HESAP VE NASİP…

Hesap yapmak; beşerî iradenin gereğidir, nasip ise; ilâhî iradenin takdiridir. İnsan aklı düşünmek için verilmiştir; plan kurmak, tedbir almak, geleceğe dair yol haritası çizmek bu aklın tabii bir sonucudur. Fakat insan ne kadar ince hesaplar yaparsa yapsın, kaderin üzerinde başka bir irade daha vardır. O irade, her şeyi kuşatan ilâhî takdirdir. Belirleyici olan budur, lakin bu gerçek; kulun hesap yapmasını anlamsız kılmaz. Tam aksine, kuldan beklenen, iradesini sonuna kadar kullanması, sonucu ise tevekkülle Rabbine bırakmasıdır.

Hayat, hesapla nasip arasında kurulan hassas bir dengedir. İnsan yalnız hesaba güvenirse kibirlenir, kendini her şeyin sahibi sanır. Sadece nasibe sığınıp hiçbir çaba göstermezse bu kez tembelliğe düşer, sorumluluktan kaçar. Oysa hakikat, bu ikisinin buluştuğu noktadadır. Akıl yürür, kalp teslim olur, el çalışır, gönül dua eder. İşte insanı olgunlaştıran yol budur. Nice insanlar vardır ki en sağlam planları yapmış, en güçlü hazırlıkları tamamlamıştır; fakat küçük bir sebep bütün hesaplarını bozmuştur. Bazen bir hastalık, bazen bir gecikme, bazen görünmeyen bir engel, insanın çizdiği yolu değiştirmiştir. Yine nice insanlar vardır ki ortada hiçbir imkân yokken, beklenmedik kapılar önlerinde açılmıştır. Hayat yalnızca matematikle açıklanamaz. Hayatın içinde hikmet vardır, imtihan vardır, merhamet vardır. Kul göremez, fakat kader görür.

İnsanın en büyük yanılgısı, hesabını mutlak hakikat zannetmesidir. Oysa hesap, insan aklının sınırlı bakışıdır. Nasip ise sınırsız ilmin tecellisidir. Bazen istenilen şeyin olmaması kayıp sanılır ama yıllar geçince anlaşılır ki o kapının kapanması daha büyük zarardan korumuştur. Bazen geciken nasibe üzülür insan, vakti gelince görülür ki gecikme değil, en uygun zamana bırakılmadır. İnsan o an göremez ama kader, her adımı bir hikmete bağlar.

Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır sözü boşuna söylenmemiştir. Peygamberler dahi sebeplere sarılmış, yolculuğa çıkarken azık hazırlamış, savaşta zırh giymiş, hastalıkta şifa aramıştır. Fakat hiçbir zaman sebepleri ilahlaştırmamış, kalplerini sebeplere bağlamamışlardır. Onlar bilirlerdi ki sebep bir perdedir, asıl kudret perdenin ardındadır. İnsan da böyle bakmadıkça huzura eremez.

Nasip inancı, insanı sorumluluktan kaçıran bir sığınak değildir. “Nasıl olsa yazılmış” deyip kenara çekilmek kader değil, kaderi yanlış anlamaktır. Kul çalışmakla, üretmekle, gayret etmekle mükelleftir. Hesap yapmak ibadetin bir parçasıdır. Çünkü Allah, aklı kullanmayanı değil, aklıyla yürüyeni sever. Fakat kul şunu da bilir ki gayretin sonucu kendine ait değildir, o sonuç bir lütuftur. Hayatta en çok acı veren şeylerden biri, insanın hesabıyla nasibinin çatışmasıdır. Gönül bir şey ister, kader başka kapı açar. İnsan bazen bu noktada kırılır, bazen isyanın eşiğine gelir. Oysa teslimiyet, tam da burada başlar. “Ben istedim ama Sen daha iyisini bildin” diyebilmek, imanın en zarif duruşudur. Çünkü nasip, yalnızca verilenler değil; verilmeyenlerdir de aynı zamanda.

Hesap insanı ayakta tutar, nasip insana edep öğretir. Hesapla yürüyen akıl; yolunu bulur, nasiple yürüyen gönül; huzura kavuşur. Bu ikisini barıştırabilen kişi, hayatın en büyük sırrını çözmüş olur. Ne başarı karşısında şımarır, ne kayıp karşısında yıkılır. Bilir ki kazandığı da imtihandır, kaybettiği de İnsan bazen nasibini çok uzakta arar, oysa nasip çoğu zaman insanın duruşundadır. Sabırdadır, niyettedir, samimiyettedir. Temiz niyetle yapılan her hesap, nasibin kapısını aralar. Kötü niyetle kurulan her plan ise sahibine yük olur. Demek ki nasip sadece dışarıdan gelen bir lütuf değil, insanın iç dünyasıyla da ilgilidir.

Ömrün sonunda geriye dönüp baktığında insan şunu fark eder; olmadı sandıkları da olmuş, kaybettim dedikleri de kazançmış. Kader, insanın acele ettiği yerde yavaş, umudunu kestiği yerde hızlı davranmıştır. Her şey yerli yerine oturunca kulun dilinden tek cümle dökülür; “Meğer en güzelini Sen yazmışsın Allah’m.” Bu yüzden hesap yapılmalı ama nasip inkâr etmemelidir. Çalışılmalı, tedbir alınmalı, yollar aranmamı fakat kalp Rabbin kapısından ayrılmamalıdır. Çünkü hayat, insan aklıyla ilâhî hikmetin buluştuğu büyük bir imtihandır. O imtihanın en doğru duruşu ve okunuşu; hesaplar yapılır, adımlar atılır, kapılar çalınır. Sonuç elde etmek ise yalnızca Allah’a aittir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR