İNSANA HİZMET KULLUK MAKAMIDIR…
İnsana hizmet, görünürde bir iyilik gibi dursa da hakikatte kul ile Rabbi arasında kurulan en ince köprülerden biridir. Çünkü insan için yapılan her iş, insanı yaratan Allah için yapılmış sayılır. Bu yüzden samimi bir mümin, hizmeti; bir menfaat kapısı, bir çıkar alanı, bir karşılık bekleme aracı olarak görmez. Sevap kazanmak için bile olsa, iyiliği; bir tür “kâr hesabı”na dönüştürmez. Zira sevabı dahi hedeflemek; niyetin merkezine kişinin kendisini koyması demektir. Hakiki hizmette ise kul kendini aradan çekerek Rabbini merkeze alır. Böyle bir hizmette; gösteriş yoktur, beklenti yoktur, teşekkür ve takdir arayışı yoktur. Hizmetin değeri, karşılığında alınan dua ile değil; Allah katında kabul edilmiş olup olmamasıyla ölçülür. Bu yüzden iz bırakan hizmetler; isim bırakmayan hizmetlerdir.
Hizmet, bir insanın kapısını çalmakla değil; gönlünü çalmakla anlam bulur. Mümin, bir gönlü onarmayı, bir eve ekmek taşımaktan daha değerli bilir; çünkü gönle dokunan, aslında Allah adına bir ibadet yapıyor demektir. Peygamber Efendimiz “İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok fayda sağlayandır” buyururken, hizmetin sadece sosyal bir sorumluluk değil; kulluğun bizzat kendisi olduğuna işaret etmiştir. Bir insanın yükünü hafifletmek, bir yetimin başını okşamak, bir mazlumun gözyaşını silmek, bir yaşlının elinden tutmak… Bunların her biri görünürde insana yapılır fakat hakikatte
Allah’a takdim edilen bir amel hükmündedir. Çünkü Allah katında değerlenen şey, işin büyüklüğü değil; niyetin temizliğidir. Niyetin bulanık olduğu yerde hizmet ibadet olmaktan çıkar, nefse yatırım hâline gelir. Bu yüzden mümin, hizmet ederken sürekli iç dünyasını kontrol eder. “Bunu Allah için mi yapıyorum, yoksa teşekkür almak için mi?” sorusu, hizmetin mihengidir. Eğer insan karşılık bekliyorsa, hizmetin içine riya karışmaya başlar. Karşılık beklemiyorsa, hizmet saflaşır, parıldar, ibadet hâline gelir. Niyet bozulursa yapılan amel büyüdükçe kişinin gâvuru olur; niyet doğru olursa yapılan amel küçük olsa bile kulun gönlünde büyük bir nur olur. Bu yüzden hizmette ölçü; gösteriş değil, gizliliktir.
Hizmet edenin ayağına taş değdiğini kimse görmez; fakat Allah onun attığı her adımı bilir, kaydeder, karşılığını ihsan eder. İnsana hizmet; insanın ruhi olgunluğunun da göstergesidir. Nefsi terbiye etmeyen hizmet edemez; çünkü hizmet, sabır ister, fedakârlık ister, zaman ister, yorgunluk ister. Nefsine düşkün olan insan, başkasına elini uzatmakta zorlanır. Menfaatini önceleyen biri, başkasının derdini kendi derdi gibi hissedemez. Bu yüzden bazı insanlar topluma yük olurken, bazıları toplumun yükünü omuzlayarak insanlara nefes olur. Hizmet ehli olmak; bir duruş meselesidir. Kolaya kaçan değil; zora koşan kişi hizmetkârdır. İnsanların arasındaki en büyük fark; makam, mal veya güçte değil, hizmet etme iradesindedir. Çünkü makamlar geçicidir, mallar tükenir, şöhret silinir; fakat bir mazlumun duası, bir yetimin tebessümü ve bir gönlün şükrü, kulun defterinde ebediyen kalır.
Hizmet, sadece fakire ekmek vermek değildir; bazen bir söz, bir tebessüm, bir selam, bir moral desteği bile hizmet sayılır. Bazen de kimse görmeden yapılan küçük bir iyilik, büyük işlerden daha değerli olur. Çünkü Allah, yapılanı değil, yapanın niyetini tartar. İnsanların gözünde küçük olan şeyler, Allah katında büyük olabilir. Bu yüzden mümin, küçük diye bir iyiliği terk etmez; büyük diye bir kötülüğe yeltenmez. Hizmette büyüklük, işin hacminde değil, niyetin derinliğindedir. Allah için yapılmayan hiçbir amel değerli değildir; Allah için yapılan hiçbir amel de zayi olmaz.
İnsanlara hizmet etmek, aslında insanın kendine yaptığı en büyük yatırımdır. Çünkü kul, dünyada attığı her adımı ahirette önüne konulmuş bir nur olarak bulur. Bir yetime yemek yediren, aslında kendi kalbini doyurur. Bir ihtiyacı gideren, aslında kendi günahlarını hafifletir. Bir gönlü tamir eden, aslında kendi gönlüne merhem sürer. Hizmet eden kişi, başkasına değil, Rabbine çalışır. Yaptığını Allah’a sunar. Bu yüzden hizmet edenin gönlü huzurludur; çünkü yaptığı her şeyin Allah katında değerlendirileceğini bilir. İnsanların nankörlüğü onu yormaz; çünkü o insanlara değil, Allah’a hizmet eder. İnsanların takdiri onu şımartmaz; çünkü o karşılığı sadece Allah’tan bekler.
İnsana hizmet; Allah’a ibadet etmektir. Bir gönlü mutlu etmek, bir kulun yükünü hafifletmek, bir kardeşin elinden tutmak; namaz kadar değerlidir, dua kadar kıymetlidir. Kul, hizmet ettikçe; büyür, hizmet ettikçe; olgunlaşır, hizmet ettikçe; Allah’a yaklaşır. Çünkü Allah için yapılan her hizmet, kul ile Rab arasında sessiz bir konuşmadır. İnsan bilmez, melek görmez; fakat Allah işitir, bilir, kabul eder. İnsana hizmet; işte bu yüzden bir iyilik değil, bir kulluk makamıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.