YA TELÂFİ YA TOLERANS…
Hayat, insanın zannettiği kadar geniş bir alan değildir. Her yapılan hatanın defalarca düzeltilmesine izin veren bir oyun sahası hiç değildir. Aksine hayat; çoğu zaman tek atımlık kararların, geri dönüşü zor tercihlerinin ve bedeli uzun yıllara yayılan adımların toplamıdır. Bu yüzden insan, “nasıl olsa düzeltirim” rahatlığıyla hareket ettiğinde; aslında en büyük yanlışı en başta yapmış olur. Çünkü hayat; iki defa hata yapıp rahatça düzeltmeye çoğu zaman müsait değildir. Bazı hatalar vardır ki ikinci şansı vermez, bazı tercihler vardır ki telafi kapısını daraltır, bazı süreçler vardır ki geri dönüş yollarını birer birer kapatır. İşte tam bu noktada insanın önüne iki temel yol çıkar; ya telafi ya tolerans. Bu iki kavram, sadece bir tercih meselesi değil; aynı zamanda bir hayat disiplinidir.
Telafi, mümkün olan yerde kaçınılmaz bir sorumluluktur. İnsan, yaptığı hatayı fark etmişse ve önünde hâlâ bir düzeltme imkânı varsa; bunu ertelemek, görmezden gelmek veya zamana bırakmak büyük bir vebaldir. Çünkü telafi edilebilecek bir hatayı taşımaya devam etmek, insanın kendi kendine zulmetmesidir. Bu noktada irade devreye girer. Telafi; sadece pişmanlıkla olmaz, bedel ödemeyi göze almakla olur. Gururu bir kenara bırakmak, gerekirse özür dilemek, gerekirse alışkanlıkları değiştirmek, gerekirse zor bir karar vermek gerekir. Bunların hepsi telafinin bedelidir.
Fakat hayatın başka bir yüzü daha vardır. Her hata telafi edilemez. Her kırık onarılamaz. Her yanlış geri alınamaz. Bazen zaman geçmiştir, bazen şartlar değişmiştir, bazen de mesele insanın kontrol alanının dışına çıkmıştır. İşte bu noktada telafi kapısı kapanır ve insanın önünde tek bir seçenek kalır; o da konuyu olayı veya süreci "Tolera" etmektir. Tolerans; çaresiz bir kabulleniş, boyun bükmüş bir teslimiyet değildir. Bilakis bu, bilinçli bir yönetim biçimidir. İnsan, düzeltemediği bir durumu nasıl taşıyacağını öğrenmek zorundadır. Çünkü telafi edilemeyeni sürekli zorlamak, insanı sadece yorar, yıpratır ve içten içe çökertir. Bu dengeyi kuramayanlar ise en ağır bedeli öder.
Telafi imkânı varken harekete geçmeyenler, zamanla daha büyük bir pişmanlığın içine düşerler. Tolerans gerektiren bir durumda hâlâ mücadele ediyormuş gibi davrananlar ise kendilerini tüketirler. Sürekli geçmişi kurcalayan, aynı hatayı zihninde defalarca yaşayan, “keşke”lerle kendini yiyip bitiren bir insan; ne bugünü yaşayabilir ne de geleceği inşa edebilir. Bu durum, sadece bireysel bir sıkıntı olarak kalmaz; zamanla aileye, çevreye, topluma da sirayet eder. Psikolojik yorgunluklar, tahammülsüzlükler, iletişim kazaları ve sosyal kopuşlar birer birer kendini gösterir.
Özellikle yanlış ve dengesiz evlilik tercihleri, bu meselenin en somut örneklerinden biridir. Başlangıçta telafi edilebilecek küçük problemler zamanında çözülmezse, süreç içinde büyür ve bir süre sonra telafi sınırını aşar. İlk yıllarda konuşulabilecek meseleler konuşulmaz, düzeltilebilecek davranışlar düzeltilmez, kurulabilecek denge kurulmazsa; ilerleyen yıllarda insanın önüne artık telafi değil, tolerans çıkar. Bu noktada hâlâ “her şeyi düzelteceğim” iddiasıyla hareket etmek, çoğu zaman daha büyük kırılmalara yol açar. Çünkü mesele artık kök salmıştır. Böyle durumlarda yapılması gereken; gerçeği inkâr etmek değil, gerçeği doğru yönetmektir.
Elbette tölerüns; yanlışları kabul anlamına gelmez. Hiçbir insan, haksızlığı alkışlamak zorunda değildir. Ancak bazı durumlarda insan; “Bu meseleyi tamamen düzeltemem ama daha kötüye gitmesini engelleyebilirim” diyebilmelidir. İşte bu noktadatolerans; olgunluk göstergesidir. Özellikle çocukların olduğu, sosyal bağların güçlü olduğu ve hayatın birçok yönünün iç içe geçtiği durumlarda tolerans; bir zayıflık değil, bir denge kurma becerisidir. Çünkü bazen en büyük zarar, meseleyi çözememek değil; yanlış yöntemlerle daha da büyütmektir.
Burada en tehlikeli alan ise kararsızlıktır. Böyle bir aşamada, insan telafi için doğru bir adım atamaz, tolerans için de sağlam bir duruş sergileyemezse; süreç içten içe çürümeye başlar. Sürekli şikâyet eden ama hiçbir çözüm üretmeyen, her gün aynı sorunu konuşup hiçbir yol kat etmeyen bir hayat oluşur ki; bu da insanı yavaş yavaş eritir. Bu erime çoğu zaman fark edilmez. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür ama içeride bir tükeniş vardır. İşte bu yüzden kararsızlık; bazen yapılan hatanın kendisinden bile daha yıkıcıdır.
Hayatın özü şudur; insan, her durumda ne yapması gerektiğini doğru tespit etmek zorundadır. Telafi mümkünse geciktirmemeli, bedelinden kaçmamalıdır. Ama telafi kapısı kapanmışsa, o kapıyı zorlayarak kendini tüketmemelidir. Bunun yerine, toleransın gerektirdiği sabrı, dengeyi ve ölçüyü kuşanmalıdır. Çünkü her savaş kazanılmaz ama her savaşın nasıl verileceği insanın elindedir. Bazen kazanmak, düzeltmekte değil; yıkılmadan ayakta kalabilmektedir.
Hayatın insana sunduğu en temel gerçeklerden biri; "ya telafi edeceksin ya tolere edeceksin"dir. Arada kalmak, en büyük kayıptır. Telafi imkânını kaçırmak pişmanlık getirir, tolerans gerektiren yerde direniş göstermek yorgunluk getirir. Ama doğru zamanda doğru tercihi yapmak; insanı hem ruhen hem de sosyal olarak ayakta tutar. Çünkü hayat; her hatayı affetmez ama doğru yönetilen hatalar, insanı olgunlaştırır, yaşamı kolaylaştırır, huzur ve mutluluğu oluşturur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.