MÂŞİTE: İMANIN ATEŞLE SINAVI...

İman, sadece dilde kalan bir söz değildir; insanın en zor anda ortaya koyduğu duruştur. Rahat zamanlarda herkes doğruyu söyleyebilir, herkes inandığını ifade edebilir. Fakat baskının, korkunun ve tehdidin hüküm sürdüğü bir ortamda hakikati savunmak, işte orada gerçek iman ortaya çıkar. Mâşite’nin hayatı, tam da bu hakikatin ete kemiğe bürünmüş halidir. Mâşite, Firavun’un sarayında çalışan, onun kızının saçlarını tarayan sade bir kadındır. Sarayın ihtişamı içinde görünmeyen, sesi duyulmayan, sıradan bir hizmetçidir. Fakat o, kalbinde taşıdığı imanla, bulunduğu ortamın en güçlü insanıdır. Firavun’un sarayı güçle ayakta durmakta, Mâşite ise imanının gücüyle huzur bulmaktadır.

Firavun’un kendini ilah ilan ettiği, insanların korku içinde yaşadığı bir düzende iman etmek başlı başına bir cesaret işidir. Böyle bir ortamda Mâşite, imanını gizlemek zorunda kalmıştır. Fakat iman, ne kadar gizlenirse gizlensin bir gün mutlaka kendini ele verir. Bazen bir sözle, bazen bir davranışla ortaya çıkmaktadır. İşte Maşitenin hayatında da böyle bir gün olmuştur. Elinden düşen bir tarak ve dudaklarından dökülen “Bismillah” sözü, onun kaderini belirlemiştir. Bu söz, sıradan bir ifade değil, sarayın düzenine karşı bir meydan okumadır. Firavun’un kızı bu sözü duyduğunda şaşırır ve “Benim babamdan başka bir rab mi var?” diye sorar. İşte bu soru, Mâşite’nin önüne bir yol ayrımı koyar. Ya susacak ve kurtulacaktır ya da konuşacak ve bedel ödeyecektir.

Mâşite tereddüt etmez. “Benim de, senin de Rabbin Allah’tır” der. Bu cümle, sadece bir cevap değil, hakikatin ilanıdır. Fakat hakikat, zalimlerin hoşuna gitmez. Bu yüzden Mâşite, Firavun’un huzuruna çıkarılır. Ona imanından vazgeçmesi teklif edilir. Eğer vazgeçerse yaşayacaktır, eğer vazgeçmezse ağır bir cezaya çarptırılacaktır. İman pazarlık kabul etmez. Mâşite geri adım atmaz. Bunun üzerine Firavun, insanın yüreğini parçalayacak bir zulüm başlatır. Büyük bir kazan hazırlanır, içine kaynar su doldurulur ve Mâşite’nin çocukları birer birer bu kazana atılmaya başlanır. Bir annenin gözleri önünde evlatlarının yanması, tarif edilemeyecek bir acıdır.

İnsan, kendi canı için sabredebilir ama evladı söz konusu olduğunda en güçlü yürekler bile sarsılır. Çocukları birer birer şehit edilirken Mâşite imanından vazgeçmez. En son kucağındaki süt emen bebeği kalır. İşte o an, imtihanın en ağır noktasıdır. Acı, bir annenin dayanma sınırına gelmiştir. Fakat tam o anda ilahi bir lütuf gerçekleşir. O küçük bebek dile gelir ve annesine “Sabret, sen hak üzeresin” der. Bu söz, gökten gelen bir destek, ilahi bir teyittir. Artık Mâşite için geri dönüş yoktur. O da çocuklarının ardından ateşe atılır. Dışarıdan bakıldığında bu bir yenilgi gibi görünmektedir. Fakat hakikatte bu, imanın zaferidir. Çünkü ateş, bedeni yakar ama imanı asla yakamaz ve yıkamaz. Mâşite, dünyada yanmış gibi görünse de, hakikatte Allah katında yücelmiştir.

Bu olayın büyüklüğü, Peygamber Efendimizin Miraç gecesinde hissettiği güzel kokuyla da anlaşılır. O koku, Mâşite’ye aittir. Dünyada sıradan görülen bir hayat, Allah katında en yüksek derecelere ulaşabilmektedir. Önemli olan makam değil, duruştur. Önemli olan görünmek değil, hak üzere olmaktır. Bugün insanlar, çok daha küçük imtihanlar karşısında bile zorlanmaktadır. Bir menfaat için susmakta, bir korku için geri adım atmaktadır. Oysa Mâşite’nin önüne konan imtihan, insanın tahammül sınırlarını zorlayan bir imtihandır. Buna rağmen o, imanından vazgeçmemiştir. Çünkü asıl kayıp; can kaybı değil, iman kaybıdır.

Mâşite’nin hayatı şunu öğretir; hakikat, şartlara göre değişmez. İman, zorluk anında terk edilmez. Gerçek kazanım; dünyada kalmak değil, Allah katında değerli olmaktır. İnsan, neyi göze alıyorsa aslında neye inandığını da orada ortaya koymaktadır. Mâşite, her şeyini kaybetmeyi göze almış ama imanını kaybetmemiştir. İşte onu büyük yapan da budur. Mâşite’nin hikâyesi, sadece geçmişte yaşanmış bir olay değil, her çağda yeniden hatırlanması gereken bir derstir. Çünkü zulüm değişse de hakikat değişmez. Korkular değişse de iman aynı kalır. Her zaman birileri ateşi göze alarak hakikati ayakta tutmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR