HAÇLI ZİHNİYETİ VE ORTADOĞU…
Tarih boyunca Ortadoğu yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir medeniyetin kalbi olmuştur. Bu topraklar; peygamberlerin yürüdüğü, vahyin indiği, büyük devletlerin kurulduğu ve insanlığın kaderini etkileyen olayların yaşandığı bir merkezdir. İşte tam da bu sebeple Ortadoğu hiçbir zaman sadece Ortadoğu olmamıştır. Bu bölge, tarih boyunca büyük hesapların, ideolojik mücadelelerin ve medeniyet çatışmalarının sahnesi olmuştur. Haçlı zihniyeti dediğimiz şey de yalnızca Orta Çağ’da yapılan Haçlı seferlerinden ibaret değildir. Haçlı zihniyeti, aslında bir bakış açısıdır. Bu bakış açısına göre Ortadoğu; kontrol edilmesi gereken bir bölge, zenginlikleri paylaşılması gereken bir alan ve özellikle İslam dünyasının zayıflatılması gereken bir merkez olarak görülmüştür.
1095 yılında başlayan Haçlı Seferleri, görünürde dini bir motivasyonla başlatılmış olsa da arkasında çok daha büyük siyasi ve ekonomik hesaplar vardır. Kudüs’ü ele geçirmek bahanesiyle başlayan bu hareket, aslında Doğu’nun zenginliklerine ulaşma arzusunun da bir sonucudur. Avrupa’nın fakirliği ile Doğu’nun zenginliği arasındaki fark, Haçlı ordularını harekete geçiren önemli sebeplerden biridir. Haçlı orduları Anadolu’dan geçerken şehirleri yakmış, insanları katletmiş ve İslam coğrafyasını zayıflatmak için büyük bir tahribat yapmıştır. Ancak Müslümanlar, zaman zaman iç çekişmeler yaşasalar da sonunda toparlanmış ve Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethetmesiyle bu süreç önemli bir kırılma noktası yaşamıştır. Fakat Haçlı zihniyeti burada bitmemiştir. Tarihsel süreç değişmiş, yöntemler değişmiş ama zihniyet aynı kalmıştır. Bugün Ortadoğu’ya baktığımızda, yüzyıllar önceki Haçlı bakış açısının farklı araçlarla devam ettiğini görmek zor değildir.
Bir zamanlar kılıçlarla gelenler bugün ekonomik ambargolarla, siyasi projelerle, medya operasyonlarıyla ve vekâlet savaşlarıyla gelmektedir. Dün Haçlı orduları vardı, bugün ise küresel güçlerin planları vardır. Dün kaleler kuşatılıyordu, bugün devletler içeriden parçalanmaktadır. Irak’ın işgali, Suriye’nin parçalanması, Filistin’in yıllardır süren dramı, Libya’nın istikrarsızlığı, İrandaki son durum ve bölgedeki bitmeyen çatışmalar; Ortadoğu’nun hâlâ küresel hesapların merkezinde olduğunu göstermektedir. Ortadoğu’nun zengin petrol kaynakları, stratejik geçiş yolları ve üç büyük dinin kutsal merkezlerine ev sahipliği yapması bu bölgeyi sürekli hedef haline getirmiştir. Bu nedenle Ortadoğu’daki hiçbir gelişme yalnızca yerel bir mesele değildir. Her olayın arkasında küresel güç dengeleri ve stratejik hesaplar bulunmaktadır.
Ancak burada asıl sorgulanması gereken mesele ve Haçlı zihniyeti kadar tehlikeli olan bir başka gerçek; Müslümanların kendi aralarındaki parçalanmışlığıdır. Tarih bize göstermiştir ki; dışarıdan gelen hiçbir güç, içeride bir zafiyet yoksa bu coğrafyayı kolay kolay kontrol edemez. Haçlı ordularının başarı kazandığı dönemler, Müslümanların kendi aralarında bölündüğü zamanlardır. Aynı şekilde bugün de Ortadoğu’nun en büyük sorunu dış güçler kadar iç çekişmeler, mezhep kavgaları ve siyasi parçalanmışlıktır. Birbirine düşman hale getirilmiş toplumlar, ortak bir medeniyet bilincini kaybetmiş devletler ve kısa vadeli çıkar hesapları; bu coğrafyanın en büyük zayıflık noktasıdır. Oysa Ortadoğu’nun tarihi, birlik olduğunda nasıl büyük medeniyetler kurduğunu da göstermektedir. Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde bu coğrafya yalnızca güçlü değil aynı zamanda dünyanın bilim, kültür ve ticaret merkezi olmuştur.
Bugün Ortadoğu’nun yeniden ayağa kalkabilmesi için önce zihinsel bir uyanışa ihtiyacı vardır. Çünkü mesele sadece dış güçlerin planları değildir. Asıl mesele, Müslüman toplumların kendi medeniyet bilincini yeniden inşa edip edemeyeceğidir. Unutulmamalıdır ki; Haçlı zihniyeti yalnızca dışarıdan gelen bir tehdit değildir. Bazen bu zihniyet; Müslümanların kendi değerlerini terk ettiği, kendi medeniyetini küçümsediği ve kendi kardeşine düşman olduğu anlarda da etkisini gösterir. Ortadoğu’nun kaderi, dışarıdan gelen planlarla değil, içeride oluşacak bilinçle değişecektir. Çünkü tarih bize şunu açıkça öğretmiştir ki; bir coğrafya dışarıdan fethedilmeden önce, içeride zayıflatılır. Bir medeniyet yıkılmadan önce, kendi değerlerinden uzaklaşır. Parçalanmışlıklardan hainler ürer. Güçlü devletlerin ajanları, üreyen hainlerle işbirliği yaparak, dağınıklıktan da istifade ederek emellerine ulaşırlar. İnandığı dinin hakikatlerini göremeyen Müslüman toplumlar, emperyalistlere yam olmaktadırlar.
Haçlı zihniyetinin hedefi ortadoğunun tamamıdır. Bu zihniyet batılı temsil eder. Hakkı temsil eden Müslüman toplumlar, "Hakk"ın hakkını vermelidirler. Kur'ana konu olan Hak-Batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Müslümanın sorunu ve sorumluluğu, tarafını belirlemektir. Gerisi Allah’ın takdiridir. İnsanlık tarihi başlayalı bugünün tespitlerine göre yaklaşık onbeş bin yol olmuştur. O günden bugüne Haçlı zihriyeti ve seferi vardır. Kabilin Habili şehit etmesiyle başlayan bu süreç kıyamete kadar devam edecektir. İlahi imtihanın en hassas sorusu cihattır. Bunun içindir ki; Allah Müslümanın malını ve canını cennet karşılığı satın alındığını bildirmiştir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.