ENANİYET VE MAHCUBİYET…

İnsanı en çok yaralayan şey; yorgunluk değil, haksızlıktır. Yorulan beden dinlenir ama haksızlığa uğrayan kalp kolay iyileşmez. Enaniyet, tam da bu yaraların üzerinde yükselir. Kişinin kendisini merkeze koyduğu, hakikati kendi ölçüsüne hapsettiği yerdedir. İlk bakışta güçlü, kararlı ve özgüvenli gibi duran bu hâl; zaman geçtikçe insanı içten içe çökerten bir savrulmaya dönüşür. Çünkü enaniyet, kaçınılmaz olarak mahcubiyetin kapısını aralar, ardından mahzuniyet ve mahrumiyet gelir.

Enaniyet sahibi insan, hüküm vermekte acelecidir. Dinlemek ona zaman kaybı gibi gelir, onun için anlamak ise zayıflıktır. Kendi kanaatini hakikatin yerine koyar. Oysa Kur’ân, “Zannın çoğundan sakının” diye uyarmaktadır. Çünkü zan, adaletin en sinsi düşmanıdır. Enaniyetle beslenen zanlar, insanı bir süre ayakta tutar gibi görünse de zamanla vicdanı susturur, kalbi köreltir. Kalbi körelen insan ise en sonunda diliyle kendini ele verir.

Haksız değerlendirmeye maruz kalan insanın yolu ise sessizlikten geçer. Bu sessizlik bir çaresizlik değil, bir teslimiyettir. Kendini Allah’a havale edebilme olgunluğudur. İçinde fırtınalar kopar, geceleri uzar, duaları derinleşir. Yanlış anlaşılmak insanın içini yakar, itibara dokunan sözler ağır gelir. İşte bu hâl mahzuniyettir. Mahzuniyet; kalbin incelmesi, gözün dolması, insanın içine çekilmesidir. Ama mahcubiyet değildir.

Mahcubiyet, yanlışın ve kibrin yüküdür. Mahzuniyet ise doğruluğun bedelidir. Doğru insan bazen yalnız kalır. Haklıyken susmak zorunda kalır. Savunabilecek kelimeleri varken sükûtu seçer. Çünkü bilir ki hakikat kendini savunur. Resûlullah’ın hayatı bunun en canlı şahididir. O, iftiraya uğramış, haksızlığa sabretmiş ama hiçbir zaman doğruluğundan taviz vermemiştir. Peygamber sabırı, bugün konuşuyorsa; suskunluğun bazen en gür ses olduğunu öğretmek içindir.

Zaman, ilâhî adaletin yeryüzündeki en sessiz tercümanıdır. Bugün alkışlananlar yarın unutulur, bugün yok sayılanlar yarın anlaşılır. Enaniyetle konuşanlar, bir gün söylediklerinin altında kalır. Çünkü kibirle kurulan cümleler, sahibine ağır gelir. Sabırla taşınan doğrular ise insana izzet kazandırır. Kur’ân’ın ifadesiyle: “Allah, sabredenlerle beraberdir.” Bu beraberlik, her türlü geçici üstünlüğün üzerindedir.

Doğru insan, bu süreçte kaybediyor gibi görünür. İtibarı zedelenmiş sanılır, yalnız bırakılır, hatta kimi zaman suçlanır. Ama iç dünyasında vicdan huzuru büyür. Bu huzur, kalabalıkların alkışından daha değerlidir. Çünkü insanın kendisiyle baş başa kaldığında utanacak bir hâli yoksa, dünyanın hükmü ona dokunmaz.

Enaniyet ise sahibini sertleştirir. Kalp daralır, ilişkiler bozulur, insan kendini anlatamaz hâle gelir. Bir zamanlar haklı olduğunu düşünen kişi, gün gelir açıklayamadığı bir mahcubiyetle baş başa kalır. İşte o an anlar hakikatle kavga eden, aslında kendisiyle kavga etmiştir. Sonunda tablo netleşir. Enaniyet geçici bir yükseliş, doğruluk ise kalıcı bir duruştur. Doğru insan mahzun olabilir çünkü kalbi vardır. Ama asla mahcup olmaz çünkü vicdanı temizdir.

Mahcubiyet yanlışın, mahzuniyet ise hakikatin izidir. Hakikat gecikir ama mutlaka konuşur. Sustuğu zamanlarda bile, doğru insanın başı diktir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR