İYİLİK YAPANA İYİLİK YETİŞİR…
İhtiyaç sahibi birine el uzatmak; sadece bir insana yardım etmek değildir. İnsan, başkasının derdiyle dertlendiği ölçüde huzurlu ve mutlu olur. Birinin yükünü hafifleten; aslında kendi yükünü hafifletir, birinin karanlığını aydınlatan; kendi yolunu da nurlandırır. Bu yüzden yardım etmek; sadece ahlâkî bir davranış değil, aynı zamanda ilâhî bir sistemin işleyişine katılmaktır. Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati açık bir şekilde ortaya koyarak; “İyilik ve takva üzere yardımlaşın…” (Maide, 2). mesajını sunmaktadır. Bu ayet, yardımlaşmanın sadece bir tavsiye değil, bir emir olduğunu göstermektedir. İyilikte yardımlaşmak; toplumun huzurunu, bireyin iç dünyasını ve insanlığın ortak vicdanını ayakta tutan temel bir ilkedir. Yardımlaşmanın olmadığı bir toplumda güven olmaz, merhamet olmaz, huzur olmaz.
İhtiyaç sahibine yardım etmek; sadece onun açlığını gidermek ya da maddî sıkıntısını çözmek değildir. Asıl olan, onun kalbine dokunmaktır. Çünkü insan bazen ekmekten çok, anlaşılmaya muhtaçtır. Bazen bir lokma değil, bir selâm, bir tebessüm, bir “yalnız değilsin” sözü en büyük yardım olur. Bu yüzden yardımın ölçüsü; sadece maddiyatla değil, samimiyetle belirlenir. Kur’ân, bu inceliği şöyle ifade eder; “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân, 92). Gerçek iyilik; fazladan verilenden değil, sevilen şeylerden fedakârlık yapabilmekten geçer. İnsan kendisi için değerli olanı başkasıyla paylaşabildiği ölçüde olgunlaşır. Bu paylaşım; insanı cimrilikten kurtarır, kalbi yumuşatır, ruhu genişletir.
Peygamberimiz; “Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir.” Bu Peygamberi mesaj bir temenni değil, açık bir taahhüt, Allah’ın koyduğu değişmez bir kanundur. "Sen kolaylaştırırsan, sana da kolaylaştırılır; sen yardım edersen, sana da yardım edilir." İlahî kural böyle kurulmuş, bunun pratik örnekleri çokça görülmektedir. İyilik; çoğu zaman küçük bir adım gibi görünür ama etkisi büyüktür. Bir yetimin başını okşamak, bir borçlunun yükünü hafifletmek, bir öğrencinin elinden tutmak, bir hastanın gönlünü almak; iyiliktir. Küçük gibi görülen bir iyilik, muhatabın büyük bir derdine çaredir. İyiliğin ölçüsünü, muhatabın ihtiyacı belirler. Yardımlaşma; insanlar arasında, görünmeyen ama en güçlü bağları oluşturur. Toplum; kanunlarla değil, merhametle ayakta kalır. Kanunlar düzeni sağlar ama merhamet ruh verir. Kur’ân’da bu ruh şöyle ifade edilir; “Onlar, Allah sevgisiyle yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler. ‘Biz sizi sadece Allah rızası için doyuruyoruz; sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz’ derler.” (İnsan, 8-9). Bu anlayış; yardımı bir alışveriş olmaktan çıkarıp, ibadete dönüştürmektedir.
İnsanın hayatında öyle zamanlar olur ki; kapılar kapanır, yollar daralır, imkânlar tükenir. İşte o anlarda Allah, çoğu zaman bir kulunu vesile kılar. Belki hiç tanımadığın biri, belki ummadığın bir dost, belki de hiç beklemediğin bir kapı vesileye dönüşür. Bu, daha önce yapılan iyiliklerin dönüşüdür. İyilik, dairesel bir hakikattir; dolaşır, dolaşır ve sahibini bulur. Peygamber Efendimiz bu gerçeği başka bir ifadeyle şöyle anlatmaktadır; “Allah kulunun yardımında olduğu sürece, kul da kardeşinin yardımındadır.” Bu hadis, yardımlaşmanın ilâhî bir gözetim altında olduğunu gösterir. Yani sen birine yardım ettiğinde aslında yalnız değilsin; Allah seninledir, senin yardımını büyüten, bereketlendiren O’dur.
Bir insanın gücü paraya yetmez ama söze yeter. Söz yetmezse duaya yeter. Dua yetmezse bir tebessüme yeter. Nitekim Peygamber Efendimiz “Güler yüz sadakadır” buyurarak; iyiliğin alanını belirtmiştir. Hiç kimse iyilik yapmaktan mahrum değildir. Veren el, alan elden daha üstündür/kazançlıdır. Yardım alan; ihtiyacını giderir, veren ise; kalbini temizler, ruhunu yüceltir ve Allah’ın rızasına yaklaşır. İhtiyaç sahibine el uzatmak; sadece bir iyilik değil, bir hayat anlayışıdır. Bu anlayış; insanı dünyada huzura, ahirette kurtuluşa götürür. Bir kulun derdine çare olan; kendi derdine çare bulur. Bir kulun yükünü hafifleten; kendi yükünü hafifletir. Zor zamanda başkasına omuz veren; kendi zor zamanında sahipsiz kalmaz. Bu, ilâhî bir hakikat, Peygamberî bir taahhüttür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.