CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ...

Diyanet İşleri Başkanlığı, camilerin toplum hayatındaki önemini hatırlatmak amacıyla 1986 yılından itibaren 1–7 Ekim tarihlerini “Camiler Haftası” olarak değerlendirmeye başlamış, 2003 yılından itibaren haftaya din görevlileri de dâhil edilerek adı “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olmuştur. 2011'den itibaren de çocuk, gençlik, aile, şehir ve hayat gibi farklı temalarla caminin toplumla ilişkisine özellikle dikkat çekilmektedir. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Medine'ye hicreti sırasında Kuba Mescidi'nin, ardından Mescid-i

Nebevî'nin inşası son derece anlamlıdır. Çünkü yeni bir toplum kurulurken merkezine mescit yerleştirilmiştir. Mescid-i Nebevî'de sadece namaz kılınmamış; Kur'an öğretilmiş, insanlar eğitilmiş, meseleler istişare edilmiş, fakir ve kimsesizler gözetilmiş, misafirler ağırlanmış ve yeni nesiller yetiştirilmiştir. Ashâb-ı Suffe bunun en güzel örneklerinden biridir. Mescid-i Nebevî böylece secdenin yanında ilmin, irfanın, kardeşliğin ve sosyal dayanışmanın da merkezi olmuştur. Kur'an-ı Kerim'de, “Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder” buyrulur. (Tevbe,18) Buradaki imar kavramını yalnızca bina yapmak şeklinde anlamak eksik olur. Caminin taşını, kubbesini ve minaresini yapmak maddî imardır; o camiyi insanla, ibadetle, ilimle, güzel ahlâkla, merhametle ve kardeşlikle doldurmak ise manevî ve sosyal imardır.

Yaklaşık otuz yıldır televizyon, radyo ve gazete başta olmak üzere farklı mecralarda insanımızla buluşmuş bir ilahiyatçı olarak şunu müşahede ettim; insanımızın camiye ihtiyacı sadece namaz vakitlerinde değildir. İnsan, sevincinde de kederinde de kendisini anlayacak bir gönül arıyor. Cenazesinde yanında birilerini, düğününde duasına ortak olacak dostlarını, hastalandığında kapısını çalacak kardeşlerini görmek istiyor. İşte cami, bu kardeşliği kurabilecek en güçlü sosyal müesseselerimizden biridir. Yıllarca aynı camide namaz kıldığı hâlde birbirinin adını bilmeyen insanların oluşturduğu topluluğun cemaat ruhunda bir eksiklik vardır. Çünkü aynı safta durmak cemaat olmanın başlangıcıdır; birbirinin derdiyle dertlenmek ise cemaat olmanın kemalidir. Cemaat, sadece aynı imamın arkasında namaz kılan insanlar değildir.

Birisi hastalandığında onu arayan, cenazesinde yanında bulunan, çocuğu evlendiğinde sevincini paylaşan, dara düştüğünde incitmeden elinden tutan insanların oluşturduğu kardeşlik topluluğudur. Resûlullah (s.a.v.), müminlerin birbirlerine karşı sevgi, merhamet ve şefkatte bir beden gibi olduklarını bildirir. Bedenin bir organı rahatsız olduğunda diğer organlar nasıl onun acısını hissediyorsa cami cemaati de birbirinin sevincini ve sıkıntısını hissedebilmelidir.Modern hayatın en büyük problemlerinden biri yalnızlıktır.

Kalabalık şehirlerde yaşıyoruz ama giderek yalnızlaşıyoruz. Aynı apartmanda yıllarca oturup birbirinin adını bilmeyen komşularımız var. Sosyal medyada binlerce kişiye ulaşabilen fakat derdini anlatacağı birkaç insan bulamayan kişiler çoğalıyor. Böyle bir zamanda cami, toplumsal yalnızlığa karşı büyük bir imkândır. Beş vakit ezan insanları yalnızca namaza değil; buluşmaya, tanışmaya, hâlleşmeye ve kardeş olmaya da davet etmektedir. İmamlık yalnızca mihrapta namaz kıldırmak, müezzinlik yalnızca ezan okumak değildir. Din görevlisi mahallesinin manevi rehberidir.

Mahallesindeki çocuğu, genci, yaşlıyı, hastayı, engelliyi ve ihtiyaç sahibini tanıyabilen; insanların sevincinde ve kederinde yanlarında bulunabilen din görevlisi, caminin duvarlarıyla toplum arasındaki mesafeyi ortadan kaldırır. Mihrapla mahalle, minberle hayat arasında bağ kurulmalıdır. Din görevlisinin cemaatle ilişkisi caminin kapısında bitmemelidir. Bazen bir hastane odasında yapılan ziyaret, bazen bir yetimin başının okşanması, bazen küsmüş iki insanın barıştırılması, bazen ümitsiz bir gence söylenen birkaç güzel söz, kürsüde yapılan uzun bir konuşmadan daha tesirli olabilir. Çünkü insanlar yalnızca söylenen sözü değil, kendilerine gösterilen samimiyeti de hatırlarlar. Camilerimizin kapıları kadınlarımıza, çocuklarımıza, gençlerimize, yaşlılarımıza ve engelli kardeşlerimize açık olmalıdır. Yaşlıların yalnızlığının giderildiği, ihtiyaç sahibinin incitilmeden tespit edildiği, öğrenciye destek olunduğu, ailelerin tanıştığı, gençlerin ilim halkalarında buluştuğu bir cami çevresi, aynı zamanda güçlü bir toplumun temelidir.

Camiyi sosyal hayatın merkezi yapmak, onu asli fonksiyonundan uzaklaştırmak değildir. Tam tersine bütün bu faaliyetlerin merkezinde ibadet, Kur'an, sünnet, ilim, edep, merhamet ve kardeşlik bulunmalıdır. Cami; gürültünün değil huzurun, ayrışmanın değil kaynaşmanın, dedikodunun değil güzel sözün, şahsî hesapların değil kardeşliğin mekânı olmalıdır. Yıllardan beri farklı şehirlerde, ülkelerde ve coğrafyalarda insanımızla beraber oldum. Gördüğüm hakikatlerden biri şudur; cami güçlü olduğunda mahalle güçlü, mahalle güçlü olduğunda toplum güçlü olur. Çünkü caminin etrafında sadece binalar değil, gönüller de birbirine yaklaşır. Bu sebeple camilerimizi yalnızca inşa etmekle değil, ihya etmekle sorumluyuz. Mermerini yenilediğimiz kadar cemaat arasındaki muhabbeti ve mahallemizdeki insan ilişkilerini de güzelleştirebilmeliyiz.

1–7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası; yalnızca camilerimizi ve din görevlilerimizi hatırladığımız birkaç gün olmamalıdır. Bu hafta, camiyle ilişkimizi, cemaat anlayışımızı ve camilerin sosyal hayatımızdaki yerini yeniden düşünmemize vesile olmalıdır. Camilerimizi yapan hayır sahiplerini rahmet ve minnetle yâd ederken, ömrünü mihrapta, minberde, kürsüde, Kur'an kursunda ve insanımızın manevi hizmetinde geçiren din görevlilerimize de vefa göstermeliyiz. Caminin gerçek büyüklüğü kubbesinin yüksekliğiyle değil, gölgesinde kaç gönlün buluştuğuyla ölçülür. Cami namazla hayat bulur, cemaatle güçlenir, ilimle aydınlanır, çocuklarla geleceğe taşınır, gençlerle dinamizm kazanır, yaşlıların duasıyla bereketlenir; merhamet, yardımlaşma ve kardeşlikle de sosyal hayatın kalbi olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR