HAYA İMANDANDIR...
Utanmak, insanın hem fıtrî hem de imanî bir emniyet kemeridir. Bir toplumda haya ve edep zayıflamaya başladığında; önce sözler kirlenir, ardından bakışlar bulanır, davranışlar çiğleşir, ilişkiler yozlaşır ve nihayet ruh çöker. Bugünün insanı tam da böyle bir eşikte durmaktadır. Utanmayı unutan, sınırları silikleşen, mahremi sıradanlaşan, ayıbı normalleşen bir insanlık tablosu var karşımızda. Oysa utanmak; bir eksiklik değil, insanı insan yapan en temel zenginliktir.
Toplumsal hayatta olan biteni anlamak için sosyolojik okumalar yaptığımızda şunu açıkça görmekteyiz; modern dünyanın “utanmazlık” olarak tezahür eden bu krizi, aslında hızın, hazzın ve sosyal medyanın dayattığı bir kimlik kaybının ürünüdür. İnsan artık yaptığı yanlışla yüzleşmiyor, bilakis onu teşhir etmeyi cesaret sanıyor. Kalabalıklarda alkış almak, doğruluğun ölçüsü hâline geliyor. Bir davranışın dinen, ahlâken veya insanî açıdan doğru olup olmadığı önemini yitiriyor; “trend olması”, “beğeni alması” yeterli sayılıyor. Böylece ölçü bozuluyor, utanma duygusu yıpranıyor ve toplum, çürümeyi fark edemeyecek hâle geliyor.
Sosyolojik açıdan en büyük kırılma; mahremiyetin değer olmaktan çıkmasıdır. Eskiden aile içinde saklı kalan, kişinin izzetine dokunan, insanın iç dünyasında taşıdığı sırlar vardı. Şimdi ise mahremiyet, kamusal alanda dolaşıma sokulan bir meta hâline geldi. Herkes kendi hayatından bir şeyler pazarlıyor; kimisi bedenini, kimisi evinin en özel detayını, kimisi kederini, kimisi sevincini… Bu kadar ifşanın olduğu bir yerde de elbette haya kalmıyor. Utanma duygusu kendine bir sığınak bulamayınca toplumun zırhı delinmiş olur. Sokakta yükselen sesler, ilişkilerdeki hoyratlık, aile içi çatışmalar ve gönüllerdeki kırıklık aslında bu zırhın parçalanmasının yansımalarıdır.
Dini açıdan meseleye baktığımızda ise iş daha derin bir manaya kavuşur. Efendimiz (sav), “Utanmıyorsan dilediğini yap” buyurarak, ahlâkın giriş kapısına işaret eder. Çünkü haya; imanın şubesidir, kalbin nurudur, insanın iç disiplini ve Allah’a karşı duyduğu saygının dışa yansımasıdır. Utanmak, insana haddini hatırlatır; yanlışın kapısına yaklaşınca geri çeker, harama meyil ettiğinde titretir, kul hakkına uzanırken eli durdurur.
Allah’ın gördüğünü bilmek, meleklerin yazdığını hatırlamak, mahşerin hesabını düşünmek; haya duygusunu diri tutar. Bu olmayınca insan özgürleşmiyor, tam tersine nefsinin esiri oluyor. Bugün insanlar çoğu zaman “utanmayı” psikolojik bir zayıflık, mahcubiyeti ise geri kalmışlık olarak okuyor. Oysa dinimizde haya; kişiyi olgunlaştıran, davranışlara kalite kazandıran, yüzü aydınlatan bir güzelliktir. Haya sahibi insan; ne kendine ne başkasına zarar verir. Sözünde vakar olur, adımında ölçü olur, sesinde merhamet olur. İşte bu kaybedildiğinde geriye sadece kabalık, ukalalık, saldırganlık ve doyumsuzluk kalır.
Bireysel açıdan mesele ruhun çöküşüdür. Çünkü utanma duygusu kaybolduğunda, iç denetim mekanizması çöker. İnsan artık yanlış yaptığında kendine hesap sormaz. Yüz kızarması gereken yerde yüz donuklaşır, vicdanın sesini bastıran bir gürültü oluşur. Bu, ruhun en derin dehlizlerinde meydana gelen bir çürümedir. İnsan kendini denetlemeyince nefsin arzuları aklı yönetmeye başlar. “Utanma duygusu zayıflamış bir ruhun” en büyük kırılganlığı; yaptığı yanlışı normalleştirmesi, hatta bir süre sonra onu savunmasıdır. Bu savunma, insanı daha büyük yanlışlara taşır ve sonunda kalbin kararmasına, ruhun hantallaşmasına neden olur.
Utanmayı unuttuğumuzda kaybettiklerimiz çoktur. Evlatlarımızın safiyeti, ailemizin huzuru, toplumun adabı, ilişkilerin samimiyeti, sözün ağırlığı, davranışın zarafeti… Haya gidince insana ait olan her şey yavaş yavaş söner. Çünkü utanmak; aslında “kim olduğumuzu bilme” hâlidir. Kendini bilen insan; haddini de bilir, haddini bilen insan ise; kirlenmeden yaşar. Bugünün insanına yeniden utanmayı öğretmek gerekiyor. Bu eğitim; okulda değil, kalpte başlar. Anne-babanın bakışında, toplumun değerlerinde, dinin öğretilerinde saklıdır. Çocuklarına yanlış yaptığında “üzülmesini”, “utanmasını” öğreten bir toplum; vicdanı diri, kalbi temiz bir gençlik inşa eder. Ama her yanlışı alkışlayan, her densizliği mizah sayan, her ayıbı normalleştiren bir toplum, geleceğine kendi elleriyle zarar verir.
Utanmayı kaybetmek; insanlığın kendini kaybetmesidir. Haya ise; hem ruhu hem toplumu dirilten ilahî bir rahmettir. Dönüp aynaya bakmanın, yüzümüzü kızartmayan hatalarla yüzleşmenin, kalbimizi yeniden hassaslaştırmanın vaktidir. Çünkü utanmayı hatırladığımız gün; insanlığımızı da hatırlamış olacağız. Haya imandandır. Utanmak anlamına gelen haya unutulursa; kişinin imanla da bağı kesilmeye başlar. Utanmak; toplumsal bir balanstır. Utanmanın buharlaştığı toplumlarda, haksızlık sınırları da aşılır ve nerede duracağı da belli olmaz. Hayata yeni başlayan çocuklara ilk öğretilecek konu başlıklarından birisi; utanma duygusu olmalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.