İBADET, HAYATI SENKRONİZE EDER...

İbadet, insanın hayatını ilâhî iradeyle uyumlu hâle getiren bir senkronizasyon sistemidir. Senkronizasyon; farklı işleyişlerin ortak bir düzen, zaman ve amaç etrafında uyum içerisinde çalışmasıdır. İnsanın bedeninde, zihninde, ruhunda ve sosyal hayatında da böyle bir uyuma ihtiyaç vardır. Çünkü insan yalnızca bedenden, yalnızca akıldan veya yalnızca ruhtan ibaret değildir. Bunların tamamından oluşan, maddi ve manevi özellikleriyle bütünlük taşıyan bir varlıktır. İbadet, insanın bu farklı yönlerini aynı istikamette buluşturan ilâhî bir düzenlemedir.

Namaz zamanı düzenler, oruç iradeyi terbiye eder, zekât serveti ahlâkla buluşturur, hac insanı ümmet bilinciyle bütünleştirir, dua ise kulun Rabbiyle irtibatını canlı tutar. Beş vakit namaz, insanın günlük hayatına yerleştirilmiş beş manevi buluşmadır. Dünya meşguliyetleri içerisinde dağılan dikkat, yorulan zihin ve dünyevileşen düşünce, namazla yeniden asıl istikametine yönelir. İnsan, her namazda kendisine kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğini hatırlatır. Kur'an-ı Kerim'de, "Şüphesiz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebût,45) buyrulmaktadır. Bu ayet, ibadetin yalnızca belirli hareketlerden ibaret olmadığını, insanın davranışlarını da düzenlemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Oruç, bedenin arzularıyla iradenin kararlarını uyumlu hâle getirir. İnsan, helâl olan yiyecek ve içeceklerden bile belirli bir süre uzak durarak nefsine hâkim olmayı öğrenir. Böylece ihtiyaçlarıyla istekleri arasındaki farkı kavrar. Zekât, insanın kazancıyla vicdanını buluşturur. Servetin yalnızca sahip olunacak bir imkân değil, aynı zamanda sorumluluk gerektiren bir emanet olduğunu öğretir. Hac ise farklı dillerden, renklerden, milletlerden ve coğrafyalardan gelen insanları aynı kıbleye, aynı ibadet düzenine ve aynı kulluk şuuruna yöneltir. Bu yönüyle hac, bireysel hayatı aşan büyük bir toplumsal senkronizasyondur.

Üzerinde durulması gereken önemli bir husus; ibadet-ahlâk arasındaki ilişkidir. İbadetlerin anlamı ile insanın ahlâkı senkronize olmamışsa, ibadetin hayata yansıması eksik kalmış demektir. Namaz kılan insanın dili yalanla, ticareti hileyle, ilişkileri zulümle, kalbi kibirle meşgulse ortada ciddi bir uyumsuzluk bulunmaktadır. İbadetin amacı yalnızca insanın belirli zamanlarda Allah'ın huzuruna çıkması değil, huzurdan ayrıldıktan sonra da Allah'ın koyduğu ölçülere uygun yaşamasıdır. Bir başka ifadeyle, seccadedeki insan ile ticaretteki insan, camideki insan ile ailedeki insan, duadaki insan ile sosyal hayattaki insan aynı ahlâkî şahsiyeti taşımalıdır.

Kur'an'ın, "De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir." (En'âm,162) buyruğu, bu bütünlüğün en güçlü ifadesidir. İbadet ile hayat birbirinden kopuk iki ayrı alan değildir. İbadet, hayatın içerisinde ahlâka dönüşmeli, ahlâk da ibadetin samimiyetini göstermelidir. İnsanın dili Allah'ı zikrederken eli zulmediyorsa, bedeni kıbleye yönelirken kalbi menfaate teslim olmuşsa; görünüşte bir ibadet düzeni bulunsa bile hayatın manevi dengesi kurulmuş değildir. İbadet, Allah'ın ihtiyacını karşılamak için değil, insanın yaratılış gayesine uygun yaşamasını sağlamak için emredilmiştir.

İbadet; insanı zamana değil zamanı kulluğa, kulluğu da ahlâka bağlayan ilâhî bir eğitimdir. İbadet; hayatın dışında kalan dinî bir faaliyet değil, hayatın tamamını düzenleyen, insanın iç dünyasıyla dış dünyasını uyumlu hâle getiren bir kulluk disiplinidir. İbadetle düşünce, düşünceyle davranış, davranışla ahlâk aynı istikamette birleştiğinde insanın hayatında gerçek anlamda bir manevi bütünlük oluşur.Dindarlık; ibadet saatlerinde Allah'ı hatırlamak değil, hayatın bütün saatlerinde Allah'ın koyduğu ölçüleri unutmamaktır. Hakiki dindarlık, ibadethanede gösterilen hassasiyeti hayatın bütün alanlarına taşıyabilmektir.

Namazda huzura duran insanın ticarette dürüst, ailede merhametli, komşulukta duyarlı, emanette güvenilir, konuşurken ölçülü, hüküm verirken adaletli olması gerekir. Çünkü Allah'ın koyduğu ölçüler yalnızca ibadet saatlerini değil, insanın bütün hayatını kuşatır. Camide Allah'ın huzurunda olduğunu bilen insan, çarşıda, pazarda, makamda, sofrada ve yalnız kaldığında da aynı ilahî murakabenin şuuruyla yaşamalıdır.

İslam, belirli zamanlara sıkıştırılmış bir merasimler dini değil, hayatın tamamını anlamlandıran ilahî bir nizamdır. Namaz kılıp kul hakkı yemek, oruç tutup gönül kırmak, Kur'an okuyup adaletten uzaklaşmak, ibadetle meşgul olup ahlakı ihmal etmek, dindarlığın ruhuyla bağdaşmaz. Kur'an'ın insanı ulaştırmak istediği takva şuuru, yalnızca haramlardan kaçınmak değil; hayatın her anında Allah'ın rızasını gözetebilmektir. İnsanların görmediği yerde de dürüst kalmak, menfaatine aykırı olduğunda da hakkı savunmak, gücü yettiğinde zulmetmemek ve kimsenin bilmediği iyilikleri yapabilmek bu şuurun tezahürüdür.

İbadetler Allah emrettiği için yapılır. İbadette Allah'ın muradının ne olduğunu kullar bilemez. Ancak, her ibadetin bir hikmeti vardır. Dar bir tarifle buna; ibadetin faydaları da denir. Söz konusu hikmetlerin başında, ibadetlerin hayatı şekillendirdiği gerçeği gelir. Özetle; ibadetler hayatı senkronize eder. Hayatını ibadetlerin şekillendirdiği insan kullukta takvaya ulaşır. Böylesi kullar, ahlâkî örnektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR