YETMİŞ YILLIK MUHASEBE

Bugün Müslümanların yarım asırdan fazla bir zaman diliminde verdikleri mücadele sonunda geldikleri noktayı anlatmak istiyorum. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Müslümanlar ciddi anlamda sıkıntı çekmeye başladılar. Kur’an okumanın yasaklanması ile başlayan süreç, ezanın Türkçe okunma zorunluluğu ile devam etmiş, ardından okullardan din dersi ve ahlak bilgisi dersleri kaldırılmış, toplumun temel direği olan İslam inancı adeta ortadan kaldırılma mücadelesi noktasına gelmişti. Ellili yıllara gelindiğinde, ölen insanları yıkayıp kefenleyecek ve cenaze namazını kıldıracak imam bulunamama noktasına kadar gelinmişti. Bu süreçte ülkeyi terk edip farklı Müslüman ülkelere yerleşen pek çok Müslüman, inancını ön plana almış; doğduğu vatanı terk etmek zorunda kalmıştır. Merhum Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarını okursanız, bu insanların neler çektiklerini rahatlıkla görmüş olursunuz. CHP’den milletvekili seçilip yıllarca o partide siyaset yapan merhum Adnan Menderes bu durumu görüp Demokrat Parti’yi kurmuş ve slogan olarak da “Yeter! Artık söz milletin.” sözünü seçmek suretiyle tek parti döneminin sona ermesini sağlayacak bir siyasi çalışma başlatmış ama 1946 yılında yapılan seçimlerde açık oy, gizli tasnif sistemi uygulanınca istediği sonucu alamamış, 1950 seçimlerinde gizli oy, açık tasnif sistemine geçilince ezici çoğunlukla iktidar olmuştur. Merhum Menderes’in seçmene verdiği sözlerin başında, ezanın Arapça aslı gibi okunması sözünü yerine getirmek vardı. Bu noktada kararnameyi imzaya getirdiği Cumhurbaşkanı Celal Bayar, “Bu kararname seni ipe götürür.” demesine rağmen, Menderes’in ısrarlı tavrı ve istifa restine boyun eğmiş ve kararnameyi imzalamıştır. Böylece 1932 yılından 1950 yılına kadar Türkçe okunan ezan, artık aslına dönmüş ve Arapça okunmaya başlanmıştır. Rahmetli babam, ezan Arapça okunmaya başladığında halkın nasıl bayram ettiğini anlata anlata bitiremezdi. Bu süreçte imam hatip okulları açılmış, Kur’an okumak serbest bırakılmış, toplum rahat bir nefes almıştı.

On yıllık Demokrat Parti iktidarından sonra 1960 ihtilalini yapan askerler, merhum Menderes’i ve iki bakan arkadaşını idam etmekle kalmamış, dini konularda da ciddi anlamda baskı uygulamaya başlamış, eski düzeni geri getirmek istemişlerse de toplumun tepkisinden korktukları için istediklerini yapamamışlardır. Altmışlı yıllardan itibaren devreye tasavvufi cemaatler, imam hatip okulları ve İslami hassasiyeti olan insanların mücadelesi girmiş; bunun ardından Milli Nizam Partisi 26 Ocak 1970 tarihinde merhum Necmettin Erbakan ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Kısa zamanda toplumun büyük bir kesiminin teveccühünü kazanan parti, din düşmanlarını ciddi anlamda rahatsız etmiş ve bir buçuk yıllık kısa bir zaman diliminden sonra 20 Mayıs 1971’de kapatılmıştır. Erbakan Hoca boş durur mu hemen Milli Selamet Partisi’ni kurmuş, 1974 yılında CHP ile koalisyon hükümetine ortak olmuş ve imam hatip okullarının orta kısmını açmıştır. Bu fakir de o kuşağın meyvesidir. Erbakan Hoca bir yandan milli ve manevi değerlere önem verirken, diğer yandan da ağır sanayi hamlesi konusunda öyle icraatlar yapmıştır ki saymakla bitmezler. 1980 yılına gelindiğinde ABD’nin “bizim çocuklar” dediği askerler tekrar ihtilal yapıp ülkeyi demokrasiden uzaklaştırmışlardır. Ancak şunu açık ve net ifade etmek isterim ki o günkü askeri yönetim imam hatip okullarına ve Kur’an kurslarına dokunmamış, ülkücü kardeşlerimize ağır ve hak etmedikleri işkenceler yapmış, solculara da aynı şekilde zulmetmişlerdir.

1983 yılının bu ülkenin İslami kesimi için bir milat olduğunu unutmayalım. Merhum Özal’ın dört eğilim olarak kurduğu ANAP bu ülkeye çok hizmetler yapmıştır. Kendisinin Cumhurbaşkanı olmasının ardından genel başkan seçilen Mesut Yılmaz, askerlerle iş birliği yaparak 28 Şubat postmodern darbesine imza atmış, imam hatip okullarının önünü de arkasını da kesmiştir. Cenab-ı Hak ona bunun cezasını çok ağır vermiş, evladı kendi gözünün önünde hayatına son vermiştir. Kendisi de yakın çevresine imam hatip okullarına yaptığı yanlışı kabul ettiğini anlatmıştır. Benim iki çocuğum da bu zulmün kurbanı oldu: Biri üniversiteyi yurt dışında okumak zorunda kaldı, biri imam hatip ortaokuluna gitmedi, düz liseye gitti ama hamdolsun kendisini imam hatip mezunlarından çok daha iyi yetiştirdi. Bu süreçte inanan insanlar o kadar baskı altına alındı ki anlatamam. Neredeyse başı kapalı eşlerimiz, evlatlarımız kamu kurumlarından, hastanelerden içeriye giremez noktaya gelmişti. 2002 seçimleriyle adeta 1960 seçimlerinin benzer tarafı var, ikisinde de toplum adeta nefes alacak noktaya gelmişti. Aradan geçen 23 yıllık süreçte bu ülkede Müslümanlar çok şey kazandı ama çok şeyini de kaybettiği bir vakıa olduğunu yazmadan geçemeyeceğim. Olayları değerlendirirken bu gerçekleri göz önüne almak zorundayız. Bugün bir içişleri bakanı göreve geldiğinde “İzzeti ve şerefi veren de sensin, alan da sensin.” ayet-i celilesini okuyarak göreve başlayabiliyorsa, bu sürecin yetiştirdiği insanların görev başına geldiği gerçeğini unutmayalım. Aynı şekilde bir vatandaşın çıkıp "Kabe’de hacılar hu der Allah” ilahisi camilerin minarelerinden okuyabiliyorsa, okullarda zil sesi yapılabiliyorsa bunun da bu sürecin bir parçası olduğunu unutmamak lazım. Şimdi çıkmış bazı şarlatanlar “Yok efendim Erbakan şöyle güzel işler yaptı, böyle güzel işler yaptı ama biz de o günkü algıya yenik düştük.” diyorlar. Buna asla ve kata inanamam. Bugünkü siyasi konjonktür bunu söylemelerini gerektirdiği için bu yalamalar böyle söylüyorlar. Rabbim geldiğimiz noktadan geriye getirmesin, kıymetini bilelim diyerek, katil İsrail tarafından öldürülen İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e Allah’tan rahmet diliyorum. İran’ın pek çok hatası var ama Müslüman olarak durmak zorunda olduğumuz yerin Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş insanlar olduğunu unutmayalım diyerek sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan Bahadır Arşivi
SON YAZILAR