"HAS KUL" OLABİLMEK...

Dünya; iyilerle kötülerin mücadele alanıdır. Kimin iyi kimin kötü olduğu; işledikleriyle/yaptıklarıyla tespit edilir. Kötülerin mi, iyilerin mi kazandığı değil; kimin iyi, kimin kötü olduğu önemlidir. Her yerde ve her toplumda; kötü de, iyi de vardır. Kötünün en az olduğu dönem Peygamber toplumudur, o nedenle, sahabe dönemine " Asr-ı Saadet" denmiştir. Öylesi bir dönemde bile "Münafıklar" olmuştur. İsim listesinin Allah tarafından bildirildiği münafıkların kimler olduğunu sahabe toplumu bilememiştir.
O günün münafığı; itikadı marazlılar olmuş, bugünün münafıkları; ameli ve ahlaki sorunlulardan oluşmaktadır. İtikadı münafığı tanımak zor, ameli münafığı tanımak kolaydır. Ahlakına, sözüne, eylemine bakarak günün münafığı tespit edilebilir. Kötülüğü hayat biçimi hâline getirmiş kötüler günümüzün münafıklarıdır. Onları tanımak ve onlardan uzak durmak da; iyi/kâmil, akıllı mü'min olmanın gereğidir. Kâmil mü'min; feraset, basiret ve imani hasletiyle kötüyü ve kötülükleri tanır. Dünyevi çıkarları olsa dahi, Mü'min kimse kötüden ve kötülüklerden uzak durur. Kaldı ki, kötü kişiden iyi kimseye menfaat da olmayacaktır. Fayda gibi görünen menfaatler varsa bile, onların sonuçları da mutlaka zarara dönüşecektir.
Dünyanın, ahiretin tarlası olduğu tarifini Peygamberimiz yapmıştır. Atalarımız da bu hakikati, "dünyada ne ekersen ahirette onu biçersin" sözüyle ifade etmişlerdir. "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşr olursunuz" bilgisi de ilahidir. Dünyada kötü olanın ahiretteki yeri de kötüdür. Kötü kimse kendini düzeltmedikçe, hem dünyada hem de ahirette kötüdür. Hem kendi kötü, hem de bulunduğu makân kötüdür. Kokukusu, fiziği, ruhu, kalbi, zihni; kötünün her şeyi kötüdür. Kötünün dünyasından güzel bir ahiret yaşamı çıkmaz. Bu hakikati Kur'an hatırlatmaktadır. Tarlası dünya olan ahiret hayatı; dünyada yaşananların sonuçlarının görüleceği yerdir.
İyi olmanın bedeli yalnız kalmaksa bile, yalnız kalmayı tercih edip kötülüğe ve kötülere bulaşmamak kulluğun gereğidir. Allah c.c., has kullarını yalnız ve yardımsız bırakmayacağını yüce Kur'anda bildirmiştir. Kederli, sıkıntılı ve zorlu zamanlarda; daha önce etrafta olanların çil yavrusu gibi dağılması hayra işarettir. Zira böylesi duramda; yüce Allah kulunun yanında ve yardımındadır. Yardımın beşerden beklenmesi; şirk, ilâhtan istenmesi; tevhiddir. Abdullah b. Zübeyr, Kâbe savunmasında, Zalim Haccaca karşı yalnız kalmış, yanında bulunan 12 bin Müslüman dağılmıştır. Sonuçta; Abdullah b. Zübeyr şehit olarak en üst manevi makamı elde etmiştir. Kaybeden; yalnız kalan değil, kaçarak yalnız bırakanlar olmuştur. Zorda, yalnız kalanlar bilmeli ki; Allah'ın yardımıyla muhatap olacaklar, Rabları onları yalnız bırakmayacaktır. Asl olan; iyi insan olmak, bunun için kötülerden ve kötülüklerden uzak durmaktır.
Dünyadan ahirete göç etmenin ara istasyonu ölümdür, kabirdir. Ölüm; bazen hiç beklenmedik bir zamanda gelmekte, bazen de beklendiği halde gelmemektedir. Tamamen ilahi takdire bağlı olan ölüm için; her an hazır olmak gerekmektedir. Ölümden korkmak yerine, ölüme hazır olmamaktan korkmak lâzımdır. Ölüme hazır olmanın en belirgin hâli; kul ve kamu hakkından temizlenmiş olmaktır. Hak ihlalleriyle ilgili izale ve iade işlemine zaman kalmadan, hatta helalleşmeye bile zaman verilmeden âni ölümlerin gerçekleşteği sıkça görülmektedir. Herkesin şahit olduğu bu süreç; hak ihlalleriyle ilgili helalleşmenin, bilerek veya bilmeyerek bile olsa, hakkın ihlal edilmesinin fark edilmesiyle gerçekleşmesi gerektiğini anlatmak için yeterlidir. Dünyada hesabı görülmeyen hakların, ahirette hesabının görülmesi daha ağır olacaktır. Hangi sonuca neden olursa olsun, hakların iadesi ve izalesi için mutlaka dünyada işlem gerçekleştirilmelidir. Kökülerin yaptığı kötülükler, büyük oranda kul hakkı ihlâli içermektedir. Mul hakkıyla gidilen ahiret hayatı elbette kötü olacaktır. Dünyadaki; zulüm, haksızlık, masumları ezmek, onursal eziyetler ve benzerleri insanların canını acıtmaktadır. Bunlara yapan güçlüler, ahirette güçsüz kalacaklar, ezdikleri insanların ayakları altında iflas edeceklerdir. Çünkü; dünya ahiretin tarlasıdır. Peygamberiniz bunu her insana hatırlatmıştır.
Kulluğun tarifi ve ibadetin tanımı ile ilgili Müslümanların zihinlerindeki tasavvur; ibadetle hayatın farklı olduğu yönündedir. Bunu böyle ifade etmemiş olsalar da, pratik hayatta Müslümanların büyük bir bölümünün ibadet ve kulluk tasavvuru, şekli olmaktan öteye geçmemektedir. Yalanın, haramın, dedikodunun, iftiranın, gıybetin, hak ihlalinin kulluğu zedeleyeceği ve ibadetin kazanımlarını buharlaştıracağı neredeyse hiç hesaba katılmamaktadır. Yetimi okşamanın, öksüze el atmanın, kimsesizin elinden tutmanın, güçsüze yardım etmenin, dul erkek ve kadının namusunu ve iffetini korumanın ibadet ve kulluk olduğu neredeyse hiç dikkate alınmamaktadır. Bu nedenle de; kılınan namaz, tutulan oruç, verilen zekat ve yapılan hac ibadetinden sonra; hayatın akışında müspet değişimler gözükmemekte, herkes kendi hayatının kalitesiyle ve konforuyla ilgilenmektedir.
Ahiretin tarlası olan dünyada, Allah'ın "Has Kulu" olma şerefini elde etmek gerekir. Bu mertebe dikey olarak Allah'a itaat/ibadetle, yatay olarak da insanlara güzel hizmetle olacaktır. Özetle, insan; dünyada nasılsa ahirette de öyledir. Dünyada kötü olan ahirette de kötüdür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR