GÜVEN VE KONTROL...

Güven, insan ilişkilerinin temelidir. Güvenilmezlik ise ciddi bir ahlâkî kusurdur. Bazen güvenilmez denilen insan, gerçekte güvenilmeyecek biri değil; kontrol edilemeyecek, yönlendirilemeyecek, yanlışlara ortak edilemeyecek biridir. Tehlike buradadır. Bazı çevrelerde güvenilir olmanın ölçüsü; dürüstlük değil, itaatkârlıktır. Kendi iradesiyle hareket eden, yanlış karşısında susmayan, şahsiyetini makam ve menfaat karşılığında pazarlamayan insanlar, kolaylıkla güvenilmez ilan edilebilmektedir. İdari işleyişte, bürokratik yapılanmalarda ve siyasi pozisyonların belirlenmesinde bu kelime, zaman zaman etkili bir tasfiye aracına dönüşmektedir. Bir insanın bilgi, birikim, liyakat, ahlâk ve kabiliyeti değerlendirilmeden, hakkında söylenen; "Güvenilmez" kelimesi bütün kapıları kapatabilmektedir. Üstelik bu hüküm çoğu zaman açıkça söylenmez. Takdir ve tayin yetkisine sahip olanların kulağına sessizce fısıldanır. Gizlilik, iddiaya ayrı bir ciddiyet kazandırır. Delil bulunmaması; bazen iddianın zayıflığı olarak değil, meselenin çok hassas olduğu şeklinde yorumlanır. Böylece dedikodu; bilgiye, kanaat; belgeye, şahsi husumet; kurumsal değerlendirmeye dönüşür.

Güvenilmez insanla kontrol edilemeyen insan aynı değildir. Güvenilmez insan; emanete ihanet edebilen, sözünde durmayan, menfaatine göre davranan insandır. Kontrol edilemeyen insan ise; bazen tam tersine, ilkelerinden taviz vermeyen, şahsiyetini koruyan, her söylenene boyun eğmeyen insandır. Elbette hiçbir kurumda keyfîlik ve disiplinsizlik kabul edilemez. Ancak kurallara bağlılıkla, şahıslara kayıtsız şartsız itaat birbirinden farklıdır. Kurumun hukukuna sadakat; erdem, kişilerin yanlışlarına sadakat ise; ahlâkî zaaftır. Güven, ehliyet ve dürüstlük üzerinden tanımlanıyorsa doğru bir sistem kurulabilir. Fakat, kişisel bağlılık ve sorgusuz itaat üzerinden belirleniyorsa orada liyakatin yerini sadakat gösterileri almaya başlar. Bu anlayışta; doğruyu söyleyen tehlikeli, yanlışa sessiz kalan güvenilir kabul edilir. İtiraz eden; problemli, her şeye evet diyen; uyumlu görülür. Böylece kurumlar, kendilerine fayda sağlayacak şahsiyetli insanları dışarıda bırakırken, kendilerine zarar verebilecek karakter sorunlu insanlara kapılarını açarlar. Bu yöntem kurumsallaştığında, defolu insanlar tedavüle girer. Ahlâkî kusurlar görmezden gelinir, yetersizlikler sadakatle örtülür, liyakatsizlik yakınlıkla telafi edilmeye çalışılır. Zamanla yanlış insanlar doğru makamlara, doğru insanlar ise yanlış gerekçelerle sistemin dışına itilir. Daha kötüsü, bu şekilde oluşturulan kadrolar kendilerine benzeyen insanları tercih ederek aynı anlayışı çoğaltırlar. Artık mesele birkaç kişinin yanlış tercihi olmaktan çıkar; sistemin işleyişi arızalı hâle gelir. Çünkü yanlış ölçülerle seçilen insanların doğru bir düzen kurmasını beklemek, çürük malzemeyle sağlam bina inşa etmeye benzer.

Kur'an-ı Kerim, emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emretmektedir (Nisâ,58) Bu ilahî emir yalnızca bireysel ilişkilerle sınırlı değildir. Kamu yönetiminden ticarete, siyasetten bürokrasiye kadar sorumluluk gerektiren bütün alanları kapsayan temel bir ilkedir. Yine Kur'an, hakkında kesin bilgi bulunmayan şeyin peşine düşülmemesini emretmektedir. (İsrâ/36) Dolayısıyla bir insanın geleceğini, itibarını ve hizmet imkânlarını doğrulanmamış sözlerle ortadan kaldırmak yalnızca idari bir yanlış değil, aynı zamanda ciddi bir ahlâkî sorumluluktur. İnsan hakkında hüküm vermek kolay ama o hükmün hesabını vermek o kadar kolay değildir. Başka bir tehlike de karar vericilerin kendilerine ulaşan bilgileri sorgulamadan kabul etmeleridir. Her fısıltıyı istihbarat, her şikâyeti hakikat, her ihbarı samimiyet kabul eden yönetici; farkında olmadan başkalarının hesaplarına hizmet edebilir. Halbuki yöneticilik, yalnızca karar verme yetkisi değil; doğru bilgiye ulaşma sorumluluğudur. Kendisine söylenenleri araştırmayan, hakkında konuşulan insanı dinlemeyen, iddiaları delille değerlendirmeyen bir yönetici; yetkisini kullanırken başkalarının iradesine teslim olmuştur. Böyle bir durumda makam kendisine ait olsa da kararın gerçek sahibi başkalarıdır.

Yanlış yapılanmaların faturası hemen ortaya çıkmayabilir. Başlangıçta her şey yolunda görünür. Makamlar doldurulur, görevler dağıtılır, kadrolar oluşturulur. Ancak zaman içerisinde liyakatsizliğin maliyeti, ahlâkî zaafların tahribatı ve yanlış tercihlerin sonuçları görülmeye başlanır. Kurumsal itibar zedelenir, güven duygusu kaybolur, kaynaklar verimsiz kullanılır. Hatta öyle bir noktaya gelinir ki, yanlışlar fark edilip temizlik yapılmaya başlandığında; yolun yarısı geçilmiş, sermayenin kaynağı el değiştirmiş, fırsatlar kaçırılmış ve güvensizlik sahaya hâkim olmuştur. İnsanlar değiştirilebilir; fakat zedelenen güven kolaylıkla geri getirilemez. Dahası, sistemin dışına itilen nitelikli insanların kaybı yalnızca şahsi bir mağduriyet değildir. Toplumun ortak kaybıdır. Bir insanın hakkı yenildiğinde yalnızca o insan zarar görmez; onun bilgisinden, tecrübesinden ve hizmetinden yararlanacak insanlar da mahrum bırakılmış olur. Bu sebeple liyakatsizlik, sadece görevlendirme hatası değil, aynı zamanda kamu hakkının ihlaline dönüşür.

Kontrol edilemeyen insan, yanlışlara karşı en güvenilir insandır. Asıl tehlikeli olan; şahsiyeti olmayan, menfaatine göre şekil değiştiren, bugün birinin yanında yarın karşısında yer alabilen insandır. Kolay yönlendirilen insanlar; menfaatleri değiştiğinde en kolay yön değiştirenlerdir. Güvenilir insanları kontrol edilemedikleri gerekçesiyle dışlayan, güvenilmez insanları kontrol edebildiği için tercih eden bir anlayış; kendi geleceğini kendi elleriyle tahrip eder. Yanlış insanlarla doğru hedeflere ulaşmak mümkün değildir. Her yanlış tercihin bir bedeli vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR