SÖZÜN TERBİYESİ...
İnsan konuşarak anlaşır, anlatarak kendisini ifade eder, açıklama yaparak yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırır. Ancak her konuşma anlaşılmayı, her açıklama ikna etmeyi, her izah da hakikatin ortaya çıkmasını sağlamaz. Bazen söz çoğaldıkça anlam azalır, açıklama uzadıkça mesele karmaşıklaşır, izahat arttıkça itibar zedelenir. Sözün bir ölçüsü, açıklamanın bir sınırı, konuşmanın da bir edebi vardır.
"İzahatın fazlası, kabahattir" sözü; insan ilişkilerinde, sosyal hayatta, idari işleyişte ve beşerî münasebetlerde dikkate alınması gereken önemli bir hayat ilkesidir. İnsan, kendisini ifade etmekle kendisini ispat etmek arasındaki farkı bilmelidir. Kendini ifade etmek bir ihtiyaçtır. Ancak sürekli kendini ispat etmeye çalışmak, zamanla kişiliği yoran ve itibarı aşındıran bir davranışa dönüşebilir.
Her mesele açıklama gerektirmez. Her iddiaya cevap verilmez. Her ithamın karşısına savunma konulmaz. Her yanlış anlamanın peşinden koşulmaz. Bazı insanlar anlamak için değil, açık aramak için dinler. Bazıları hakikati öğrenmek için değil, söylenen sözlerden yeni tartışmalar üretmek için soru sorar. Böylelerine yapılan uzun açıklamalar, meseleyi çözmek yerine daha da büyütebilir.
Konuşmak bir kabiliyet, yerinde konuşmak bir meziyet, gerektiğinde susabilmek ise olgunluktur. İnsanın bilgili olması, her konuda konuşmasını gerektirmez. Haklı olması, her ortamda kendisini savunmasını zorunlu kılmaz. Doğruyu bilmesi de her doğruyu her yerde söylemesini gerekli hâle getirmez. Doğru söz yanlış zamanda söylendiğinde etkisini kaybeder. Haklı bir açıklama yanlış üslupla yapıldığında haksız bir görüntü oluşturur. Bazen de gereğinden fazla izahat, başlangıçta açık olan bir meseleyi şüpheli hâle getirir.
Sözün kıymeti yalnızca doğruluğunda değil, yerinde ve yeterince söylenmesindedir. Sözün güzelliği; doğruluğunda, samimiyetinde, faydasında, nezaketinde ve ölçüsündedir. Güvenin asıl kaynağı uzun açıklamalar değil, tutarlı davranışlardır. Sözün ispat edemediğini davranış ispat eder. Davranışın ortaya koyduğu gerçekleri uzun açıklamalar gölgeleyebilir.
Toplumumuzda suskunluk bazen bilgisizlik, korkaklık veya çaresizlik olarak değerlendirilmektedir. İnsan bazen söyleyecek sözü olmadığı için susar. Bazen konuşmasının faydasız olacağını bildiği için susar. Bazen muhatabının seviyesine inmeyi uygun görmediği için susar. Bazen de söyleyeceği sözün doğuracağı zararı hesap ederek sükûtu tercih eder. Suskunlukların hepsi aynı değildir. Öfke anında, tartışmanın büyüdüğü ortamlarda ve karşılıklı anlayışın kaybolduğu durumlarda susabilmek, ciddi bir irade ve nefis terbiyesi gerektirir. Kendini her söze cevap vermek zorunda hisseden insan, zamanla kendi iradesini başkalarının diline teslim eder.
Susmanın da bir sınırı vardır elbette. Tabii ki, haksızlık karşısında susmakla gereksiz tartışma karşısında susmak aynı şey değildir. Birincisi bazen sorumluluktan kaçmak, ikincisi ise olgunluk olabilir. Bir insanın hakkı çiğneniyorsa, bir masum iftiraya uğruyorsa, bir yanlış topluma zarar veriyorsa, orada gerekli açıklamayı yapmak ahlaki bir sorumluluktur. Esas olan; nerede konuşulacağını ve nerede susulacağını bilmektir.
İzah etmek; karşıdaki insanı bilgilendirmek ve meseleyi anlaşılır hâle getirmek demektir. İzahat; muhatabı küçümsemeye, bilgisiyle üstünlük kurmaya veya karşısındakini söz kalabalığı içerisinde etkisiz bırakmaya dönüşürse ahlaki değerini kaybeder. Bazı insanlar çok konuşarak bilgili görünmek ister. Bazıları uzun açıklamalarla hatalarını örtmeye çalışır. Bazıları da kelimeleri çoğaltarak hakikati belirsizleştirir. Gerçek bilgi, karmaşık meseleleri anlaşılır hâle getirebilmektir. Sözün terbiyesi olmayan yerde tartışma çoğalır. Tartışmanın çoğaldığı yerde anlamak zorlaşır. Anlaşmanın kaybolduğu yerde ise ilişkiler yıpranır. İnsan bazen bir cümleyle çözebileceği meseleyi, onlarca cümleyle çözümsüz hâle getirebilir.
Hayatta her şeyin fazlası gibi sözün fazlası da zarar verebilir. Fazla yemek bedeni, fazla harcama bütçeyi, fazla konuşmak ise bazen insanın itibarını yorar. Bir hakikati anlatmak için bazen tek cümle yeterlidir. Bazen de bir yanlışlığı gidermek için saatlerce açıklama yapmak gerekir. Önemli olan, açıklamanın hakikate hizmet etmesidir. İnsan, konuşmadan önce ne söyleyeceğini, konuşurken ne kadar söylemesi gerektiğini, konuştuktan sonra da sözünün neye hizmet ettiğini düşünmelidir.
Az konuşmak tek başına erdem değildir. Çok konuşmak da tek başına kusur değildir. Asıl erdem; sözü yerinde, zamanında ve kararında kullanabilmektir. Bazen bir cümle insanın itibarını yükseltir, bazen de gereksiz bir cümle yılların biriktirdiği itibarı zedeler. Söz; insanın aklının tercümanı, ahlakının aynası ve şahsiyetinin göstergesidir. İzahın yeterlisi hikmet, gereksizi külfet, aşırısı ise lisanen kabahattir.Sözün terbiyesi; yerinde ve yeterli konuşmak, gerektiğinde susmasını bilmektir. Fazla konuşmak; lisanen kabahattir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.