ZİHİNSEL KOLONİZASYON...
Kolonizasyon, en bilinen anlamıyla bir ülkenin başka bir ülkeyi; siyasi, ekonomik ve askerî bakımdan hâkimiyeti altına almasıdır. Ancak sömürgeciliğin bundan çok daha derin, çok daha sinsi ve tehlikeli bir boyutu vardır, o da; zihinsel kolonizasyon'dur. Bu; insanın düşünce dünyasının, değer yargılarının, inançlarının, kültürel hafızasının ve hayatı anlamlandırma biçiminin başkalarının kontrolüne girmesidir. Toprakları işgal edilen bir millet, düşmanını tanır ve onunla mücadele eder. Fakat zihni işgal edilen insan, çoğu zaman işgal edildiğinin farkına bile varmaz. Hatta kendisine ait olmayan düşünceleri kendi iradesinin ürünü zannederek savunmaya başlar.
Zihinsel kolonizasyonun en belirgin özelliği; insanı kendi değerlerine yabancılaştırmasıdır. İnsan, mensubu olduğu medeniyeti küçümsemeye, tarihinden utanmaya, kültürünü geri kalmışlığın sebebi olarak görmeye başladığında zihinsel bağımsızlığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kendi dilini yetersiz, kendi inancını çağ dışı, kendi geleneklerini değersiz görürken başkalarının ürettiği her düşünceyi sorgulamadan benimsemek, fikrî özgürlük değil; zihinsel teslimiyettir. Elbette başka medeniyetlerden öğrenmek, bilimden ve teknolojiden yararlanmak bir gelişmişlik göstergesidir. Ancak öğrenmek başka, taklit ederek şahsiyetini kaybetmek başkadır.
Günümüzde zihinsel hâkimiyet çoğu zaman; ekranlar, dijital platformlar, eğitim sistemleri, medya, reklamlar ve kültürel üretim üzerinden kurulmaktadır. İnsanların neyi seveceği, neden nefret edeceği, neye güleceği, neye üzüleceği, hatta neyi doğru kabul edeceği sürekli yönlendirilmektedir. Bir toplumun düşünme biçimini değiştirmek, bazen onun siyasi yönetimini değiştirmekten çok daha kalıcı sonuçlar doğurur. Çünkü düşünceleri yönlendirilen insanların davranışları da zamanla yönlendirilmeye başlanır. Zihinsel kolonizasyonun en tehlikeli aşaması, insanın kendi esaretini özgürlük olarak algılamasıdır. Başkalarının belirlediği hayat tarzını modernlik, başkalarının oluşturduğu değer ölçülerini ilericilik, başkalarının dayattığı tüketim alışkanlıklarını medeniyet zanneden insan, farkında olmadan kendi şahsiyetinden uzaklaşabilir. Böyle bir insanın zihninde artık kendisine ait sorular değil, başkalarının hazırladığı cevaplar dolaşır. Düşünmek yerine tekrar eder, araştırmak yerine inanır, sorgulamak yerine taklit eder. Böylece akıl, hakikati arayan bir yetenek olmaktan çıkar; kendisine sunulan düşünceleri meşrulaştıran bir araca dönüşür.
Konunun bir de dinî ve ahlaki boyutu vardır. İslam medeniyeti, insanın aklını kullanmasını, tefekkür etmesini, araştırmasını ve hakikati aramasını esas alan güçlü bir düşünce mirasına sahiptir. Düşünmeyen insan kolay yönlendirilir, sorgulamayan toplum kolay aldatılır. Zihinsel bağımsızlık, yalnızca Batı karşısında değil, insanı aklını kullanmaktan alıkoyan her türlü; taassup, hurafe ve ideolojik dayatma karşısında korunmalıdır. Müslüman toplumların üzerinde düşünmesi gereken önemli meselelerden biri de budur. Bir taraftan kendi medeniyetinin ilmî, ahlaki ve manevi birikiminden uzaklaşırken diğer taraftan modern dünyanın ürettiği her düşünceyi mutlak hakikat kabul etmek ciddi bir çelişkidir. Daha da düşündürücü olanı, dinî kavramları kullandığı hâlde bağımsız düşünceyi engelleyen, insanları şahıslara ve yapılara sorgusuz bağlılığa yönlendiren anlayışların varlığıdır. Zihinsel kolonizasyon yalnızca dışarıdan gerçekleşmez. Bazen insanın kendi toplumundaki güç odakları da onun aklını, vicdanını ve iradesini teslim almaya çalışabilir.
Bir toplumun gerçek bağımsızlığı, yalnızca sınırlarının korunmasıyla sağlanamaz. Kendi bilimini üretemeyen, kendi düşünce dünyasını geliştiremeyen, kültürel hafızasını gelecek nesillere aktaramayan ve ahlaki değerlerini yaşatamayan toplumlar, siyasi bakımdan bağımsız olsalar bile zihinsel bakımdan başkalarına bağımlı hâle gelebilirler. Bu sebeple millî bağımsızlık ile zihinsel bağımsızlık birbirinden ayrı düşünülemez. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, zihinsel bağımsızlığın dünyaya kapanmak anlamına gelmediğidir. Asıl bağımsızlık, dünyanın bütün birikiminden yararlanırken kendi aklını ve vicdanını başkasına kiralamamaktır. Özellikle genç nesillerin zihinsel dünyası üzerinde durmak gerekiyor. Bugün bir gencin düşüncelerini yalnızca ailesi, öğretmeni veya okuduğu kitaplar şekillendirmiyor. Sosyal medya algoritmaları, dijital içerikler, popüler kültür ve küresel tüketim anlayışı da onun kişiliğinin oluşumunda önemli rol oynuyor. Sürekli başkalarının hayatını izleyen, onların beğenilerine göre kendisini değerlendiren ve kendi varlığını dijital dünyanın onayına bağlayan insan, zamanla özgün kişiliğini kaybedebilir. Başkalarına benzeme arzusu, insanın kendisi olma cesaretini ortadan kaldırabilir.
Zihinsel kolonizasyonla mücadele etmenin yolu, insanları dünyadan koparmak veya farklı düşüncelerden korkutmak değildir. Aksine sağlam bir eğitim, güçlü bir tarih bilinci, ahlaki şahsiyet, eleştirel düşünce ve özgür irade geliştirmektir. Kendi medeniyetini tanıyan insan başka medeniyetleri düşman görmek zorunda değildir. Kendi inancının değerini bilen insan farklı inançları öğrenmekten korkmaz. Kendi kültürüne güvenen insan başka kültürlerle karşılaştığında kimliğini kaybetmez. Çünkü gerçek özgüven, başkalarını küçümsemekten değil, kendi değerini bilmekten doğar. Toprak işgal edildiğinde sınırlar değişir, zihin işgal edildiğinde nesiller değişir. Toprak işgaline karşı mücadele edenler bağımsızlıklarını yeniden kazanabilirler. Fakat zihinsel işgale uğradığının farkında olmayan toplumlar, kaybettikleri bağımsızlığı arama ihtiyacı bile hissetmeyebilirler. İnsanın zihninin işgal edilmesi, toprağının işgal edilmesinden daha tehlikelidir. Zihinsel kolonizasyonun, en tehlikeli sömürge biçimidir ki, bugünün dünyasında en çok kullanılan yöntemdir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.