KOLPA İNSAN/EMEK HIRSIZI…
Kolpa insan; olduğu gibi görünmeyen, göründüğü gibi de olmayan kimsedir. Sözü boldur ama emeği yoktur. Anlatmayı sever, yapmaya gelince kaybolur. Vaatleri büyüktür ama sorumlulukla karşılaşınca küçülür. Toplumda bu tipler; çalışmadan kazanmak, bedel ödemeden itibar devşirmek ve zahmetsizce “bir şey olmak” isterler. Kolpa insanın derdi; hakikat değil, algıdır.
Kolpa insan “mış gibi” yaşar. İnanıyormuş gibi konuşur, ahlâklıymış gibi durur, çalışıyormuş gibi görünür. Oysa İslam, mış gibi olmayı değil, gerçakçi olmayı esas alır. Kur’ân’da münafıklar tarif edilirken bu hâl net biçimde anlatılır; “Onlar iman ettik derler; hâlbuki iman etmemişlerdir.” (Bakara, 8).
Kolpanın özü; iç ile dışın ayrılması, kalpte olmayanın dilde dolaşmasıdır. Kolpa insan için söz; hakikati taşımak için değil, günü kurtarmak içindir. Bu yüzden tutarlılık aramaz. Bugün söylediğini yarın inkâr edebilir. Hâlbuki Kur’ân; sözle amel arasındaki çelişkiyi ağır bir dille kınar; “Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmadığınızı söylemeniz Allah katında büyük bir gazap sebebidir.” (Saff, 2–3). Kolpa insan bu ayetin muhatabıdır. Çünkü sözü, amelinin önüne geçmiştir.
Toplumda kolpa tipler genellikle iki alanda çoğalır; dindarlık ve ticaret. Dini; vitrin süsü yapar, ticareti de; güven istismarıyla yürütür. İbadeti; insanlara karşı bir maske, ahlâkı ise; duruma göre değişen bir aksesuar hâline getirir. Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Bizi aldatan bizden değildir” buyurarak; kolpayı sadece ahlaki bir kusur değil, ümmet bilincine aykırı bir suç olarak tarif eder. Aldatmak; malda olur, sözde olur, dinde olur. Hepsi aynı köktendir.
Kolpa insanın alameti farikası; bedel ödemekten kaçmasıdır. Sabır yoktur, sebat yoktur, istikrar yoktur. Hız ister, kısa yol arar. Emek yerine hikâye, liyakat yerine tanıdık, alın teri yerine rol yapmayı koyar. Hâlbuki İslam’da değer; sonuçtan önce niyete ve gayrete bağlanır. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 39). Kolpa bu ayetin tam karşısında durur, çalışmadan karşılık bekler.
Bu tipler kısa vadede gürültü çıkarır, uzun vadede sessizce silinir. Çünkü kolpa; güveni kemirir, itibarı çürütür. İtibar ise; İslam ahlâkında en pahalı sermayedir. Peygamberimiz (s.a.v.), daha nübüvvetten önce “el-Emîn” olarak isimlendirilmiştir. Yani güvenilir olarak kabul edilmiştir. Kolpa insanın en büyük eksiği de güvenilir olmamaktır. Sözüne, işine, duruşuna itimat edilmez.
Kolpanın meşrulaştırıldığı, klişe olarak kullandığı cümleler vardır ki; çok rahatlıkla bu cümlelerden "Kolpa" olduğu anlaşılır. “Herkes böyle”, “Zaman bunu gerektiriyor”, “Bir şey olmaz.” Bu cümleler, bireysel ahlâk çöküşünün toplumsal mazeretleridir. Oysa Müslüman; çoğunluğa göre değil, hakikate göre yaşar. Kalabalıkların yanlışı, ferdin doğrusunu bozmaz. Kur’ân bu konuda nettir. “Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En’âm, 116). buyurulmaktadır.
Kolpa insan; kendini akıllı zanneden ama aslında sabırsız olan kimsedir. Emeği küçümser, hakikati erteler, rol yapmayı marifet sayar. Fakat İslam; role değil öz’e, vitrine değil hakikate bakar. Kolpa hafiftir, taşınmaz. Hakikat ağırdır ama insanı ayakta tutar. Zaman, her zaman olduğu gibi, kolpayı da ayıklar. Hiçbir işe yaramayan ama insanlar arasında işgüzarlık yapan "Kolpa"lar, topluma yüktür. Emek hırsızıdırlar.
Başkasının alın teri üzerine otururlar. Kendi menfaatleri için yapmayacakladı dalevera yoktur. Herkes onları tanır. Huyları kimlik olmuştur. Bütün boşluklarda onlar vardır. Bulundukları her yerden istediklerini alırlar. Onurlu insanlar bile onlardan kurtulmak için, istediklerini yaparlar. Toplumun "utanmaz" diye tarif ettikleri "Kolpa" insanlardır.
Dolgu maddesi olarak da kullanılan "Kolpa" insanların yaptıkları kul haktı ihlalidir. Onlara yardım ve yataklık yapanlar da kul hakkı ihlali işlerler. Kolpa insanları kullanmak, onlara alan açmaktır. Bu da onların; yaşamasına, gelişmesine ve kemirmesine yol açmaktadır. Fırsat verilmemesi, yüzlerine bakılmaması gerekir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.