HAYATI ANLAMLI KILAN GÜÇ: AKIL
İnsan çoğu zaman hayatın anlamını yanlış yerde arar. Gücü; imkânda, değeri; sahip olduklarında, huzuru; dış dünyada bulacağını zanneder. Oysa hakikat çok daha sade ve derindir. Hayatı anlamlı kılan şey; sahip olunan imkânlar değil, o imkânları nasıl değerlendirdiğini belirleyen akıldır. Çünkü imkân; bir araçtır, akıl ise; yön verendir.
Aynı imkâna sahip iki insanın bambaşka hayatlar yaşaması tesadüf değildir. Biri elindekini büyütür, diğeri tüketir. Biri yokluktan anlam çıkarır, diğeri varlık içinde kaybolur. İşte bu farkı oluşturan şey; zekâdan öte, aklın doğru kullanımıdır. Çünkü akıl sadece düşünmek değil; doğruyu ayırt etmek, ölçüyü korumak ve sonuçları öngörebilmektir.
İnsanlık tarihine bakıldığında büyük kırılmaların, büyük başarıların ve büyük felaketlerin arkasında imkân değil, aklın olduğu görülür. Aynı teknoloji; bir toplumda medeniyet kurarken, başka bir toplumda yıkım aracı olabilir. Aynı zenginlik; bir elde hayra dönüşürken, diğerinde zulme kapı aralayabilir. Mesele; neye sahip olunduğu değil, sahip olunanla neleren yapıldığıdır.
Akıl; insanın pusulasıdır. İmkân ise; o pusulanın yön verdiği yolda kullanılan bir araçtır. Pusula bozuksa; en güçlü gemi bile kayalıklara çarpar. Ama pusula doğruysa, küçük bir sandal bile doğru limana ulaşır. İşte bu yüzden akıl, imkândan daha kıymetlidir. Çünkü akıl varsa, imkân üretilebilir ama imkân varsa, akıl garanti değildir.
İnsanın en büyük yanılgılarından biri şudur; “Eğer imkânım olsaydı, ben de yapardım.” Oysa hakikat bunun tam tersidir. Akıl ve irade ortaya konduğunda, imkân zaten oluşur. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Yokluk içinde başlayan nice hikâyeler; aklın rehberliğiyle zenginleşmiş, varlık içinde başlayan nice hayatlar ise; akılsızlığın kurbanı olmuştur.
İslâm düşüncesinde de akıl; insanı diğer varlıklardan ayıran en temel özelliktir. Kur’ân’ın defalarca “akletmez misiniz?” diye sorması, aslında imkânın değil, aklın merkeze alındığını gösterir. Çünkü akıl; doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayıran ilahî bir nimettir. Bu nimet kullanılmadığında ise insan, sahip olduğu tüm imkânlara rağmen anlamdan uzaklaşır.
Bugün birçok insanın hayatı anlamsız bulmasının sebebi imkânsızlık değildir. Aksine, çoğu zaman aşırı imkânın getirdiği savrulmadır. Her şeye kolay ulaşabilen ama neyi niçin yaptığını bilmeyen bir insan için hayat; bir süre sonra boşluk hissine dönüşür. Çünkü anlam; sahip olmakta değil, idrak etmektedir.
Akıl; sadece bilgiyle değil, hikmetle çalışır. Bilgi; neyin olduğunu söyler, hikmet ise; neyin yapılması gerektiğini öğretir. Bu yüzden akıl; sadece öğrenmekle değil, doğru yerde doğru karar verebilmekle anlam kazanır. Bu da insanın hayatına derinlik katar.
İmkân geçicidir. Bugün var, yarın yoktur. Ama akıl kalıcıdır. İnsan aklını doğru kullandığında, kaybettiği imkânları yeniden kazanabilir. Fakat aklını kaybetmiş bir insan, sahip olduğu her şeyi kısa sürede tüketir. Bu yüzden gerçek zenginlik; sahip olunan mallar değil, o malları doğru yönetebilecek akıldır.
Özetle; hayatı anlamlı kılan şey dış dünyanın sundukları değil, insanın o dünyayı nasıl anlamlandırdığıdır. Bu anlamlandırma da akılla mümkündür. Akıl varsa, yokluk bile bir öğretmene dönüşür. Akıl yoksa, varlık bile bir yük haline gelir. İmkân; insanı güçlü gösterir, akıl ise; gerçekten güçlü kılar.
"Aklını kullanmayanların başlarına pislik yağar" Kur'ani uyarısı; aklın kişinin iradesi altında olduğunu gösterir. Aklı olmayanlara; "deli" denir. Bu durum fiziki bir eksikliktir ve iradeyle ilgili değildir. Aklını kullanmayanlara ise "pislik" denir. Çünkü aklı kullanmamak; iradi bir tasarruftur. Böyle bir tasarruf, Allah’ın verdiği nimete karşı nankörlüktur.
Akıl; en önemli "güç"tür. Doğuştan var olan "akıl" Allah’ın kuluna en önemli lütfudur. Hayatın bütün normları akıl sayesinde aktive olur. İnsanın varlığını fark etmesi akılla sağlanır. Maddi ve manevi tüm kazanımlar akılla elde edilir. "Aklı olmayanın dini yoktur" kuralı da, aklın önemini ve yerini ortaya koymaktadır
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.