NEREYE GİDİYORUZ?
Demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarının başında siyasi partiler gelir. En kötü demokrasi, en iyi totaliter rejimden iyidir, bunda en ufak bir şüphemiz yok. Siyasi partiler ülkeye hizmet etmek için kurulurlar. Her siyasi partinin tüzüğü vardır, parti programı vardır, teşkilatları vardır. Siyasi partilerin en önemli demokrasi sınavları kendi kurullarındaki sandıklardır. Bu sandıklar üye kayıtlarından başlar, mahalle teşkilatları kurulur, orada sandıklar kurulur, sandıklardan ilçe delegeleri belirlenir. Ardından ilçe örgütleri yaptıkları kongrelerde il yönetimini belirleyecek delegeleri seçerler, ardından il kongreleri yapılır. İl kongrelerinde heyecanlı çekişmeler olur, seçilen listedeki üst kurul delegeleri genel başkanı seçer. Buraya kadar anlattıklarım Siyasi Partiler Kanunu’nun gereği yapılması gereken yasal işlerdir. Peki ülkemizdeki uygulaması nedir derseniz; MSP, Refah Partisi ve Fazilet Partisi geleneğinde bunlar formaliteydi. Merhum Erbakan Hoca ve genel merkezdeki yöneticiler ne derse o uygulanırdı. Fazilet Partisi’nin kuruluşunda Abdullah Gül genel başkan adayı olsa da seçimi Erbakan Hoca’nın adayı merhum Recai Kutan kazanmıştı. Fazilet Partisi’nin kapanmasının ardından kurulan Saadet Partisi, Erbakan Hoca’nın devamı niteliğinde gelenekçileri temsil etti. AK Parti ise Tayyip Erdoğan liderliğinde yenilikçileri temsil eden siyaset hayatına yeni bir sayfa açtı.
Adalet Partisi’nin ilk kuruluş yıllarında Koca Reis olarak adlandırılan merhum Saadettin Bilgiç, Demirel’e karşı liste çıkarsa da başarılı olamadı. Demirel, 1980 ihtilaline kadar Adalet Partisi’nin Genel Başkanı olarak siyasete devam etti. Merhum Alparslan Türkeş, 1960 ihtilali ile siyasi hayata başladı, daha sonra Milli Birlik Komitesi ile ters düştü, sürgüne yollandı. Ardından geri geldi, tekrar siyasi hayata atıldı. 1965 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı oldu, daha sonra MHP’yi kurdu. 1980 ihtilalinde partilerin kapatılmasının ardından MÇP’yi kurdurdu, daha sonra yasakların kalkmasıyla MHP’nin başına geçti ve genel başkan olarak rahmetli oldu. CHP’ye ve asıl konuşacağımız konuya gelince; CHP kurultaylar partisidir, merhum Atatürk’ün kurduğu parti özelliğini taşımaktadır. Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet İnönü genel başkan ve Reisicumhur olmuş, 1972 yılına kadar tam 34 yıl genel başkanlık koltuğunda oturmuştur. Merhum Bülent Ecevit, partinin uzun yıllar genel sekreterliğini yaptıktan sonra 1972 yılında İnönü’ye karşı genel başkan adayı olarak çıkmış ve genel başkan seçilmiştir. 1980 askeri darbesinden sonra CHP de diğer partiler gibi kapatılmış, 1983 yılında demokrasiye geçilince Aydın Güven Gürkan’ın genel başkanlığını yaptığı Halkçı Parti kurulmuş, daha sonra SHP’nin de kurucu genel başkanı olmuştur. 1987 referandumu ile siyasi yasaklar kalkınca CHP tekrar kurulmuş, merhum Deniz Baykal genel başkanı olmuş, Ecevit DSP’yi kurmuştur. CHP ile SHP birleşmiş, merhum Erdal İnönü genel başkan olmuş, sonra Deniz Baykal seçilmiş ve meşhur kaset olayının ardından Baykal gidince yerine Kılıçdaroğlu gelmiştir. Kılıçdaroğlu 13 yıl genel başkanlık yaptı, sonrası malum bu günlere gelindi.
Gelinen noktada mahkemenin verdiği kararı tartışmak benim işim değil. O kısmı beni hiç ilgilendirmiyor. Mahkeme doğrudur, yanlıştır o ayrı bir konu ancak benim üzerinde durmak istediğim konu; bu ülkede yukarıda saydığım Siyasi Partiler Kanunu’nun ortaya koyduğu teşkilat içi sandığı CHP dışında şu anda kimse uygulamıyor. Genel merkezler il, bölge sorumluları tespit ediyorlar, onlar geliyorlar, bir araştırma yapıyorlar, kim ilçe başkanı olacak, kim il başkanı olacak, hatta kim meclis üyesi olacak, kim listelere girecek tespit edip listeleri il, ilçe başkanlarına verip gidiyorlar. Sorarım size Allah aşkına demokrasi bunun neresinde? Biz ülke olarak siyaseten nereye gidiyoruz önce onu bir konuşmamız gerekmiyor mu? Konuşmaya sıra gelince olmazsa olmazımız demokrasi, vatandaşın tercihi filan amma velakin uygulamaya gelince işler hiç de öyle olmuyor. Bana göre bu ülkede siyaseti vatandaş formatlayacak. Kim ne kadar toplum mühendisliği yaparsa yapsın sandığa gidildiğinde emin olun çok farklı bir manzara ile karşılaşacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Bu işler öyle zorlamalarla olmuyor beyler. 28 Şubat bin yıl sürecek diyenleri çok gördük, üç yıl bile sürmedi. Siyasi yorum yaparken kendi siyasi düşüncemize göre değil halkın düşüncesine göre yapmak zorunda olduğumuzu unutmayalım. Belki farklı yorum bekleyenler oldu ama bu gerçekleri görmez isek kendimizi kandıracağımızı unutmayalım diyerek sözlerime son veriyorum. Hayırlı bayramlarınız olsun. Kalın sağlıcakla.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.