İBADETTE REZONANS
İbadet, yalnızca yerine getirilen bir görev değil; kul ile Allah arasında meydana gelen bir rezonanstır. Bu rezonans gerçekleştiğinde insan değişir, dönüşür, arınır ve olgunlaşır. Gerçekleşmediğinde ise ibadet şekil olarak vardır ama tesiri sınırlı kalır. Bazı insanlar vardır ki namaz kılarlar fakat namaz onların hayatına yön vermez. Bazı insanlar vardır ki oruç tutarlar fakat açlığın hikmetini kavrayamazlar. Bazı insanlar vardır ki dua ederler fakat dualarının ruhuna ulaşamazlar. Çünkü ibadetin özü ile kalbin frekansı aynı noktada buluşmamıştır. Beden secdeye gitmiş, fakat gönül dünyaya secde etmeye devam etmiştir. Dil zikir çekmiş, fakat kalp başka hesapların peşinde koşmuştur. İşte rezonansın oluşmadığı yer burasıdır. Kur'an-ı Kerim'in nazil olduğu ilk günlerde sahabenin yaşadığı büyük değişim bunun en güzel örneğidir. Aynı ayetler bugün de okunmakta, aynı namazlar bugün de kılınmakta, aynı oruçlar bugün de tutulmakta ancak aynı sarsıcı dönüşüm yaşanamamaktadır. Sahabe ilahi mesajı kulaklarıyla değil, kalpleriyle dinliyorlardı. Vahyin frekansıyla kendi gönül frekanslarını aynı çizgide buluşturmuşlardı. Bu nedenle birkaç ayet, bir ömrü değiştirebiliyordu. Bir secde, bir insanı bambaşka bir insan hâline getirebiliyordu.
İbadetlerin amacı Allah'ın ihtiyacını karşılamak değildir. Allah'ın bizim namazımıza, orucumuza, zekâtımıza ihtiyacı yoktur. İbadetler, insanın kendi iç dünyasını yeniden inşa etmesi için verilmiş ilahi reçetelerdir. Nasıl ki bozulmuş bir saatin yeniden ayarlanması gerekiyorsa, insanın da dünya telaşı içerisinde bozulan ruh ayarlarının yeniden yapılması gerekir. Namaz bunun için vardır. Oruç bunun için vardır. Hac bunun için vardır. Dua bunun için vardır. İbadetler, insanı fabrika ayarlarına döndüren manevi bakım merkezleridir. Namazın günde beş vakit emredilmesinin hikmetlerinden biri de budur. İnsan sabah Rabbine yönelir, gün içerisinde dünyaya dalar. Öğle namazı gelir, yeniden toparlanır. İkindi gelir, tekrar hatırlar. Akşam gelir, yeniden muhasebe yapar. Yatsı gelir, günü kapatır. Böylece kulun gönlü ile Rabbi arasındaki bağ sürekli canlı tutulur. Elektriği kesilmiş bir cihaz nasıl çalışmazsa, Allah ile bağı kopan kalp de zamanla kararmaya başlar. Namaz bu bağlantıyı sürekli canlı tutan ilahi bir kablodur. Oruçta da aynı hakikat vardır. İnsan aç kaldığında sadece midesi değil, nefsi de terbiye olur. İsteklerinin esiri olmadığını öğrenir. Bir bardak suya bile saatlerce dokunmayan insan, aslında nefsine şu mesajı vermektedir; "Sen benim efendim değilsin. Ben senin kölen değilim." İşte bu bilinç oluştuğunda oruç rezonans meydana getirir. Aksi hâlde sadece aç ve susuz kalmaktan öteye geçemez. İbadetler Allah ile kul arasında rezonans oluşturur insana faydaları ibadetin hikmetidir ama asıl gaye Allah’a ulaşmak, rızaya kavuşmaktır.
Dua ise rezonansın en güçlü hâllerinden biridir. Çünkü dua, kulun bütün maskelerini çıkarıp Rabbiyle baş başa kaldığı andır. İnsan bazen kimseye anlatamadığını Allah'a anlatır. Kimsenin bilmediği yaralarını Allah'a açar. Kimsenin duymadığı çığlıklarını Allah'a duyurur. O anda gökyüzüne yükselen kelimelerden çok, kalbin derinliklerinden yükselen samimiyet önemlidir. Çünkü Allah kelimelere değil, gönüllere bakar. Gözyaşıyla yapılan bir dua bazen saatler süren konuşmalardan daha değerlidir. İbadette rezonans oluştuğunda insanın ahlakı değişir. Merhameti artar. Affetmeyi öğrenir. Kibirden uzaklaşır. Kul hakkından korkar. Yetimin başını okşar. Fakirin derdiyle dertlenir. Çünkü gerçek ibadet insanı Allah'a yaklaştırırken, Allah'ın kullarına da yaklaştırır. Eğer ibadetler arttığı hâlde merhamet azalıyorsa, namazlar çoğaldığı hâlde kibir büyüyorsa, dualar uzadığı hâlde gönül daralıyorsa orada rezonans eksikliği vardır.
Müslümanların en büyük ihtiyaçlarından biri, ibadetlerin sayısını artırmaktan önce ruhunu yeniden keşfetmektir. Mesele çok namaz kılmak değil, namazın Müslümanı yüceltmesidir. Mesele çok dua etmek değil, duanın Müslümanı değiştirmesidir. Mesele çok Kur'an okumak değil, Kur'an'ın Müslümanı eğitmesidir. İbadet, Allah'a doğru atılan adımların adıdır. O adımlar kalpten atıldığında insanı arşa yükseltir, sadece bedenden atıldığında ise olduğu yerde bırakabilir. Her ibadetin bir sesi vardır. Allah'ın çağrısı her gün ezanlarla yeryüzünde yankılanmaktadır. Asıl mesele, ezanla aynı frekansta titreşebilmektir. İşte o zaman secde sadece yere kapanmak olmaktan çıkar, göklere yükselişe dönüşür. O zaman dua sadece söz olmaktan çıkar, kulluğun özüne dönüşür. O zaman ibadet sadece yapılan bir görev değil, insanı yeniden inşa eden ilahi bir rezonans hâline gelir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.