KARAKTERLİ ADAM BULMAK İÇİN ROMEN DİYOJEN GİBİ FENERLE ARAMAK LAZIM

Altının değerli olmasının tek nedeni az olmasıdır. Borsada fiyatlar malların azlığına çokluğuna ve arz, talep dengesine göre belirlenir. Bir mal piyasada çoksa ve alıcıların işine yaramıyorsa değeri azdır; az ve alıcıların işine yarayan malların da değerleri yüksektir. Lahana ile kelemin değeri ile avakadonun değeri neden farklıdır; çünkü birisi az bulunur diğerleri her aranılabn yerde bulunur. İnsanoğlu da böyledir. Kaliteli insan bulmak çok zordur. Ta M.Ö 332'li yıllarda yaşamış olan Romen Diyojen, gündüzün ortasında elinde fenerle neden adam aramış?.. Çünkü İnsanlığın var olduğu günden itibaren, karakterli, dürüst, kişilik sahibi insan bulmak çok zor olduğundan, Romen Diyojen olayı sembolize etmek amacı ile gündüzün ortasında elinde Fenerle adam aramaya çıkmış. Oysa ki Romen Diyojen'in yaşadığı şehir olan ve hala daha şehrin girişinde heykelinin dikildiği Sinop'ta ne kadar çok insan vardı hepimiz biliriz.Romen Diyojen'in ne kadar haklı olduğuna, insanların karaktersizliklerini gördükçe hak veriyor insan.
İnsanların kiymetleri de karakterleri, hayata bakışları, inançları, aile boyu yaşam biçimleri ve işlerindeki başarıları ile değerlendirilir. Karakter nasıl anlaşılır derseniz, bir insan dün söylediğini bugün inkar etmiyor ise, yalan konuşmuyor ise, ekmek yediği kaba pislemiyor ise ve vefalı davranıyor ise karakterli insandır. Dün söylediğinin bugün tam tersini söyleyen, düne kadar dost dediği insanlara bugün düşman diyebilen, ekmek yediği kaba dönüp pisleyebilen insanlar hem karaktersiz, hem de şahsiyetsiz insanlardır. Bu tür insan toplumda o kadar fazla ki saymakla bitmez. Sokağa çıktığınızda on kişiden sekizi bu tür insanlarla doludur. Bunlar, ekmek yedikleri kaba döner pislerler. Daha önce çalıştıkları yerlerden aylarca maaş alamazlar ama siz onların paralarını ayın biri dedimi ödersiniz; yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, her türlü imkanlara sahip olmalarına rağmen yedikleri kaba pisleyecek kadar onursuz davranırlar. Sizden önce çalıştıkları işletmelerde aylarca, belki yıllarca maaşlarını alamazlar, adam yerine konmazlar, değil insan muamelesi hayvandan da aşağıya muameleye tabi tutulurlar sesleri çıkmaz... Amma ve lakin size sıra gelince insan muamelesi yaparsınız ve sonunda da hiç haketmediğiniz ithamlarla karşılaşırsınız.
Bizim meslekte de bu tür adam bozuntuları çok fazladır. Ömrü hayatlarında ellerinden hiç bir iş gelmeyen, sahip oldukları gazeteleri, ticari işletmeleri kaybedip başkalarının yanlarında çalışmaya başladıklarında çalıştıkları kişileri beğenmeyecek kadar da ukala ve cahil bir sürü insanla karşılaşmanız mümkündür. Hatta çalıştıkları iş yerlerinde hiç bir işe yaramadıkkarı ve en ufak bir üretkenlikleri olmadığı hakde sanki çok işe yarıyorlarmış gibi davranarak da kendilerini ne kadar gülünç duruma düşürdüğünün farkında olmayacak kadar da ahmaktırlar. Oysa ki insanlar biraz olsun dönüp arkalarına bakıp hayatta ne kadar başarılı, ne kadar başarısız olduklarını düşünseler, utançtan sokakta yürüyemezler. Aslında kabahat onlar da değil, onlara insan muamelesi yapanlardadır. Onlara insan muamelesi değil de başkaları gibi insanlık dışı muamelede bulunsalar, onlardan iyisi olmaz...
Bir de kendilerini mahkemeye veren ve aleyhlerinde şahitlik yapan kişilerle ortaklık yapan acizler var. Bu tür adamlar konuştukları zaman mangalda kül bırakmazlar. Adamlıktan, delikanlılıktan ve cesaretten bahsederler ama iş biraz ciddiye binince veya olaylar adliyelik olunca öyle bir tornistan yaparlar ki aklınız şaşar. İnsan, düşmanının dahi onurlu ve delikanlı olmasını ister. Bu meyanda yaşanmış bir olayı anlatmak isterim. Adamın birisi vurgun yapıp içeri girdikten sonra uzun yıllar hapiste yatıp çıkar. Çıktıktan sonra sürekli kendisini kollar ve kaldığı evin ışıklarını dahi yakmaz. Bu arada düşmanı da onu sürekli kollar. Adam gece küçük abdest ihtiyacı için tuvalete gittiğinde lambayı yakar. Lambanın yandığını gören eşi derhal müdahale eder ve ışıgı kapatmasını söyler. Adamın cevabı çok enteresandır :“Hanım, benim düşmanım karakterli adamdır, beni tuvalette vuracak kadar onursuz değildir” der; dışarıdaki düşmanı da bunu duyunca onu vurmaktan vaz geçer.
İnsanlar biraz onurlu biraz da haysiyetli olmalılar. Kendileri iş yapamazlar, yapılan işlerle ilgili de yok benim şuyum oraya konuldu, yok buyum buraya konuldu diyecek kadar da alçalmaları onlara mahsus bir durumdur. Sözlerime son vermeden bir hususa daha değinmek istiyorum, yazı işleri müdürlüğümüzden ayrılan arkadaşımız bizimle ilgili bir köşe yazmış, o konuda detaylı bir yazı yazacağımdan bugün o konuya girmek istemedim. Kalın sağlıcakla

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Adnan Bahadır Arşivi
SON YAZILAR