İNSANİ DEĞER: AHLAK...
Ahlâk, insanı insan yapan en büyük değerdir. Bir insanın gerçek kıymeti sahip olduğu servetle, makamla veya şöhretle değil, ahlâkıyla ölçülür. Çünkü servet kaybolabilir, makam el değiştirebilir, şöhret unutulabilir; fakat güzel ahlâk hem insanın dünyasını hem de ahiretini aydınlatan kalıcı bir sermayedir. Bu yüzden bütün peygamberler insanları önce güzel ahlâka davet etmiş, bütün ilahi mesajlar insanı ahlâken yüceltmeyi hedeflemiştir. Ahlâk bir anda elde edilen bir meziyet değil, ömür boyu sürdürdüğü bir yolculuktur. Bu yolculukta insan bazı mertebelerden geçerek olgunlaşır. Her mertebe bir öncekinden daha derin, daha ince ve daha değerlidir. İnsan nefsini terbiye ettikçe, kalbini arındırdıkça ve Rabbine yaklaştıkça ahlâkın daha yüksek basamaklarına ulaşır.
Ahlâkın ilk mertebesi kötülüklerden uzak durmaktır. Yalan söylememek, kimseye zarar vermemek, kul hakkına girmemek, haramdan kaçınmak ve emanete riayet etmek bu mertebenin temelini oluşturur. Bir bina nasıl sağlam bir temel üzerine kurulursa güzel ahlâk da önce kötülüklerden uzaklaşmakla başlar. İnsan önce dilini, elini ve kalbini kötülüklerden korumayı öğrenmelidir. Çünkü zarar veren bir insanın iyilik adına söyledikleri de inandırıcı olamaz. İkinci mertebe iyilik yapmaktır. İnsan artık sadece kötülükten uzak duran biri değildir. Çevresine faydalı olmaya, insanların hayatına dokunmaya başlar. Bir yetimin yüzünü güldürmek, bir yaşlının yükünü hafifletmek, bir ihtiyaç sahibine destek olmak, bir öğrencinin elinden tutmak bu mertebenin örnekleridir. İyilik yapan insan zamanla vermenin almaktan daha büyük bir mutluluk olduğunu keşfeder. Ancak ahlâkın daha yüksek mertebelerinde iyilik yapmak da yeterli görülmez. İnsan yaptığı iyiliği unutmayı öğrenmelidir. Çünkü nefis yaptığı iyiliği sürekli hatırlatmak ister. Takdir edilmek, övülmek ve karşılık görmek ister. Oysa gerçek ahlâk; iyiliği Allah için yapabilmektir. İnsanların teşekkür etmesi veya etmemesi onun için önemli değildir. Çünkü bilir ki yapılan hiçbir iyilik Allah katında karşılıksız kalmaz.
Affetmek de bir ahlâkî olgunluktur ve çoğu zaman intikam almaktan daha zordur. İnsan kırılır, üzülür, haksızlığa uğrar ve karşılık vermek ister. Fakat ahlâkın olgunlaştığı noktada kişi öfkesini yönetmeyi öğrenir. Affetmenin sadece karşı tarafı değil, insanın kendi ruhunu da özgürleştirdiğini fark eder. Kalbinde kin taşıyan insan yük taşıyan yolcu gibidir. Her adımda yorulur. Affeden insan ise bu yükten kurtulur. Peygamber Efendimizin kendisine yıllarca eziyet eden insanları Mekke'nin fethinde affetmesi, ahlâkın ulaşabileceği zirvelerden biridir. Sabır da ahlâkın en önemli mertebelerinden biridir. Sabır yalnızca başa gelen musibetlere katlanmak değildir. Öfkesine hâkim olabilmek, haram karşısında direnebilmek, doğruluktan taviz vermemek ve zorluklar karşısında istikametini koruyabilmektir. İnsan karakterini rahat zamanlarda değil, zor zamanlarda ortaya koyar. Sabır, ahlâkın koruyucu kalkanıdır. Sabır olmadan birçok güzel özellik bir anda yok olabilir.
Ahlâkın daha yüksek mertebelerinde tevazu vardır. İnsan olgunlaştıkça büyüklüğün gösterişte olmadığını anlar. Meyve veren ağacın dalları nasıl yere eğiliyorsa, olgun insan da mütevazı olur. Bilgisi arttıkça haddini bilir, makamı yükseldikçe insanlara daha çok hizmet etmeye çalışır. Tevazu insanı küçültmez, aksine büyütür. İnsanların gönlünde yer edenler, kendilerini büyük görenler değil, başkalarına değer verenlerdir. Merhamet ise ahlâkın kalbidir. Merhametsiz bir ahlâk eksik kalır. Çünkü merhamet sadece insanlara değil, bütün yaratılmışlara karşı duyulan şefkattir. Bir çocuğun gözyaşını silmek, yaşlı bir insanın elinden tutmak, aç bir hayvanı doyurmak, kırılmış bir gönlü onarmak merhametin farklı tezahürleridir. Allah'ın Rahman ve Rahîm isimlerinin yeryüzündeki yansımalarından biri merhamettir.
Ahlâkın zirvesine yaklaşıldığında ihlas ve ihsan mertebeleri başlar. İnsan artık insanlar görsün diye değil, Allah görsün diye yaşar. Alkış almak için değil, Allah'ın rızasını kazanmak için çalışır. Yalnızken de kalabalık içindeyken de aynı dürüstlüğü gösterir. Çünkü onun denetçisi vicdanı ve Rabbine olan bağlılığıdır. Nihayet ahlâkın en yüksek mertebesinde güzel davranışlar insanın tabiatı haline gelir. Artık doğruluk için kendini zorlamaz; çünkü dürüstlük onun karakteri olmuştur. Merhamet etmek için düşünmez; çünkü merhamet onun kalbine yerleşmiştir. Affetmek, sabretmek, paylaşmak ve yardım etmek onun için bir görev değil, hayatının doğal bir parçasıdır. İşte kemal yolculuğu da burada başlar.
İnsanın gerçek mirası; malı değil, ahlâkıdır. Ahlâkın en yüksek mertebesi; Allah'ın razı olduğu, insanların güvendiği ve ardından hayırla yâd edilen bir insan olarak yaşayabilmektir. Ahlak; kulluktur. Kulluk; Allah’a itaat ve ibadet, insanlara adalet ve yardım, canlılara marhamettir. İslâm'ın özü; ahlaktır. Müslümanın tanımı; güzel ahlâklı olmasıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.