KALP KIRMAK VE GÖNÜL ALMAK...

Bir şeyi; yıkmak, bozmak ve dağıtmak çoğu zaman kolaydır. Fakat yıkılanı yeniden inşa etmek, bozulanı düzeltmek ve dağılanı toparlamak çok daha zor ve zahmetlidir. Bu yüzden insanlar arasında sıkça söylenen “Tahrip kolay, tamir zordur” sözü, hayatın en temel gerçeklerinden birini ifade eder.

Bir evi düşünün… Yıllarca emek verilerek yapılır. Temeli atılır, duvarları örülür, çatısı kurulur. O evin yapılması için plan gerekir, emek gerekir, sabır gerekir. Fakat aynı evi yıkmak için birkaç saat hatta bazen birkaç dakika yeterlidir. Yapmak uzun bir emeğin sonucudur, yıkmak ise çoğu zaman bir anlık hareketle gerçekleşir.

Bu durum sadece maddi yapılar için değil, insan ilişkileri için de geçerlidir. Bir dostluk yıllarca süren güven, samimiyet ve fedakârlıkla oluşur. Fakat yanlış bir söz, kırıcı bir davranış ya da ihanet o dostluğu bir anda yıkabilir. Dostluğu kurmak yıllar alır ama onu yıkmak bazen birkaç saniyelik bir hatayla mümkün olur.

Toplum hayatında da aynı gerçek görülür. Bir toplumun güven duygusu, ahlaki düzeni ve sosyal dengesi uzun yıllar içinde oluşur. Fakat adaletsizlik, haksızlık ve güvensizlik bu düzeni kısa sürede tahrip edebilir. Bu yüzden toplumları ayakta tutan en önemli şey inşa edici bir anlayışa sahip olmaktır.

Yıkmak kolaydır; asıl değerli olan, yapabilmek ve onarabilmektir. İnsan karakteri de böyle oluşur. Güvenilir bir insan olmak yıllar süren bir emeğin sonucudur. İnsan davranışlarıyla, sözleriyle ve tutumlarıyla güven kazanır. Fakat bir hata, bir ihanet veya bir yalan o güveni bir anda yok edebilir. Bu yüzden büyük alimler “Bir insanın itibarı cam gibidir; kırılması kolaydır ama yeniden eski haline gelmesi zordur” demişlerdir.

İslam ahlakı da bu noktada yapıcı olmayı öğütler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanların hatalarını büyütüp ilişkileri yıkmak yerine, mümkün olduğunca tamir etmeyi tavsiye etmiştir. Çünkü Müslüman, yıkıcı değil onarıcı bir karaktere sahip olmalıdır. Kırmak yerine gönül yapmayı tercih etmelidir.

Bir gönlü kırmak çok kolaydır. Sert bir söz, küçümseyici bir tavır veya haksız bir davranış bir insanın kalbini incitebilir. Fakat kırılan gönlü yeniden kazanmak bazen yıllar sürebilir. Bu yüzden İslam büyükleri sık sık şu sözü hatırlatır; “Gönül yapmak Kâbe yapmak gibidir.” Çünkü insan kalbi çok kıymetlidir. Bugün modern dünyada da benzer bir durum yaşanmaktadır. Sosyal medya, hızlı iletişim ve aceleci tartışmalar insanların birbirini kolayca kırmasına sebep olabiliyor. İnsanlar düşünmeden konuşuyor, kırıcı sözler söylüyor ve ilişkiler kolayca tahrip ediliyor. Fakat bu kırılan bağları yeniden onarmak çoğu zaman çok zor oluyor.

Akıllı insan, söz söylerken ve davranırken sonuçlarını düşünür. Çünkü bir şeyi yıkmak yerine korumak ve onarmak çok daha değerlidir. Hayatta kalıcı olan şeyler, sabır ve emekle inşa edilen şeylerdir. Hayatın önemli bir gerçeği vardır; "Tahrip etmek kolaydır, inşa etmek zordur." Yıkmak için güç gerekmez ama yapmak için; akıl, sabır ve emek gerekir. Bu yüzden insanın yapması gereken şey; yıkıcı değil yapıcı bir karaktere sahip olmaktır. Çünkü gerçek güç; yıkmakta değil, inşa edebilmekte gizlidir.

"Kalp kırmak; Kâbe’yi yıkamaktan daha ağır bir eylemdir." Bu söz, bir mecazdan ibaret değildir; bir ölçüdür, bir terazidir, bir ahlâk pusulasıdır… Kâbe, yeryüzünde Allah’a nispet edilen en mukaddes mekândır. Taşlardan yapılmıştır ama anlamı göklerle irtibatlıdır. Ona yönelerek secde edilir, onun etrafında tavaf edilir. Fakat unutulan bir hakikat vardır: Kâbe, taştandır… İnsan kalbi ise “nazargâh-ı ilâhî”dir. Allah, kulunun kalbine nazar eder. Bu yüzden bir kalbi incitmek, sadece bir insanı üzmek değildir; ilâhî nazarın tecelli ettiği bir mekânı yıkmak gibidir. Büyükler demiştir ki; “Kâbe’yi inşa eden Hz. İbrahim’dir ama kalbi yaratan Allah’tır.” Birini yıkmakla diğerini yıkmak aynı değildir. Kâbe yıkılsa yeniden yapılır… Ama kırılan bir kalbin tamiri, bazen bir ömür sürer, bazen de hiç mümkün olmaz.

Bugün insanlık, betonları koruyor ama gönülleri yıkıyor. Binalara yatırım yapıyor ama insanın içine ihanet ediyor. Bir sözle, bir bakışla, bir tavırla kalpler kırılıyor… Çoğu zaman bunun farkına bile varılmıyor. Çünkü kalp kırmak sessiz bir cinayettir; sesi çıkmaz ama iz bırakır. Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kâbe’ye bakıp şöyle buyurmuştur; “Sen ne yücesin! Ama müminin Allah katındaki değeri senden daha büyüktür.”

İşte bu ölçü kaybolduğunda, insan insana zulmetmeye başlar. Kalplerin değeri unutulduğunda, ibadetler şekle dönüşür. Kâbe’ye yüzünü dönen ama kulun kalbini kıran bir insan; yönünü bulmuş ama yolunu kaybetmiştir.

Kalp kırmak kolaydır… Bir cümle yeter. Ama gönül yapmak zordur… Sabır ister, merhamet ister, edep ister. Bu yüzden büyükler, “Gönül yapmaya geldik, gönül yıkmaya değil” demiştir. Çünkü bilirler ki; Kırılan kalpte dua tutmaz… İncinen gönülde muhabbet barınmaz… En acısı; kalbi kırılanın ahı, arşa kadar çıkar… Bir Kâbe’yi yıkmak, taşları dağıtmaktır… Ama kalbi kırmak; insanı dağıtmaktır…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR