MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN ÇIKMAZI…

Dünya üzerinde yaklaşık 57 ülke, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olarak “İslam dünyası” kategorisinde anılmaktadır. Bu ülkelerin bir kısmı kendisini resmî olarak “İslam Cumhuriyeti” diye tanımlar, bir kısmının anayasasında “devletin dini İslam’dır” ifadesi yer alır, bir kısmında ise halkın çoğunluğu Müslümandır. Toplamda 2 milyara yaklaşan bir nüfus söz konusudur. Rakam büyüktür. Coğrafya geniştir. Yeraltı kaynakları zengindir. Petrol, doğalgaz, maden, stratejik geçiş yolları, genç nüfus; Müslüman toplumların nimetleridir. Potansiyel fazlasıyla vardır. Ama mesele potansiyel değildir. Mesele; birlik, vizyon ve sistemdir.

İslam dünyasının temel çıkmazı, nicelik ile nitelik arasındaki uçurumdur. Nüfus çoktur ama ortak akıl zayıftır. Toprak geniştir ama ortak strateji yoktur. Zenginlik vardır ama adil dağılım ve kurumsal düzen eksiktir. Kur’an’ın en temel çağrılarından biri “birlik”tir. “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın ve ayrılmayın” emri, sadece bireysel ahlâkı değil, toplumsal dayanışmayı da hedefler. Fakat bugün İslam coğrafyasında mezhep ayrılıkları, etnik gerilimler, siyasi hizipleşmeler ve iktidar mücadeleleri; ümmet bilincinin önüne geçmiştir. Böylece; birlik potansiyeli olan coğrafya, parçalı bir görüntü verir. Bu,durum Müslüman toplumun bir çıkmazıdır.

İkinci çıkmaz; yönetim ve liyakat meselesidir. Birçok İslam ülkesinde doğal zenginlik vardır fakat kurumsal yapı zayıftır. Hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat gibi ilkeler ya tam işletilememekte ya da kişilere göre değişmektedir. Halbuki İslam’ın adalet anlayışı, en yakınından bile hesap sorabilecek bir sistem kurmayı emreder. Hazreti Ömer’in “Fırat kenarında bir koyunu kurt kapsa, hesabı benden sorulur.” anlayışı ile bugün birçok yönetim pratiği arasında ciddi mesafe vardır. Bu mesafe; ekonomik geri kalmışlık, beyin göçü ve sosyal huzursuzluk üretir.

Diğer çıkmaz; eğitim ve üretim eksenidir. İslam medeniyeti bir dönem bilim, felsefe, tıp, matematik ve astronomide dünyanın öncüsüydü. Bugün ise birçok Müslüman ülke teknoloji üretmekten çok tüketmektedir. Üniversite sayısı artmış olsa da; nitelik, özgür düşünce ortamı ve bilimsel üretim yeterli seviyede değildir. Bu da genç nüfusun geleceğini başka coğrafyalarda aramasına yol açmaktadır.

Müslüman toplumlarında en dikkat çekici husus ise, birçok Müslüman; refah, hukuk güvenliği ve yaşam standardı için Batı ülkelerinde yaşamayı tercih etmektedir. Oysa Batı dediğimiz ülkelerin çoğu Hristiyan kökenli kültürlere sahiptir ve seküler sistemlerle yönetilmektedir. Bu bir çelişkidir ama aynı zamanda bir toplumsal uyarıdır.

İslam; adalet, emniyet, kul hakkı, liyakat ve istişare üzerine kurulu bir hayat sistemi sunar. Eğer bu ilkeler Müslüman toplumlarda tam işletilmez, fakat başka toplumlarda sistem olarak uygulanırsa; insanlar güveni nerede buluyorsa oraya yönelir. İnsan ideolojiye değil, güvene gider. Bu büyük çıkmazın özü; İslam’ın ilkeleri ile Müslümanların pratiği arasındaki mesafedir.

İslam toplumları; dini kimliği güçlü ama kurumsal düzeni zayıf bir görüntü verdiğinde, inanç ile hayat arasındaki kopukluk büyür. Dindarlık artar ama düzen kurulamazsa; adalet slogan olur, sistem olmaz. Oysa sorun İslam’da değil, uygulamadadır. Çıkış yolu; birlik olmaktır. Bu da; sloganla değil ortak ekonomik, bilimsel ve stratejik projelerle olur.

Adalet; konuşularak değil bağımsız hukuk sistemiyle olur. Refah; hamasetle değil üretimle olur. Güç; sayıyla değil nitelikle olur. 2 milyarlık bir nüfus, ortak vizyonla hareket ederse küresel dengeyi etkileyebilir. Fakat dağınık kaldığında, potansiyel sadece rakam olarak kalır.

İslam toplumlarının çıkmazı; kaynak yetersizliği değil, sistem yetersizliğidir. İslam’ın ilkeleri hayata geçirilseydi, Müslümanlar başka coğrafyalarda huzur aramazdı. Bu da acı bir gerçektir. Bu büyük çıkmaz, aynı zamanda büyük bir fırsattır. Çünkü; sorun içerideyse, çözüm de içeridedir, sorun biliniyorsa, çözüm yakındır.

İtikadi ibadeti, ahlâkı kutsalları ortak olan iki milyar nüfuslu bir kitlenin önünde durmak mümkün değildir. Dünyada sekiz milyar civarında nüfus vardır ama tek başına Müslüman toplum kadar aynı idealin mensubu yoktur. Müslüman toplum, sayısal olarak, dünya toplumlarının lideridir. Değerlerine ve kutsallarına bağlı, ortak bir tavır geliştirmeleri hâlinde; dünyanın akışını belirleyen Müslüman toplum olacaktır.

Bunun için; Müslüman toplum, en kısa zamanda, çıkmazlarından kurtulmalıdır. Ortak birlik, ortak para birimi, ortak pazar, ortak strateji ve üst ortak idare. Bu irade gerçekleştiği an; Müslüman toplumun önünde hiçbir güç duramayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR