1. YAZARLAR

  2. Adnan Bahadır

  3. ENTERESAN GELİŞMELER
Adnan Bahadır

Adnan Bahadır

ENTERESAN GELİŞMELER

A+A-

Konumuza girmeden dün Ersan Aksu basın mensuplarının sorduğu sorular üzerine verdiği cevapta, “Belge getirin gereğini yapalım” demiş. İsterse gelsin bize, istemediği kadar belge verelim kendisine. Belge demişken aklıma geldi, bizde o kadar çok belge var ki anlatamam. Bir dolap ağzına kadar belge dolu, ta yirmi yıl öncesinden bu güne dek binlerce belge var bizde zamanı geldikçe ve muhatapları kaşındıkça yayınlayacağız. Kayıklarda meclis üyeleriyle selfie -özçekim- yapan belediye başkanlarından tutun da belediyelerin şirketleri üzerinden milyonlarca liralık ödemeler alan hortumculara varıncaya dek istemediğiniz kadar belge var. Zamanı geldikçe yayınlayacağız, hepsini birden yayınlayıp sermayeyi tüketmeye gerek yok.

Her zaman söylediğim şeyi tekrar ederek bugünkü yazıma başlamak istiyorum, olayların görünen tarafına değil de görünmeyen tarafına bakmak lazım. Dediğimi beni okuyan herkes bilir. Son günlerde yaşanan olaylara bakıldığında bu dediğimin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Bir yandan İYİ Partili Milletvekilleri istifa ediyor, bir yandan Devlet Bahçeli İYİ Parti'ye sahip çıkın diyor, bir yandan Abdullah Gül basın açıklaması yapıp reddi miras edercesine dün dediklerinin bugün tam tersini söylüyor, bir yandan da Gezi olayları ile ilgili mahkeme beraat kararı veriyor. Diğer yandan ise darbe senaryoları ayyuka çıkmış durumda. Tüm bu olup bitenlerin tesadüfi olması mümkün değildir, mutlaka bu işin arka planı ve yönetimi vardır, başka türlü de olamaz zaten. Bu ara Atilla Akar’ın Derin Devlet kitabını okuyorum. Atilla Akar’a göre devletleri siyasetçiler değil arka planda olan devlet aklı yönetir, iktidara kim gelirse gelsin devletin aklıyla ülkeyi idare etmek zorundadır. AK Parti ilk iktidar olduğunda biraz bu geleneğe uymamış olabilir ama daha sonraki yıllarda AK Parti, devletin ta kendisi olmuştur.

Abdullah Gül’ün yaptığı açıklamalarla konumuza başlamak istiyorum. Kimilerine göre Abdullah Gül, İngilizlerin Türkiye’deki Siyasal İslam’ı kontrol altına almak için kullandıkları adamlarıdır, kimilerine göre haindir. Hangisi olursa olsun Refah Partisi'nde uzun yıllar merhum Erbakan Hocayla beraber siyaset yapmış, dünya makamlarının en üstü olan Cumhurbaşkanlığı makamına oturmuş siyasi bir kişiliktir. Yaptığı açıklamaların bir kısmına katılmamak mümkün değil. Siyasal İslam bitmiştir dedi, bu çok doğru bir tespittir. Keşke doğru olmasaydı ama maalesef elli yıldan beri Müslümanların verdiği mücadele ile sonunda iktidar olundu ama gelinen nokta çok kötü bir nokta. Ne gençlik istenildiği durumda, ne kadınlarla ilgili istenilen durum var ne de adam yetiştirme noktasında istenilen durumda Siyasal İslam. Bu konunun detayına girmek istemiyorum, o konu ayrı bir yazı konusu ama bu bir gerçek, kimse kimseyi kandırmasın. Manevi iklimde, makamda, parada ve kadında Siyasal İslam sınıfta kalmıştır…

Abdullah Gül’ün Gezi olaylarıyla ilgili söyledikleri çok kötü, ona o sözleri asla yakıştıramadım. Geçmişinde savunduklarını reddi miras ederek ülke yönetimine isyan niteliğindeki bir kalkışmayı savunmak Cumhurbaşkanlığı yapmış bir şahsiyete hiç yakışmadı. Ali Babacan’ın kuracağı partinin ise iş yapacağını düşünmüyorum, Davutoğlu’ndan biraz daha fazla oy alır ama AK Parti’nin alternatifi olacağını sanmıyorum. Kaldı ki bu ülke demokratik bir ülke, isteyen partisini kurar, toplumun karşısına çıkar, ülkeye hizmete talip olduğunu söyler ve oy ister, millet ise oy verir ya da vermez o ayrı bir konu. Burada dikkatimi çeken konu Abdullah Gül’ün yaptığı açıklamayla Gezi olaylarının aynı zamana rast gelmesi veya bu dönemde beyanat vermesidir. Bunun zamanı şimdi mi derseniz, bana göre değil ama tercihi öyle olmuş. Aynı dönemde İYİ Parti’de istifaların peş peşe gelmesi de enteresan bir rastlantı mı yoksa bu olup bitenlerin tamamının aynı dönemde olması derin aklın bir projesi mi yoksa gündem değiştirmek mi onu tam net olarak bilmek mümkün değil. Ancak bildiğim ve anladığım şey bu kadar olayın aynı zaman diliminde olmasının tesadüfi olmadığıdır.

Reisicumhur bu ülkenin en iyi siyaset bilenidir. Hem toplum mühendisliğini hem de siyaset mühendisliğini çok iyi bilir. Devlet aklı da bunu bildiğinden işin arkasında çok farklı şeyler olduğu kanaatindeyim. Nedir bu farklı şeyler derseniz, onu net olarak kestirmek mümkün olmamakla birlikte az çok neyin ne olduğunu tahmin edebiliyoruz ama burada yazmanın doğru olmayacağı kanaatindeyim. Darbe konusuna gelince, ben buna hiç ihtimal vermiyorum. Bu tamamen algı operasyonu gibi geliyor bana. Zira 15 Temmuz hain darbe girişimi çok yeni, bu kadar kısa zamanda ikinci bir kalkışma olacağına ihtimal veremiyorum ve bu teknik olarak da mümkün gözükmüyor. Bu işler öyle çocuk oyuncağı değil. Darbe yapacağım demeyle veya spor müsabakası gibi bu olmadı yeniden maç yapalım dercesine sürekli bu işlerle uğraşmak mümkün değil. Bu olsa olsa algı operasyonudur, onun dışında çok da itibar edilecek bir şey olmadığını düşünmekteyim. Benim bu konuda söyleyeceğim şey, bu işlerin derin aklın işleri olduğudur, onun dışında şimdilik bir şey söylemek istemiyorum. Bugünlük de bu kadar, kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum