HAREMİ ŞERİFTE DÜZENLİ KAOS…
Hac ve Umre ibadetleri, insanlık tarihinin en etkileyici toplu yolculuklarından biridir. Milyonlarca mümin, farklı ülkelerden, farklı dillerden, farklı kültürlerden kalkıp tek bir merkeze—Kâbe’ye—akmaktadır. Fakat dikkatle bakıldığında, bu akışın içinde ilk anda insanın gözünü dolduran, zihin dünyasını karıştıran bir “yoğunluk” vardır. Sokaklar kalabalık, yollar tıklım tıklım, otellerin önleri insan seli, Mescid-i Haram’ın etrafı sürekli hareket hâlinde… İlk bakışta tam bir “kaos” manzarası. Fakat bu kaosun içinde bir sır, bir ölçü, bir nizam gizlidir. İşte bu sebeple bu manzaraya en doğru isim belki de “DÜZENLİ KAOS”tur.
Çünkü bu kalabalığın içinde kimse kimseyi iterek, düşmanlık ederek ilerlemez; herkes aynı hedefe, aynı merkeze, aynı niyete doğru yürür. Birbirini anlamayan diller, birbirinin kültürünü bilmeyen topluluklar, birbirinin halinden habersiz insanlar, tek bir ruh hâliyle hareket ederler. Kâbe’yi tavaf etmek, Allah’ın evine varmak ve O’nun huzurunda durmak… Kalabalığın karmaşık gibi görünen akışı, aslında kaderin ince ayarıyla kurulmuş bir düzen gibidir. Sanki görünmeyen bir ilâhî el, bu milyonluk insan akışını yönlendirmekte, hepsini birbirine bağlamakta, hepsini tek merkezde buluşturmaktadır.
Bu düzenli kaosun en dikkat çeken yönü, “yapay olmayan düzen” oluşudur. İnsan eliyle planlanmış, çizilmiş bir güzergâh değil; insan kalbinin yöneldiği bir akıştır. Milyonlarca kişi aynı anda yola çıkar, aynı kapılardan girer, aynı alanlarda ilerler; fakat kimse kaybolmaz, kimse yalnız hissetmez, kimse dışarıda kalmaz. Adım adım yürürken, insanın ruhunda şöyle bir his belirir; “Bu kalabalığın içinde ben bir tek kişiyim ama bu tek kişiliğimin değeri, milyonlarla birleşince daha da artıyor.”
İşte bu duygu; Hac ve Umre yolculuğunun ruhunu oluşturan en büyük sırdır. İnsan, kalabalığın içinde kaybolmaz, kalabalığın içinde bulunur. Milyonlar içinde tek kişi olmak, insana küçüklük değil, aksine bir büyüklük ve aidiyet hissi verir. Çünkü o kalabalığın her bir adımı, aynı niyetin, aynı yönelişin, aynı teslimiyetin adımıdır. Herkes birbiriyle aynı noktaya bakar, gözler aynı merkeze yönelir, yürekler aynı sevgiyle dolar. Bu nedenle “düzenli kaos”; dışarıdan bir karmaşa gibi görünür ama içeriden bakıldığında bir ruh selameti ortaya çıkarır.
Bu akışın en duygusal tarafı; Kâbe’ye doğru atılan her adımda hissedilen huzurdur. Kalabalığın gürültüsü bile bir zikre dönüşür. Binlerce adımın ritmi, yüz binlerin nefesi, milyonların duası; aynı anda dolaşır havada. Hiçbir müzik, hiçbir ritim, hiçbir toplu organizasyon bu kadar insicamlı, bu kadar uyumlu olamaz. Yalnızca ilahi bir çekim merkezi, bu kadar farklı insanı böylesine eşit, böylesine sakin, böylesine aynı hedefte toplayabilir.
Özellikle tavaf anı, bu “düzenli kaos”un doruk noktasıdır. İnsan ilk anda tavaf alanına baktığında şaşırır; “Bu kalabalık nasıl hareket ediyor? İnsanlar nasıl karışmıyor? Nasıl birbirini ezmiyor?” Fakat tavafa girildiğinde her şey kendiliğinden anlaşılır. Yürüyen akış, insanı içine alır. Bir an gelir, kalabalık insanı sürüklemez, insan kalabalığı hissederek yürür. İtmeden, zorlamadan, mücadele etmeden… Çünkü orada herkes, sadece Rabbine doğru yürümektedir. Tavafın her turunda, kalabalığın gürültüsü azalır, iç dünyanın sesi yükselir. İnsan, adımlarını değil, hissiyatını takip etmeye başlar. Kâbe’ye yaklaştıkça kalbinin ritmi hızlanır. Etrafında milyonlarca insan vardır ama insan, en çok o an yalnızdır. Yalnızlığın adı; burada huzurdur. Kalabalığın adı ise; rahmettir.
Bu nedenle, Hac ve Umre yolculuğu, insanı hem kalabalığın parçası yapar hem de kendi içine döndürür. Bu yolculuk, bir toplu ibadet olduğu kadar, bir kişisel arınma sürecidir. Milyonlarla aynı taşı dönerken, insan kendi içindeki karanlıklarını da döndürür. Kalabalık insanı yormaz; aksine insanı taşıyan bir güç hâline gelir. Bu yüzden Mekke’deki milyonlarca insanın oluşturduğu bu devasa topluluk, dışarıdan bakınca kaos gibi görünse de, aslında müminlerin ruhlarını yıkayan, gönüllerini temizleyen bir düzendir.
Düzenli Kaos… belki de Hac ve Umre ibadetini en iyi anlatan ifade budur. Düzenli bir karmaşa, karmaşanın içindeki huzur, huzurun içindeki teslimiyet… Dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan, hiçbir kalabalığın
yaşatamadığı bir ruh hâli… İnsanın kalbine şu derin cümleyi bırakan kutsal bir düzen; “Milyonlar içinde tek olmak, tek tek milyonları oluşturmak…”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.