KARAKTER KIRILMASI...

İnsan, acıyla imtihan edilir; fakat acıyı amaç hâline getirdiğinde imtihan yerini sapmaya bırakır. Güçle de sınanır; fakat gücü haz ve tahakküm aracına dönüştürdüğünde adalet çöker. Mazoşizm(Haksızlığa sessiz kalan/acı çekmekten haz alan) ve sadizm(başkasına acı çektirmekten haz duyan), modern çağın klinik kavramları gibi sunulsa da, gerçekte bunlar; insanın iman, ahlâk ve irade dengesinin bozulduğu noktaları işaret eder. Mesele yalnızca psikoloji değildir; mesele, insanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ahlâkî ilişkinin çürümesidir.

Mazoşist tutum, çoğu zaman “sabır”, “tevekkül” ya da “fedakârlık” gibi kavramların arkasına saklanır. Oysa İslâm’da sabır; zulme razı olmak değil, hakkı terk etmeden direnebilmektir. Kendini değersiz hissetmeye alışmış, aşağılanmayı normalleştirmiş, haksızlığı sineye çekmeyi erdem zanneden insan; farkında olmadan kendine zulmetmektedir. Allah’ın “ahseni takvîm” üzere yarattığı bir varlığın, bilinçli biçimde acıya razı olması; emanete ihanetin başka bir adıdır. Kişi sustukça erdemli olmamakta, çoğu zaman zilleti kabullenmektedir.

Sadist eğilim ise bunun zıddı gibi görünür ama aynı kökten beslenir. Gücü, merhametle değil baskıyla kullanan, başkasının acısından tatmin devşiren, aşağılayarak var olduğunu hisseden bir karakter yapısıdır bu. Tarih boyunca Firavun tipleri değişmemiştir. Ünvanlar, koltuklar, imkânlar değişir; fakat zulümden beslenen zihniyet aynı kalır. İslâm’da güç; bir üstünlük belgesi değil, hesabı ağır bir imtihandır. Gücünü başkasının canını yakarak meşrulaştıran kimse; aslında kalbinin çoraklaştığını fark edemeyen zavallıdır.

Ailede bu iki eğilim çok daha sessiz ama yıkıcı biçimde görülür. Sürekli susan, her şeye katlanan, haksızlığa itiraz etmeyi “ayıp” sayan eş ya da çocuk; mazoşist bir teslimiyetin içine sürüklenirken, baskı kuran, korkutarak yöneten, sevgiyi kontrol aracı hâline getiren ebeveyn veya eş ise; sadist bir tahakküm üretir. Böyle evlerde ya sessizce ezilenler yetişir ya da ezmeyi normal görenler. Merhametin olmadığı yerde; itaat, adaletin olmadığı yerde; düzen olmaz.

Toplumda acı çekmekten ve acı vermekten beslenen bu iki uç, farklı maskelerle ortaya çıkar. Haksızlığa uğrayıp sürekli “idare edenler” ile her fırsatta gücünü gösterme ihtiyacı duyanlar; aynı ahlâkî çöküşün iki yüzüdür. Biri zulme razıdır, diğeri zulümden beslenir. Oysa Kur’ân’ın ölçüsü açıktır; “Ne zulmediniz ne de zulme rıza gösteriniz.” Bu ilke yok sayıldığında toplum ya korkaklaşır ya da zorbalığa teslim olur.

Liderlikte bu mesele çok daha hayati bir hâl alır. Gerçek lider; gücünü hissettirmek için acı üretmez, adaletle güven inşa eder. Makamı, insanları ezme aracı hâline getirenler, otoritelerini korkuyla ayakta tutmaya çalışanlar, eleştiriyi düşmanlık, itaatkârlığı sadakat sananlar; farkında olmadan sadist bir yönetim dili üretirler. Buna karşılık, her yanlışa susan, haksızlığı görmezden gelen, “fitne çıkmasın” diye adaleti erteleyenler de mazoşist bir toplumsal alışkanlık inşa eder. Dünyanın egemen gücü kabul edilenler; güçlerini, güçsüzlere karşı haksız ve adaletsiz olarak kullanırlar. Haksızlığın olduğu yerde; kaos, karamsarlık, güvensizlik vardır. Dünyanın bugün bu hâli yaşadığı görülmektedir.

Resûlullah’ın örnekliği bu noktada nettir. O, en ağır eziyetlere maruz kaldığında bile; izzetini korumuş, güç eline geçtiğinde ise; intikamla değil affetmekle yücelmiştir. Ne acıyı kutsamış ne de gücü putlaştırmıştır. İslâmî karakter tam da budur; güçlüyken merhametli olmak, zordayken onurlu kalmak. İslâm; kendi toplumunun refahı için diğer toplumlara haksızlık yapılmasına müsade etmez. Adaleti ve kul hakkını esas alır.

Mazoşizm de sadizm de sadece bireysel sapmalar değildir; ahlâkî pusulanın şaştığı yerlerde filizlenir. İnsanı insan yapan denge kaybolduğunda biri acıya sığınır, diğeri acı üretir. İslâm ise insana şunu öğretir; ne kendini ezdirecek kadar değersizleş, ne de başkasını ezerek var olacak kadar kalbini karart. Çünkü izzet; ne zulmetmekte ne de zulme razı olmaktadır. İzzet; adalette ve merhamette sebat etmektedir.

Acı çektirmek de, acı çekmeye razı olmak da; karakter kırılmasının işadetidir. İnsanlar hakkını aramalı ama bunu yaparken haksızlık yapmamalıdır. Milletlerin hukuku; vatandaşların kendi haklarını aramaya yeterlidir. Ülkemizde, herkes müracaat hakkına sahiptir. Hiçkimse acıya katlanmak zorunda değildir. Ancak, hakkı ararken devletin hukuku takip edilmeli, bireysel ve hukuk dışı metodlara asla tevessül edilmemelidir. İnsanın kendine de, başkasına da acı çektirmesi haramdır, büyük günahlardandır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR