an okuyarak giderdikleri, hem sevap kazandıkları, hem ruhsal sorunlara girmekten kurtuldukları, hem de boş vakitlerini böylece güzel bir ameliye ile değerlendirdikleri bilinmektedir.

Çocukluğunda veya gençlik yıllarında Kur’an okumasını öğrenmeyenler, ilerleyen yaşlarda mutlaka bunu başarıyorlar. Hatta Kur’an okumayı bilmemenin eksikliğini hissederek çocuklarına Kur’an öğretmek için yoğun bir gayret içerisine de girmektedirler.

Kur’anı yüzüne okumak elbette gereklidir ve Müslüman için olmazsa olmazlardandır. Ancak Kur’anın iniş amaçları dikkate alındığında yüzüne kıraat edilmesi yeterli değildir.

Kur’anın mutlaka anlaşılması ve hayata yansıtılması esastır. Hz. Peygamber dönemi Müslümanları Kur’anı hem tilavet eder, hem anlarlar, hem de anladıklarını yaşam biçimi haline getirirlerdi. Bunun için de o dönem müslümanı huzurlu ve mutluydu. O döneme “Asr-ı Saadet” dönemi denmesi de bunun içindi. Müslümanlar inzal olan Kur’an ayetlerini ibadet amacıyla okurlar, okuduklarını anlar ve sindirirler, davranışlarını da anladıkları Kur’an hükümlerine göre şekillendirirlerdi.

Kur’anı okumak, anlamak ve yaşamak birbirini tamamlayan önemli süreçler olmasına rağmen Hz. Peygamber döneminden sonra gittikçe artarak Kur’anı Kerim sevap kazanmak ve ölülerin istifade etmeleri için sadece metni okunan bir kitap haline gelmiştir.

Ülkemiz Müslümanları da aynı hataya düşmüşlerdir. Elbette bundan sadece okuyanların değil, İslamı anlatma ve tanıtma durumunda olan sorumluların da vebali büyüktür.

Son yıllarda Kur’anı anlamak doğrultusunda sorumluluk hisseden her pozisyondaki kurum, kuruluş ve kişiler bir takım metotlar deneyerek Müslümanların Kur’anın anlamını öğrenmeleri, öğrendiklerini de davranışa dönüştürmeleri için yoğun çalışmalar başlatmışlardır.

Televizyon programları, seminerler, konferanslar ve özel gurup oluşturularak yapılan derslerle toplum gündeminde bu konu yerini almış ve hayli mesafe de kat edilmiştir. “Müslümanları Kur’anla Buluşturmak” başlığı altında, anlamını ön palana çıkartmak için yürütülen bir takım çabaların varlığını da biliyoruz. Ancak esas olan Kur’anın hem kıraatını, hem anlamını hem de yaşamını bir bütün olarak ele alıp hayata yansıtmaktır.

Müslümanları sadece Kur’anın anlamı ile ilgilenen insanlar haline getirdiğimizde meal hafızları ortaya çıkar ki bunun davranış olarak hayata yansıması yine zorlaşır.  

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim