AKIL VE ZEKÂ…
Her akıllı, zeki değildir. Her zeki de akıllı değildir. Bu iki kavram çoğu zaman birbirine karıştırılır; oysa biri ölçüdür, diğeri hızdır. Biri istikamettir, diğeri güçtür. Biri direksiyondur, diğeri motordur. Motor güçlü olabilir; fakat direksiyon bozuksa araç uçuruma gider. Direksiyon sağlam ama motor zayıfsa yol alınır ama yavaş alınır. İnsan hayatı da böyledir.
Zekâ; çözme, kavrama, analiz etme, hızlı bağ kurma yeteneğidir. Akıl ise; doğruyu yanlıştan ayırma, sonucu hesaplama, hikmeti gözetme, neyin yapılacağına karar verme melekesidir. Zekâ satranç oynar, akıl oyunun hayattaki karşılığını düşünür. Zekâ kazanmayı hedefler, akıl kazanırken kaybetmemeyi hesap eder. Zekâ plan yapar, akıl o planın helâl mi haram mı olduğuna bakar.
Bugün çağın en büyük problemi şudur; zekâ parlatılıyor, akıl ihmal ediliyor. Diploma var ama hikmet yok. Hız var ama istikamet yok. Strateji var ama vicdan yok. İnsanlar çok biliyor ama doğruyu seçemiyor. Çünkü akıl; sadece bilgiyle değil, değerle beslenir. Değersiz bilgi, insanı tehlikeli yapar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Nice dâhiler gelmiştir; zekâları hayran bırakmış ama akılları kirlenince dünyayı ateşe vermişlerdir. Nükleer fiziği bulan akıl değil zekâdır; onu şehirlerin üzerine atan ise akılsızlıktır. Finans oyunlarıyla milyarları yöneten zekâdır; milyonları yoksulluğa mahkûm eden ise akılsızlıktır. Çünkü akıl, sadece “yapabilirim” demez; “yapmalı mıyım?” diye sorar.
Zekâ; bıçağın keskinliği gibidir. Akıl ise o bıçağın nerede kullanılacağını belirleyen iradedir. Cerrahın elinde hayat kurtaran bıçak, katilin elinde cinayet aletidir. Demek ki mesele keskinlik değil; kontrol meselesidir. İnsanı insan yapan, vahyin muhatabı olan akıldır. İlâhî hitap zekâya değil, akladır. Çünkü sorumluluk akla yüklenmiştir. Zekâ nimettir ama hesap akıldandır. Kur’ân’da defalarca “Aklınızı kullanmaz mısınız?” diye sorulur. “Zekânızı kullanmaz mısınız?” denmez. Bu bile başlı başına bir ölçüdür.
Aklın temel özelliği; sonucu görmesidir. Günahın zevkine değil, sonrasındaki çöküşe bakar. Faizin kazancına değil, bereketsizliğine bakar. Harama ulaşmanın kolaylığına değil, kalpte bırakacağı karanlığa bakar. Zekâ ise kısa vadeyi sever; akıl uzun vadeyi düşünür. Zekâ anı kazanır; akıl ömrü kurtarır. Bugün nice zeki insan var ki hayatı dağılmıştır. Çok hızlı düşünür ama yanlış karar verir. Çok iyi analiz eder ama nefsine yenilir. Çünkü zekâsını aklın kontrolüne vermemiştir. Aklı zekâya teslim etmek, bir anlamda nefsin emrine girmektir. Nefis hız ister, akıl denge ister. Nefis hemen ister, akıl sabır ister. Nefis alkış ister, akıl huzur ister.
Aklın olmadığı yerde zekâ kibir üretir. “Ben bilirim” hastalığı başlar. Hâlbuki akıl, insanı tevazuya götürür. Çünkü akıl; her bilginin sınırlı olduğunu, her planın kaderle karşılaşacağını bilir. Zekâ hesap yapar; akıl nasibi hatırlar. Zekâ kazanmayı hedefler; akıl hesabı düşünür.
Bu mesele matematik gibidir. İlâhî kanun nettir; aklı devre dışı bırakan, bedel öder. Ahlâksız zekâ, sahibini de yakar. Kontrolsüz güç nasıl felaket doğurursa, kontrolsüz zekâ da öyledir. Bugün dünyanın en büyük krizleri, aklın değil zekânın ürünü olan sistemlerden doğmuştur. Daha çok kazanma hırsı, daha çok güç tutkusu, daha çok hükmetme arzusu… Zekâ üretmiş, akıl susturulmuştur.
Akıl; vahyin ışığında çalıştığında insanı selamete götürür. Çünkü akıl tek başına yeterli değildir; yönlendirilmek ister. Güneşsiz pusula işe yaramaz. Vahiy, akla istikamet verir. Akıl da zekâyı dizginler. Bu denge kurulmadığında insan içten çürür. Çok zeki olup akıllı olmayan insan, başkasını kandırabilir ama kendini kurtaramaz. Çok akıllı olup zeki olmayan insan ise belki yavaş ilerler ama sağlam yürür. En güzeli; zekânın aklın emrinde olmasıdır. Yani hızın, hikmetle birleşmesidir.
Çocuklara sadece zekâ öğretmek yetmez. Sınav kazandıran değil, hayat kazandıran bir akıl gerekir. Analitik düşünen ama ahlâkî karar verebilen bir nesil… Çünkü zekâ kariyer yapar, akıl karakter yapar. Zekâ para kazandırır, akıl huzur kazandırır. Zekâ alkış alır, akıl dua alır. Zekâ bir nimettir, akıl bir emanettir. Nimeti yanlış kullanmak emanete ihanettir. Aklı devre dışı bırakıp zekânın peşine takılan insan, bir süre sonra kendi kurduğu tuzağa düşer. İlâhî kanun şaşmaz. Matematik gibi kesindir: Yanlış denklem yanlış sonuç doğurur.
Asl olan; zeki olmak değil, akıllı kalabilmektir. Hızlı düşünmek değil, doğru karar verebilmektir. Kazanmak değil, kaybetmeden kazanabilmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.