DOĞRULARI YAZMAK O KADAR DA ZOR OLMASA GEREK

DOĞRULARI YAZMAK O KADAR DA ZOR OLMASA GEREK

Toplum olarak öyle bir hale gelmişiz ki herkes durum dan vazife çıkartıp işini ona göre yapmaya çalışıyor.

Ticaret yapan ticaretin dengelere göre, siyaset yapan zaten dengeleri gözetmek zorunda, bürokrasiye gelince, bir arkadaşımın deyimiyle en iyi siyaseti yapan onlar, diyor..

Bazı gazeteciler de üç kuruşluk menfaatleri için habere takla attırıp olayı tam tersine çevirecek kadar ilkesiz duruş sergiliyorlar ne yazık ki. Hal böyle olunca işin içerisinden çıkmak mümkün olmuyor.

Kim ne derse desin, dengeler nereden yana olursa olsun, biz doğruları yazmak zorundayız. Efendimizin hayatını daha önce okumuştum. Demek ki, o dönem deki bakış açımla şimdiki bakış açım farklı ki şimdi yeniden okuyunca farklı duygulara kapıldım.

Risaletin ilk on yılında Mekke'de efendimize inananların sayısı o kadar azınlıkta kalmış ki, peygamberimizin amcası Ebu Talip vefat edince kendisine destek olacak Mekke eşrafından kimseleri bulamamış, bunu fırsat bilen kafirler de ona her türlü zulmü yapmışlardır.

Efendimiz, tebliğ görevini yapabilmek için panayırlara gidip oralara gelen insanlara islamı anlatmaya çalışmış, durumu gören Mekkeli kafirler anında müdahale edip Peygamberimizi o topluluklardan uzaklaştırmışlardır. Ne zaman ki efendimiz eski adı ile Yesrip, yeni adı ile Medine'i Münevvere'ye hicret edip akabe biatlarında yeterli desteği bulmuş, ondan sonra rahat bir nefes almıştır.

Bu detayı verme nedenim, hakikati söylemek için toplumun dengelerini gözetme gereği olmadığını örnekleyerek anlatmaktı.

Peygamberler yaşadığı toplumlara inandığı hak davayı yeterince anlatma fırsatı bulamamıştır. Bulsa bile iman edenler etmeyenlere göre çok az sayıda kalmıştır. Hiç bir Peygamber de davasını anlatmaktan asla vazgeçmemiştir.

Efendimiz, zaman zaman rabbine yakarışta bulunarak “Ya Rabbi bu insanlar iman etmiyorlar, bunlara hidayet nasip et” diye dua edince, Cenabı hak “Ey Resulüm senin görevin sadece tebliğ etmek, gerisi senin görevin değil” nidası ile cevap vermiştir.

Ben her zaman bu ölçüyü kendime şiar edindiğimden doğruları yazma konusunda hiçbir zaman tereddüt etmedim. Zira her yazdığım mahşerde karşıma çıkacağından dengeleri gözetip hesabını vermektense, Rabbimin rızasını gözetmeyi tercih ettim. Bu nedenle çok eleştirildim, çok bedel ödedim ama yaptıklarımdan asla pişman olmadım.

Gelelim asıl konumuza, yaklaşık 15 günden beri Gezi parkı olayları ile yatıp, kalkıyoruz. Gezi parkı olayları, görünüşte basit bir AVM yapımını protesto olayı gibi gözüküyor ancak kimse olayın perde arkasını yazmıyor veya dengeleri gözettiği için yazmak istemiyor.

Siyasetçiler olayı çevre katliamı olarak görmek zorundalar, çünkü gerçeği söylemek onların işine hiç gelmiyor. Basın yayın kuruluşları ise tiraj peşinde koştuklarından dolayı her yayın kuruluşu kendi okur kitlesine göre haber yapmak zorunda kalıyor. Hal böyle olunca kimse çıkıp da “bu işin aslı şudur” diyemiyor. Üzülerek ifade etmek gerekirse, bu işi söylemek yine bu fakire düştü. Nedir bu işin aslı derseniz izin verin anlatayım.

Yaklaşık bir yıldan fazla bir süre devam eden Hükümet -Cemaat kavgasında MİT , hükümetin yanında yer alırken, EMNİYET ise ağırlıklı olarak cemaatin kontrolünde idi. Hükümet son polis tayinleri ile birlikte cemaat mensubu polisleri dağıtınca, bardağın taştığını düşünen cemaat düğmeye bastı. Cemaat, hükümete bir göz dağı vermenin zamanı geldiğini düşünerek olayları başlattı.

Olaylar başladıktan sonra belki cemaat her şeyi kontrol edemedi ama yaptığım araştırmalar sonunda bu işin başlangıç noktasında cemaatin olduğunu çok emin kaynaklardan öğrendim.

Cemaatin asıl gayesi hükümete göz dağı verip pazarlık masasına oturtmak ise de Başbakan hiç yanaşma niyetinde değil.

Cemaatin bu A planı. B planına gelince Başbakan'ı AK Parti'nin başından uzaklaştırıp kendilerine yakın bir ismi partinin başına getirmek şayet bunda da başarılı olamaz iseler bu sefer C planını devreye sokmak. Nedir C planı? CHP 'nin başına Mustafa Sarıgül'ü getirerek iktidar olmaya çalışmak.

Peki, bu planın arkasında kim var derseniz, okyanus ötesinde liderin bağlı olduğu noncon cular bu işi gayet iyi yönetmeye çalışıyorlar derim. Mevcut iktidar bu işin içerisinde asla değil. Bu yazdıklarımı benimsemeyen arkadaşlar olabilir ancak tavsiyem bu yazıyı kesip saklasınlar. Bakalım önümüzdeki süreçte neler olacak, kim haklı çıkacak.

Dikkat eder seniz, Gezi parkı olayları ile ilgili cemaate yakın hiçbir basın yayın organı taraf olacak yayınlar yapmadı. Ortada durmaya çalıştı. Hatta okyanus ötesi yayınladığı bildiride hükümeti sert olmamaya davet ederek bir anlamda protestoculardan yana ihsası rey de bulundular.

Kısacası , Gezi parkı olayları göründüğü gibi basit bir AVM, yeşile duyarlılık olayı değil, bazı şeylerin denemesidir.

Bu nedenle herkesi var gücüyle iktidara destek olmaya davet ediyorum. Bu daveti yaparken iktidar partisindeki üç kağıtçılarla da mücadeleye devam edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Kalın sağlıcakla

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum
Adnan Bahadır Arşivi
SON YAZILAR