• BIST 89.764
  • Altın 145,339
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Samsun 8 °C
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 9 °C
  • SAMSUNSPOR U-21 SERİYE BAĞLADI
  • "HERKES BİR BİRİNE İNANIYOR"
  • BALKES HAZIRLIKLARI BAŞLADI
  • SAMSUNSPOR U-21 SERİYE BAĞLADI
  • "HERKES BİR BİRİNE İNANIYOR"
  • BALKES HAZIRLIKLARI BAŞLADI

KENDİ MUHASEBEMİZİ YAPABİLİYOR MUYUZ?

Adnan Bahadır

KENDİ MUHASEBEMİZİ YAPABİLİYOR MUYUZ?

Allah Resülü bir Hadis-i Şerifte “Hesaba çekilmeden önce kendi nefsinizi kendiniz hesaba çekiniz” buyurmaktadır, insanoğlu sürekli başkalarını tenkit etmekten kendi nefsini muhasebe etmeye zaman bulamaz. Tasavvufun önemi işte burada anlaşılıyor, ehli tarik insanlar başkalarını eleştirirken çok dikkatli davranırlar, başkalarının kalbini kırmamak için özel itina gösterirler, bu yüzden ehli tarik insanların samimi olanlarına saygı duyarım. Gazetecilik mesleğinin en önemli özelliği eleştiri yapmak olduğundan sürekli olarak eleştiri yapmak zorunda olduğumuz için zaman, zaman kendi eksiklerimize bakmaya fırsat bulamayız. Yüce Rabbimiz “Biz insanları ve Cinleri sadece bize ibadet etmeleri için yarattık” buyurmaktadır, o halde her yaptığımız iş bu Ayeti Celile'nin ışığında olmak zorundadır. Başkalarını eleştirirken o eleştirilerden kendi nefsimize pay almaz isek yazıklar olsun bize. Zira yapılan her eleştiri hataların ortadan kalkması için yapıldığına göre kendi nefsimizin hatalarını, eksiklerini, yanlışlarını bertaraf etme mücadelemiz olmaz ise vay halimize.

Bugünkü yazıma bu başlığı verme nedenim yeni okumaya başladığım Dücane Cündioğlu'nun 'Düşünce Düşlenir' adlı kitabının içeriğinden etkilenme nedenimdir. Kitap okumak çok güzel bir alışkanlıktır ancak işlerimizin yoğunluğu ve televizyon alışkanlığımız nedeniyle ancak ayda bir kitap okuyabiliyoruz, oysa ki bizim mesleği yapan insanlar mutlak surette haftada bir kitap okumaları gerekiyor.Yaptığımız işin yoğunluğu, hayatın sıkıntıları, sosyal sorumluluklarımız, ekonomik yükümlülüklerimiz o kadar yoğun ki kendimizi zorlayıp günde en az bir saat kitap okumasak kitap okuma işimiz tamamen suya yatacak. İmam-ı Gazali hazretleri okudukça cehaletimi anladım buyurmakta, ne kadar güzel ve büyük bir söz değil mi? Gerçekten insan okudukça cehaletini anlıyor, sadece okumak da yetmiyor, okuduğumuzu hayatımıza tatbik etmedikçe okuduklarımızın bir anlamı kalmaz.

Atilla Akar, Derin Devlet kitabında Aydın'ı tarif ederken üzerine vazife olmayan işleri merak edip araştıran kişi aydın kişidir diyor,Dücane Cündioğlu ise olaya biraz daha farklı bir yaklaşımda bulunarak bir şeyleri mesele edenler gafletin, o şeyleri mesele edinenler mahrumiyetin, mesele çıkaranlar ise ihanetin açığa çıkmasına yol açmış olurlar diyor ve noktayı çok enteresan bir sözle koyuyor. Nedir o enteresan söz derseniz noktasına virgülüne dokunmaksızın söylüyorum “meselesi olmayanlar her şey olabilirler ama adam olamazlar” diyor. Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı ve ne kadar doğru bir tespit değil mi? Bir insan kendisinden başkasını düşünmez, toplumun sorunlarını kendisine mesele edinmez ise insan olabilir ama asla adam olamaz. Toplumun dertlerini dert edinenler çok sıkıntı çekerler, itilip kakılırlar, egemen güçlerin düşmanı ilan edilirler ama mutlaka yaptıklarının sonucunu alırlar.

Toplumun sıkıntılarını kendilerine dert edinenlerin Allah katında değerinin çok yüksek olduğunu hem Rabbimiz, hem de Efendimiz bizlere açıklamışlardır, buna en açık örnek Merhum Özal'ın ondokuz yıl önce ölmüş olmasına rağmen hiçbir organının çürümemiş olması rahatlıkla gösterilebilir. Merhum yaşamı boyunca toplumun sıkıntıları ile uğraşmış, bu uğurda bir çok fedakarlık yapmış, hatta hayatını bu uğurda feda etmiştir. Sağlığında bir çoğumuz kıymetini bilemedik ancak hayatın gerçekleri ortaya çıktıkça rahmetlinin çektiği çileleri rahatlıkla anlayabiliyoruz. Şayet bugün bir çok olayın arka planı ortaya çıkmasaydı yine de anlama şansımız olmayacaktı. Derin Devletin geçmişteki başrol oyuncularının yaptıklarının hesabı bugün sorulmaya başlanmasaydı toplum olarak hiçbir şeyin farkına varamayacaktık.

Bundan on yıl önce başörtülü kardeşlerimiz değil kamuda çalışma hakkı aramaları, kamusal alanlara giremezler diye nerede ise sokakta yürüyemeyeceklerdi. Toplum öyle bir hale gelmişti ki muhafazakar insanlar adeta soluk alamaz hale gelmişti. On yıl önce bu ülkede kamu kurumlarında başörtülü çalışma konusunda bazı düzenlemeler yapılacak denseydi bunu diyen kişiyi tımarhanelik ilan ederdik ama Allah'a binlerce kez şükürler olsun ki bu gün gelinen noktada bu konu tartışmaya açılmasına kadar vardı.Bu detayları verme nedenim toplum olarak kolay unuttuğumuz için geçmişte yaşananları hatırlayıp, bundan sonraki hayatımızı ona göre tanzim etmemiz gerektiğidir.

Hizmet yapacağız diye her türlü tavizi veren, bacılarımızın başını açarak her ortama girmesine cevaz veren, ilmi siyaset deyip inandıklarını inkar etmeyi dava adına makul gören ve hiçbir çileye talip olmayan insanların geldiğimiz noktada en ufak bir katkıları olmadığını da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Çile çekmeden, bedel ödemeden, yattığı yerden ahkam kesenlerin tarihin hiçbir döneminde takdir edilmeyeceklerini de unutmayalım. Bu duygu ve düşüncelerle hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmemizi tavsiye ederek sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim