Samsun'u Tanıtmak Değil, Ona Gönül Vermek Gerek

Yanıbaşımızda, her mevsim ayrı bir hüzünle, ayrı bir coşkuyla akan bir hayat var. Adını söylerken dudaklarımızda "samimi" kelimesinin sıcaklığını hissediyoruz: Samsun.

Giden gemilerin ardından bakakalan, gelenleri bağrına basan bir limandır burası. Hüzünlü bir martı çığlığı gibi içimize işleyen, tuzlu bir Karadeniz rüzgarıdır. 1919'un o sisli sabahında, milletin makus talihini yenmek için atılan ilk adımın toprağıdır. O gün Bandırma Vapuru'ndan inen ayak izleri, sadece kuma değil, bir milletin kalbine kazınmıştır. Bu şehir, tarihin soluk sayfalarında değil, her köşesinde yaşayan, nefes alan bir hatıradır.

Samsun, sabahları balıkçı teknelerinin şarkılarıyla uyanır. Sahilde yürürken, dalgaların size fısıldadığı binlerce hikaye duyarsınız: Bir Amazon kadınının savaş narası, bir tütün işçisinin türküsü, üniversiteye yeni başlayan bir gencin heyecanı... Tüm bu sesler, şehrin kalp atışını oluşturur.

Ve o mis kokulu çam ormanları... Ladik Gölü'nün üzerine çöken sis perdesi aralandığında, dünyanın bütün huzurunu bir arada bulursunuz. Havza'nın şifalı suları, yalnızca bedenlerin değil, yorgun ruhların da şifasıdır. Bafra Ovası'nda bir gün batımını izlemek, hayatın anlamını yeniden düşündüren bir tefekkürdür.

Ama Samsun'un asıl hazinesi, insanıdır. Çay ocaklarında demlenen sohbetlerde, bir fincanın içinde koskoca bir dostluk sunulur size. Pide fırınından yükselen kokular, yalnızca karnınızı değil, yüreğinizi de doyurur. "Gel bi çayımızı iç" sözü, bir nezaketten öte, içten bir davettir bu topraklarda.

Samsun'u tanıtmaktan bahsediyoruz. Nasıl tanıtmalı? Onu rakamlarla, binalarla, istatistiklerle anlatarak mı? Yoksa bir Samsun sevdalısının gözlerindeki ışıltıyı tarif ederek mi? Bir Bafra pidesinin ilk lokmasında damağınızda patlayan lezzetle mi? Ya da Atatürk Heykeli'nin karşısında, o tarihi anı hayal ederken içinize dolan o tarifsiz duyguyla mı?

Bu şehir, fotoğraflara sığmayacak kadar büyük bir ruha sahip. Onu anlamak için, sahilde bir akşam yürüyüşü yapmalı, Çarşamba'nın yemyeşil ovalarına bakmalı, bir köy odasında yöresel türküler dinlemeli. Samsun'u tanıtmak, aslında onu yaşamaya davet etmektir.

Gelin, bu daveti kabul edin. Tarihin soluk alıp verdiği sokaklarda kaybolun. Karadeniz'in hırçın ama bir o kadar da davetkar sularına bakarken, içinizdeki dalgaları dinleyin. Belki de aradığınız huzur, o çam kokulu yaylalarda, o mis gibi taze balığın tadında, bir Samsunlunun "hoş geldin"inde saklıdır.

Samsun, anlatılmaz, yaşanır. Ona bir kez gönül veren, hep özler. Çünkü bazı şehirler sadece gezip görülecek yerler değil, bir parçanızı bırakıp gideceğiniz, geri dönmek için bahaneler arayacağınız yerdir.

Samsun işte öyle bir yer. Gelin ve kendi hikayenizi yazın bu kadim şehrin defterine...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
OKAN ÇAKIR Arşivi
SON YAZILAR