İLÂHİ İMTİHAN

İnsan, hayatın içinde iki büyük imtihanla yoğrulur; varlık ve yokluk… Çoğu zaman zannedilir ki asıl zor olan yokluktur. Oysa hakikat biraz daha derindir. Yokluk; insanı eğiten, varlık ise; çoğu zaman insanı sınayan bir süreçtir. Çünkü yoklukta insan mecburen toparlanır, ölçülü olur, sabretmeyi öğrenir. Ama varlıkta insan, eğer kendini kontrol etmezse; dağılır, taşar ve haddini unutur. İşte bu yüzden yokluk ve zorluk; bir ceza değil, çoğu zaman bir eğitimdir.

Varlığın oluşturduğu konfor, kontrol edilmediğinde insanın ruhunda fark edilmeden bir şımarıklık üretir. İstediği her şeye kolay ulaşan, beklemeyi bilmeyen, “yok” kelimesine yabancı büyüyen bir insan; hayatın gerçekleriyle karşılaştığında büyük bir sarsıntı yaşar. Çünkü hayat, her zaman “evet” demez. Hayat bazen kapıları kapatır, bazen geciktirir, bazen de insanı yoklukla terbiye eder. Bu terbiyeden geçmemiş bir ruh; ilk zorlukta kırılır. En küçük sıkıntıyı büyütür, en ufak engeli aşılmaz bir duvar gibi görür.

Oysa yokluk; insanın gözünü açar. Azla yetinmeyi öğretir. Kanaati, sabrı, şükrü ve mücadeleyi öğretir. Elindekinin kıymetini bilmeyen bir insan; aslında hiçbir şeye sahip değildir. Çünkü değer bilmeyen, sahip olmanın anlamını da idrak edemez. Yokluk yaşayan bir insan ise; bir lokmanın, bir damla suyun, bir dost sözünün bile ne kadar kıymetli olduğunu bilir. Bu bilgi; kitaplardan öğrenilmez, yaşanarak kazanılır.

Zorluk da böyledir. Zorluk; insanın içindeki gizli gücü ortaya çıkarır. Rahat bir hayat; insanı gevşetir ama mücadele dolu bir hayat; insanı diri tutar. Zorluk görmeyen bir insan; güçlü olduğunu zanneder ama aslında sadece korunmuştur. İlk fırtınada devrilir. Çünkü kök salmamıştır. Hâlbuki rüzgârla sallanan, yağmurla yoğrulan ağaç; kökünü derine salar ve kolay kolay yıkılmaz. İnsan da böyledir. Zorluklar, onun köküdür.

Bugün modern hayatın en büyük problemlerinden biri de budur. İnsanlar zorluktan kaçmakta, yokluğu bir felaket gibi görmektedir. Her şeyin hızlı, kolay ve zahmetsiz olmasını istemektedir. Oysa zahmetsiz gelen şey; çoğu zaman kıymetsiz olur. Emek verilmeden kazanılan değerler; korunamaz. Bedel ödenmeden elde edilen imkânlar; insanı büyütmez, aksine küçültür. Çünkü insanı büyüten şey; sahip oldukları değil, o sahip olduklarına ulaşırken gösterdiği sabır ve iradedir.

Aileler de bu noktada büyük bir imtihan içindedir. Evlatlarını korumak adına onları zorluktan uzak tutmak, aslında en büyük zararlardan biridir. Her istediğini anında veren, hiçbir eksiklik yaşatmayan, en küçük sıkıntıda devreye giren bir ebeveyn; farkında olmadan çocuğunu hayata karşı güçsüz bırakır. Çünkü hayat; anne-baba kadar merhametli değildir. Hayatın karşısına hazırlıksız çıkan bir insan; ilk darbede dağılır.

Bu yüzden ölçülü yokluk ve kontrollü zorluk; bir eğitim metodudur. İnsanın nefsi terbiye olur, sınırlarını öğrenir, sabretmeyi keşfeder. Beklemek, insanı olgunlaştırır. Elde edememek, insanı derinleştirir. Kaybetmek, insanı kendine getirir. Bunlar acı gibi görünür ama aslında insanın ruhunu inşa eden en önemli taşlardır.

İslami perspektiften bakıldığında da bu hakikat açıkça görülür. Peygamberlerin hayatı incelendiğinde; bolluk içinde şımaran değil, yokluk ve zorluk içinde sabırla yürüyen bir duruş görülür. Çünkü Allah, sevdiği kullarını çoğu zaman zorlukla eğitir. Bu bir ceza değil, bir yükseltme vesilesidir. Sabreden, direnen, vazgeçmeyen insan; sadece dünya hayatında değil, ahiret hayatında da kazançlı çıkar.

Şunu unutmamak gerekir; sürekli rahat yaşayan bir insan, hayatın gerçek yüzünü tanıyamaz. Sürekli zorlanan bir insan ise; hayatın bütün yönlerini öğrenir. Bu yüzden insan; ne varlıkla şımarmalı ne de yoklukla yıkılmalıdır. Varlık geldiğinde şükretmeli, yokluk geldiğinde sabretmelidir. İşte denge burada başlar.

Bugün birçok insanın yaşadığı ruhsal yorgunluğun, tahammülsüzlüğün ve mutsuzluğun temelinde de bu dengesizlik vardır. Konfor arttıkça sabır azalmakta, imkân çoğaldıkça şükür kaybolmaktadır. İnsan, elindekine alıştıkça onu hak ettiğini zannetmekte ve en küçük eksiklikte isyan etmektedir. Oysa sahip olunan her şey bir emanettir. Emanetin kıymeti, onu kaybetme ihtimali düşünüldüğünde daha iyi anlaşılır.

Özetle, yokluk ve zorluk; insanın düşmanı değil, terbiyecisidir. Onlardan kaçmak yerine, onların içindeki hikmeti görmek gerekir. Çünkü yokluk; nimetin değerini, zorluk ise; gücün kaynağını öğretir. Varlık insanı büyütmez; doğru yönetilmezse insanı küçültür. Ama yerinde yaşanan yokluk ve zorluk; insanı olgunlaştırır, derinleştirir ve gerçek anlamda büyütür. İnsanı ayakta tutan şey; sahip oldukları değil, dayanabildikleridir. Zorluk ve yokluk; İlahi iltihanın temel konularıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR