HER CAN BİR “TESBİH”TİR
Kâinatta sessiz hiçbir varlık yoktur. İnsan bazen sessizliği yokluk zanneder ama gerçekte sessizlik; insanın anlamını bilmediği bir konuşmadır. Dağların susuşu, denizlerin dalgalanışı, rüzgârın uğultusu, kuşun ötüşü, kedinin mırıltısı, köpeğin avlaması, kuşların ötmesi, balıkların yüzmesi, ağaçların sallanması, toprağın çatlaması birer “tesbih”tir.
Kur’an’ın ifadesiyle; göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih etmektedir. İnsan onların tesbihini anlamaz ama anlamıyor olmak, onların sustuğunu göstermez. İnsan ve cinler dışındaki tüm varlıklar"zikir"le kodlanmışlar, tesbih üzere yaşamaktadırlar. Onların fıtrat üzere yaşaması; Yaratana karşı kulluktur.
Bir ağacın meyve vermesi; “Rezzak olan Allah’a” tesbihtir. Bir arının bal yapması; ilahî düzene itaattir. Yeni doğmuş bir bebeğin ağlayışı; hayatın sahibine karşı bir şahitliktir. Canlılık başlı başına ilahî kudretin ilanıdır. Can taşıyan her varlık; yaratılış gayesiyle Allah’ın varlığına ve kudretine işaret etmektedir. Bu sebeple; her can bir tesbihtir. İnsan bazen tesbihi sadece elde çekilen boncuklardan ibaret sanır.
En büyük tesbih; fıtrata uygun yaşamaktır. Güneşin her sabah doğması bir tesbihtir. Ayın yörüngesini şaşırmaması tesbihtir. Kalbin durmadan atması tesbihtir. Akciğerin nefes alması tesbihtir. İnsanın vicdanının, günahlar karşısında rahatsız olması bile iç dünyadaki bir tesbihtir.
Bazı insanlar vardır; konuşunca huzur verir. Bazıları vardır; suskunluğu bile güvendir. Onların kalbiyle dili arasında kavga yoktur. İçi başka dışı başka değildir. Böyle insanların yürüyüşü bile tesbih gibidir. Öyle insanlar vardır ki, bir yetimin başını okşaması; saatlerce yapılan konuşmadan daha büyük bir zikirdir.
Allah katında samimiyetin sesi, kelimelerden daha yüksektir. Canlıların tesbihini bozan husus; fıtratı kirletmektir. Zulüm, kibir, ihanet, haram, yalan, vicdansızlık; insanın içindeki tesbihini susturur. Çünkü günah sadece ahlâkı bozmaz; ruhun ritmini de bozar. İç huzurun kaybolması bundandır. Kalp daralır, yüz kararır, merhamet çekilir. İnsan yürür ama ruhu yorulur. Çünkü içindeki tesbih sesi zayıflamıştır.
Merhametli insanın yüzünde, sıradanın dışında başka bir nur oluşur. Helâl lokma yiyenin bakışı ibretlidir, hikmetlidir. Samimi dua edenin sesi başka olur. Çünkü tesbih sadece dil işi değildir; hâl işidir. Bir annenin sabırla evladını büyütmesi, bir babanın helâl rızık mücadelesi, yaşlı bir insanın sessizce secdeye kapanması; yaşayan "hâl" tesbihlerdir.
Kâinat büyük bir zikir halkasıdır. İnsan bu halkadan kopunca yalnızlaşır. Günümüz en büyük problemi de budur. İnsan; teknolojiyle güçlenmiş ama ruhuyla zayıflamışüır. Gürültü artmış ama huzur azalmıştır. Bilgi çoğalmış ama hikmet eksilmiştir. İnsan, eşyanın sesini duyar ama tesbihini duyamaz hâle gelmiştir.
Bazen bir kuş sesi, uzun bir nasihatten daha etkilidir. Bazen bir mezarlık ziyareti, ciltlerce kitaptan daha öğreticidir. Bazen gece yıldızlara bakmak bile insanın içindeki tesbihi uyandırır. Çünkü insan fıtratında sonsuzluğu arayan bir taraf sir ruh vardır. Dünya ise faniliği hatırlatan büyük bir aynadır.
Her can bir tesbihtir. Yeter ki insan, bakmayı sadece gözle değil; kalple de öğrenebilmiş olsun. Kalp gözü gören için her yer mescit, her hareket tesbih,her davranış ibadettir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.