"ACI"LAR OLGUNLAŞMA İLACIDIR

İnsanın hayat yolculuğunda içtiği en tesirli ilaçların başında, sıkıntıların acı veren tadı gelir. Kulağa garip gelir ama insanı en hızlı, en derin ve en kalıcı şekilde olgunlaştıran şey; yaşadığı zorluklardır. Çünkü hayat; sadece güldürmek için yaratılmamıştır. Tebessüm ettirdiği kadar düşündürür, düşündürdüğü kadar da terbiye eder. Gülmek insana huzur verir ama ağlamak da; kalbi yumuşatır, yıkar, temizler, arındırır. Bu yüzden bazen gülmenin ardı acıya çıkar, bazen de ağlamanın sonu tatlı bir huzura kavuşur. Asıl mesele; insanın yaşadıklarına hangi gözle baktığıdır.

Hayatın akışı her zaman yüzümüze tebessüm sunmaz. Bazen tokat gibi çarpar, bazen yük bindirir, bazen de nefesimizi daraltan imtihanların içine bırakır. Ancak, bu imtihanların içinde gizli bir rahmet, görünmeyen bir ders, fark edilmeyi bekleyen bir hikmet vardır. Çünkü insan; düzlüklerde değil, yokuşlarda güçlenir. Rüzgârsız havada gemi sürmek kolaydır, esas maharet; fırtınaya rağmen rotasını kaybetmeden yürüyebilmektir. Sıkıntılar da böyledir; insanı gerer, zorlar, terletir ama sonunda bir duruş kazandırır. Dün yıkacak gibi görünen acılar, bugün ayakta tutan tecrübelere dönüşür.

Ağlamak çoğu zaman zayıflık sanılır. Hâlbuki ağlamak; insanın insanca tarafını besleyen en büyük nimettir. Gözyaşı, kalpte biriken tortuları akıtır. Bir derdin içinden geçmek, insanın gönlünü olgunlaştırır, merhametini çoğaltır, başkasını anlama yeteneğini artırır. Acı çekmeyen insanın bakışı sığ olur, yaşamadığını okuyamaz, anlatamaz, hissedemez. Ama sıkıntılarla yoğrulmuş bir gönül; olaylara daha derinden bakar, insanları daha iyi anlar, hayata daha farklı tutunur. Bu yüzden birçok büyük insan; olgunluğunu acılarına borçludur.

Hayatın gülmediği zamanlarda sabır; insanın en büyük sığınağıdır. Sabır; durup beklemek değil, teslimiyet içinde yürümeye devam edebilmektir. Ne oluyorsa hayrınadır diyebilmek, başa gelenin rastgele değil ilahi bir terbiye olduğuna inanabilmektir. Nitekim nice gülüşler vardır ki; insanı gaflete sürükler, nice gözyaşları vardır ki; insanı hakikate yaklaştırır. Nice sevinçler vardır ki; kalbi gevşetir, nice kederler vardır ki; kalbe sebat kazandırır. Bu yüzden acı, bazen hediyedir ki; insanı kendine getirir, özünü hatırlatır, hakikate uyandırır.

İnsanın en çok büyüdüğü anlar; kırıldığı, incindiği, kaybettiği anlardır. Çünkü insanın iç dünyası; acının sıcaklığıyla şekillenir. Ham olan yanları acıyla pişiren, sert olan tarafları yumuşatan, eksik olan kişiliği tamamlayan şey; işte bu imtihanlardır. Olgunluk; alınan diplomalarla veya yaşın ilerlemesiyle değil, görülmeyen yaraların içinde taşınan tecrübelerle kazanılır. Kimi insan bir ömürde olgunlaşamaz ama kimi insan da bir acıda büyür, bir gecede değişir, bir cümlede olgunlaşır. Bu yüzden sıkıntı; kaderin sert yüzü değil, rahmetin gizli kapısıdır.

Hayat her zaman güldürmez, gülmemesi de; nimettir. İnsan, gerçekleri; sürekli gülen bir dünyanın içinde fark edemez. Ağlamanın, hüzünlenmenin, kaybetmenin insana kazandırdığı derinliği hiçbir mutluluk veremez. Çünkü mutluluk; insanı dinlendirir, acı ise; olgunlaştırır. Mutluluk; insana nefes aldırır, acı ise; nefesin kıymetini öğretir. Mutluluk; ufuk açar, acı ise; ufkun sınırlarını genişletir. Yani biri rahatlatır, diğeri güçlendirir. Bu ikisi birlikte insanı insan yapar.

Olgunlaşma ilacı, her insanın hayatında bir şekilde bulunur. Bu; kimi zaman bir kayıp, kimi zaman bir ayrılık, kimi zaman bir hayal kırıklığı, kimi zaman bir yalnızlıktır. Hepsi de insanı bir üst mertebeye taşımak için vardır. Yeter ki insan, yaşadığı her şeyin kendisini eğiten bir öğretmen olduğunu fark edebilsin. Çünkü hayatın acıtarak öğrettiği şey; hiç unutulmaz. İnsan, en sonunda anlar ki; olgunlaşmak bir ceza değil, bir ikramdır. Acı çekmek bir lanet değildir, bir derstir. Ağlamak zayıflık değil, kişinin kalbinin hâlâ diri olduğunun en güzel işaretidir.

Hayat gülmese de insan yürümeye devam eder. Çünkü bilir ki sabrın arkasında rahmet, hüznün ardında ferahlık, acının içinde hikmet vardır. Bazı gülüşler aldatır ama bazı gözyaşları insanı gerçeğe taşır. İşte bu yüzden olgunlaşmak; acının içinden geçmeyi göze alanların nasibidir. İnsan, ne yaşarsa yaşasın; eğer sonunda daha güçlü, daha vakur, daha merhametli ve daha bilinçliyse, bilsin ki olgunlaşma ilacını içmiş ve şifa bulmuştur.

Acılar; olgunlaşma ilacıdır, zor gelse de bir lütuftur. Acılarla yaşayan insan; mahzun ama olgun, madden ve fiziken mağdur ama ruhen doymuş olur. Hiç acı çekmeyen insan yetmiş yıl yaşamışsa, yetmiş yıl nefes almıştır ama acılarla yaşayan yetmiş yılda yediyüz yıllık olgunluk kazanır. Elbette zorlu yaşanan hayat kazanç getirmiş olur ancak bedelleri bazen ağırdır. Nuh Peygamber’in bin üçyüz elli yıl yaşadığı rivayet edilir, dokuzyüz elli yılını Kuran bildirmektedir. Acılarla, Hz Peygamber kadar atmışüç yıl yaşayan, Nuh Peygamber kadar yaşamanın tecrübesine sahip olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR