RIZKIN SAHİBİ…

İnsan, rızkı kimin verdiği sorusuna doğru cevap vermeden hayata doğru bir yerden başlayamaz. Çünkü bu sorunun cevabı; sadece ekonomik bir bakışı değil, insanın duruşunu, ahlâkını, ilişkilerini ve hayata karşı sergilediği tavrı da belirler. Rızkı Allah’tan bilen insan ile rızkı insanlardan bekleyen kişi arasında; imanla kaygı, vakar ile zillet, tevekkül ile korku arasında derin bir fark vardır.

Rızkı kula bağlayan zihniyet, insanı kapılarda tüketir. Makamların, patronların, siyasetin, çevrenin ve imkân sahiplerinin önünde eğilmeyi meşru görür. Çünkü zanneder ki; veren onlar, kesen onlardır. Oysa Kur’an’ın açık beyanı nettir; rızkın sahibi Allah’tır. Veren de, daraltan da O'dur. Beşer, bu taksimin ne ortağıdır ne de belirleyicisidir. İnsanlar ancak vesiledir. Vesileye takılıp kaynağı unutmak ise; akıl değil, iman zafiyetidir.

Rızık endişesi, çoğu zaman tevekkül eksikliğinden beslenir. Tevekkül eksik olunca; insan olması gerekenden fazla konuşur, susması gereken yerde susamaz. Hakkını korumak yerine, hoş görünmeyi tercih eder. İlkelerinden vazgeçer ama bunu “şartlar” diye isimlendirir. Hâlbuki şartlar değil, iman zayıflamıştır. Çünkü rızkın Allah’tan geldiğine gerçekten inanan biri; kimsenin kapısında kişiliğini rehin bırakmaz.

Tevekkül, tembellik değildir. Bu büyük bir yanlış algıdır. Tevekkül; çalışmadan beklemek değil, çalışırken kalbi Allah’a bağlamaktır. İnsan elinden geleni yapar, gayret eder, üretir; fakat sonucu insanlara teslim etmez. Neticeyi Allah’a bırakır. İşte bu bilinç; insanı güçlü kılar. Çünkü rızkı kula bağlayan insan korkar, rızkı Allah’a bağlayan insan ise sükûnet kazanır.

Rızık korkusu, insanı ahlâki savrulmalara sürükler. Helâli ağır, haramı kolay görmeye başlar. Eğilip bükülmeyi “akıllılık”, ilkesizliği “uyum”, suskunluğu “denge” diye pazarlayan bir dil oluşur. Oysa rızık için eğilenin kazancı artsa bile itibarı eksilir. Çünkü izzet, parayla değil; duruşla korunur. Allah’ın verdiğini, Allah’tan koparak çoğaltmak mümkün değildir.

Rızkı Allah’tan bilen insan, insan ilişkilerinde daha nettir. Ne gereksiz bir beklentiye girer ne de başkasını kendi rızkının sahibi sanır. Minnet üretmez, minnet toplamaz. Teşekkür eder ama boyun eğmez. Saygı gösterir ama kişiliğinden ödün vermez. Çünkü bilir ki; bir kapı kapanırsa bin kapıyı açacak olan Allah’tır. İnsan kapatır, Allah açar. İnsan daraltır, Allah genişletir.

Bu idrak; insanı dünyadan koparmaz, dünyada sağlam tutar. Rızkın Allah’tan geldiğine inanan kişi; çalışkan olur, üretken olur ama hırslı olmaz. Çünkü hırs; rızkı kontrol etme arzusudur. Tevekkül ise; rızkı teslim etmektir. Hırs; insanı yorar, tevekkül ise; güçlendirir. Hırs; insanı tüketir, tevekkül; insanı inşa eder.

Bugün birçok insanın yorgunluğu çalışmaktan değil; kaygıdan kaynaklanmaktadır. Yarın ne olacak korkusu, insanı bugünden tüketmektedir. Oysa yarının rızkı, bugünün endişesiyle artmaz. Endişe rızkı çoğaltmaz, kalbi daraltır. Kalbi daralan insan da sağlıklı karar veremez. Böylece korku, hem rızkı hem huzuru zedeler.

Rızkın sahibi Allah’tır demek; sadece bir cümle değil, bir hayat disiplinidir. Bu cümleye inanan insan; kimseye kul olmaz, kimseyi de ilahlaştırmaz. Ne övenle şımarır ne yerenle dağılır. Çünkü bilir ki; rızkı da itibarı da Allah’ın elindedir. İnsanlar sadece geçici duraklardır, asıl yol Allah’adır.

Rızkı kula bağlayan esir, Allah’a bağlayan ise özgür olur. Çünkü iman; insanı fakirleştirmez, korkudan kurtarır. Tevekkül; insanı pasifleştirmez, vakarla yürütür. Rızkın sahibini doğru bilen; hayatın her alanında daha dik durur, kul kapılarında değil, Rabbına niyâzda olur.

Rızkın sahibi Allah'tır. Kime; neden ve ne kadar verdiğini kul sorgulayamaz. Neden verilmediğinin hesabını da yapamaz. Hikmetleri üzerinde düşünür. Süreç ve soruçlardan ibretler çıkarmaya çalışır. Üzerine düşeni yaptığı için de; mutlu ve huzurlu olur. Rızkın sahibi olan Allah'ın kullara ihsanının olduğunu bilir ama nasıl tecelli edeceğinin sorgulamasını yapmaz. Kula, kul değil; Allaha kul olur; hem dünya, hem de ahiret rızkını bulur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR