DÜNYA MI? AHİRET Mİ ?
İnsan, çoğu zaman neyin peşinden gittiğini sözleriyle değil; sevindiği anlarla ele verir. Sevinç, kalbin pusulasıdır. Neye sevindiğiniz, neye üzüldüğünüz; hangi tarafa ait olduğunuzun en gerçek göstergesidir. Dünya mı ağır basıyor, ahiret mi? Bu sorunun cevabı çoğu zaman büyük iddialarda değil, küçük reflekslerde saklıdır.
Bir kimse kendisine bir şey verildiğinde seviniyorsa, elde etmeyi kazanç sayıyorsa, alınca ferahlıyor ama vermeyi kayıp gibi görüyorsa, farkında olmadan dünya merkezli bir bakışın içinde yaşamaktadır. Çünkü dünya ehli için sevinç; kendisine gelenle başlar. Onun için kazanç; makam, itibar, imkan, alkıştır. Dünyada “bana ne düştü?” sorusunun etrafında şekillenen kişi; dünyanın gölgesinde kalmış, kendisini aşamamıştır. Dünya ehlinin kalbi; sahip oldukça genişler; kaybettikçe daralır. Elindekiler artınca yüzü güler, azaldıkça dili sertleşir.
Ahiret ehli dünya ehlinin tersine; kendinden gidenle/paylaştıklarıyla, verdikleriyle sevinen ve yaşayan kimsedir. O, verdiğinde; hafifler, paylaştığında; zenginleşir. Bir ihtiyacı giderdiğinde, bir yükü omuzladığında, bir gönlü rahatlattığında; içi ferahlar. Çünkü bilir ki giden şey; elinden çıkmıştır ama kaybolmamıştır. Aksine; daha güvenli bir yere, amel defterine emanet edilmiştir. Ahiret ehlinin sevinci, görünür kazançlarla değil, görünmeyen birikimlerle ilgilidir.
Salih insanların ihtiyaç sahibinin yanında ayağa kalkması; sıradan bir nezaket değil derin bir şuurun yansımasıdır. İhtiyaç sahibi yük değil; nimet, bereket ve rahmet vesilesi, ahiret/cennet sermayesider. Salih insanlar, fakiri kapıya gelen bir yük olarak görmezler. Aksine, “hoş geldin” derken aslında bir fırsatı karşılarlar. “Ahiretin güzelliğini ayağıma getirdiniz” sözü, fakire söylenmiş bir iltifat değil; kendini bilenin itirafıdır. Çünkü onlar, sadakanın; fakiri değil, verenin kalbini temizlediğini bilirler.
Bugünün dünyasında ölçüler tersine dönmüştür. Alan güçlü, veren zayıf görülür. Veren sorgulanır, alan yüceltilir. Paylaşmak; saflık, fedakârlık ise; çoğu zaman aptallık sayılır. İnsanlar “ne aldın?” diye sorar, “ne verdin?” diye değil. Oysa ahiret terazisinde soru nettir; aldın mı, verdin mi ? Elinde tutabildiklerin değil, vazgeçebildiklerin seni kurtarır.
Dünya ehli; ihtiyaç sahibini gördüğünde rahatsız olur, çünkü varlığına gölge düşer. Ahiret ehli ise; o an sevinir, çünkü önüne bir kapı açılmıştır. Dünya ehli “neden bana?” diye sorar. Ahiret ehli “iyi ki bana” der. Biri yükten kaçar, diğeri sevap arar. Biri elindekini koruma derdindedir, diğeri kalbini kaybetmeme derdinde.
Asıl sorun; insanın kendini ahiret ehli zannetmesi ama sevinçlerinin dünya merkezli olmasıdır. Dilinde güzel cümleler, görüntüsünde dindarlık olabilir, fakat kalp, hâlâ almaya sevinip vermeye üzülüyorsa; orada ciddi bir muhasebe gerekir. Ahiret iddiası; sevinç testini geçmeden sahih olmaz.
İnsan kendine şu soruyu sormadan ilerleyemez; bir şey elime geçtiğinde mi daha çok seviniyorum, yoksa bir başkasının ihtiyacını giderdiğimde mi? Kaybettiğimde mi daha çok üzülüyorum, yoksa veremediğimde mi? Bu soruların cevabı, hangi yolda yürüdüğünüzü fısıldar. Kimseye ilan etmeye gerek yoktur. Kalp zaten kendi aidiyetini bilir.
Dünya; alınca dolan, ahiret ise; verince çoğalan bir iklimdir. Dünya biriktirir, ahiret arındırır. Dünya tutar, ahiret serbest bırakır. Hangisini seçtiğinizi; neye sevindiğiniz, neye üzüldüğünüz ele verir. Sonunda herkes kendi sevincinin peşinden gider. Kimi dünyayı taşır, kimi ahirete taşınır. Unutulmamalıdır ki; dünya elde kalmaz, ahiret elde edilenlerle inşa edilir.
Müslüman için hedef; ahirettir. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Baki olan ahiretin sermayesi, fani olan dünyada elde edilir. Kısa olan dünya hayatını, ahiret sermayesine dönüştürmek; ahiret için dünyayı şekillendirmekle olur. İhtiyaç sahibine vermeyi ibadet göran insan; dünyayı ahirete tahvil etmiş ve ahiret hesabına göre hayatını dizayn etmiştir. Dünyalıkları kendinin sanarak yaşayanlar; dünyayı tercih etmiştir, sahip olduğu dünyalıkları ihtiyaç sahipleriyle paylaşanlar; ahireti tercih etmiştir. Kişi kendini, böymece rahatlıkla test edebilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.