MÜ’MİNİN GAFLETİ…
Gaflet; sadece bilmemek değil, bildiği hâlde gereğini yapmamaktır. İnsan bazen hakikati inkâr ettiği için değil, onu ertelediği için kaybeder. İşte mü’minin en büyük imtihanlarından biri de budur. Bildiğiyle yaşayamamak, inandığını hayata dönüştürememek büyük bir sorundur.
Peygamberimiz’in “Mü’min aynı delikten iki defa ısırılmaz” uyarısı, aslında gafletin en somut tariflerinden birine işaret eder. Çünkü aynı hatayı tekrar etmek, çoğu zaman bilgisizlikten değil; gafletten kaynaklanır. Gaflet; aklın uyuması, kalbin gevşemesi, iradenin zayıflamasıdır. Gaflet; gördüğünü görmemek, yaşadığını anlamamaktır.
Gaflet; tecrübeyi israfa dönüştürmektir. Mü’min, hakikati bilen insandır. Ama bu bilgi, eğer hayata yön vermiyorsa; o zaman bilgi değil, yük hâline gelir. Çünkü bilip yapmamak, bilmeden yapmamaktan daha ağır bir vebaldir. Bugün birçok insanın hayatında görülen kırılmaların temelinde; çoğu zaman cehalet değil, gaflet vardır. Aynı insanlara güvenmek, aynı yanlış tercihlerde ısrar etmek, aynı tuzaklara düşmek büyük bir gaflettir. Bunlar kader değil, ihmalin ve dikkatsizliğin sonucudur.
Mü’minin kalbi yumuşaktır ama zihni uyanık olmalıdır. Merhametlidir ama tedbirsiz olmamalıdır. Affedicidir ama gafil olmamalı, hafızasını çalıştırmalıdır. Çünkü hafıza, insanın kendini koruma mekanizmasıdır. Unutmak bazen rahmet olabilir ama her şeyi unutmak, insanı savunmasız bırakır. Özellikle zarar gördüğü noktaları unutmak, gafletin kapısını aralamaktır.
Bir mü’minin en büyük kaybı; düşmanının gücü değil, kendi dikkatsizliğidir. Çünkü düşman dışarıdadır ama gaflet içeridedir. Dışarıdaki tehlike, içerdeki boşluk kadar zarar veremez. Gaflet, insanı yavaş yavaş çürütür. Bir anda yıkmaz ama adım adım çözer. İnsan önce küçük ihmaller yapar, sonra bu ihmaller alışkanlığa dönüşür, en sonunda ise hayat, kontrol edilemez bir hâl alır. Bu yüzden gaflet; sadece bireysel bir zafiyet değil, aynı zamanda toplumsal bir problemdir.
Gaflet içindeki bireyler, güçlü bir toplum oluşturamaz. Çünkü uyanık olmayan insan, ne kendini koruyabilir ne de değerlerini taşıyabilir. Bugün birçok toplum, dış güçlerin değil; iç gafletin kurbanıdır. Çünkü uyanık bir toplum kolay kolay yıkılmaz. Ama gaflet içindeki bir toplum, kendi kendini tüketir. Mü’minin farkı, burada ortaya çıkar. O, yaşadığını analiz eden, gördüğünü değerlendiren, başına geleni sorgulayan insandır. Olaylara sadece duygusal değil; aklî ve hikmetli bir bakışla yaklaşır. Çünkü iman, sadece kalbi değil; aklı da aydınlatır.
Gafletin en tehlikeli tarafı; insanın, gaflette olduğunu fark edememesidir. Gafil; kendini doğru yolda zanneder hatalarını normal kabul eder, yanlışlarını meşru görür. İşte bu noktada insan; sadece hata yapmaz, hatasını savunur hâle gelir. Bu hâl; gafletin zirvesidir. Mü’min; kendini sürekli kontrol eden, hatasını kabul eden ve düzeltmeye çalışan insandır. Çünkü o bilir ki; hata yapmak insanîdir ama hatada ısrar etmek, gafletin derinleşmesidir.
Gaflet, mü’minin taşıyamayacağı bir yüktür. Çünkü gaflet; insanı sadece dünyada değil ahirette de zarara uğratır. Uyanık olmak; sadece tehlikeyi görmek değil, tehlikeyi doğuran sebepleri fark etmektir. Mü’min, başına gelen her olaydan ders çıkarır. Aynı hatayı tekrar etmez. Çünkü o bilir ki; gaflet; kader değil, tercihtir.
Tüm tedbirlere ve uyanıklığı rağmen; insan mümin de olsa hata yapabilir, gaflete düşebilir, hafıza kurbanı olabilir. Böyle olunca da; bedelini ödemekten rahatsız olmamalıdır. Gaflete konu olan bazı olaylar; bedel ödenmeden fark edilmiyor bazen. Aynı delikten iki defa ısırılmayınca gaflet perdesi kalkmıyor bazen. Mümin feraseti ve Müslüman basireti oluşması için bazen silkelenmek de gerekiyor.
Aynı hatayı iki defa yapan kimse "ben mümin değil miyim acaba" tereddütü yaşamamalıdır. Gafletinin farkında olmak için bazı müminlerin böylesi hatalar yapabilir. Mümin olsa da insan bir beşerdir, herkes aynı imani ferasete ve mümin basiretine sahip olamayabilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.