"YOK SAYMA" CEZASI...
Yok sayılmak, nefret edilmekten daha ağır bir cezadır. Çünkü nefret eden insan, hiç değilse nefret ettiği kişinin varlığını kabul eder. Ona kızar, tepki gösterir, onun hakkında konuşur ve gerektiğinde onunla mücadele eder. Nefretin içinde yanlış ve çirkin de olsa bir muhataplık vardır. Yok saymak ise insanı muhataplıktan çıkarmaktır. “Sen artık benim dünyamda yoksun” demenin sessiz fakat ağır biçimidir.
İnsan yaratılışı gereği görülmek, duyulmak, anlaşılmak ve değer görmek ister. Kur’an’ın insana yaklaşımında da insanın varlığı ve şahsiyeti önemlidir. Rabbimiz, “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık” buyurur. (İsrâ,70) Bu şeref yalnızca güçlüye, zengine, makam sahibine veya bize faydası dokunana verilmiş değildir. İnsan, insan olduğu için hürmete layıktır. Bu sebeple bir kimseyi aşağılamak kadar, onu bilinçli biçimde yok saymak da insan onurunu yaralayan ağır davranışlardan biridir.
Kur’an, insanların birbirlerini küçümsemelerini açıkça yasaklar. “Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır.” (Hucurât,11) İnsanın gerçek kıymetini bizim kanaatimiz değil, Allah bilir. Bugün önemsiz gördüğümüz bir insan Allah katında bizden daha değerli olabilir. Makamı olmadığı için selam vermediğimiz, serveti olmadığı için soframıza oturtmadığımız, bize faydası kalmadığı için telefonuna cevap vermediğimiz insanın Rabbimizin katındaki yerini bilemeyiz.
Yok saymanın bir başka çeşidi de menfaat bitince insanı silmektir. Bazıları ihtiyaç duyduğu müddetçe arar, sorar, över, yakınlık gösterir. Menfaat sona erdiğinde ise selam kesilir, telefon susar, dostluk unutulur. Böyle bir davranış aslında yok sayılan kişinin değil, yok sayanın karakterini gösterir. Çünkü vefa, insanın kendisine ihtiyaç duyulana kadar değil, ihtiyaç bittikten sonra da insan kalabilmesidir.
Hz. Peygamber’in (sav) insan ilişkilerindeki nezaketi tam böyledir. Fakiri dinler, köleyi muhatap alır, çocuğa selam verir, kendisiyle konuşan insanı küçümsemezdi. Kur’an da Allah Resûlü’nü uyarırken toplumun güçlü ve itibarlı görülen kesimlerine yönelip görme engelli Abdullah b. Ümmü Mektûm’a yeterince ilgi göstermemesini konu edinmiş; “Kendisine o âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü.” buyurmuştur. (Abese, 1-2) Bu ayetlerin verdiği mesaj çok açık ve büyüktür.
Allah’ın değer verdiği insanı, insanların sosyal ölçülerle değersiz görmeye hakkı yoktur. Ancak meselenin bir başka tarafı daha vardır. Bazen yok saymak kibir değil, bir ilişkinin tükenmesinin sonucudur. İnsan defalarca aldatılmış, istismar edilmiş, ihanete uğramış veya aynı kötülüğün tekrarına maruz bırakılmış olabilir. Böyle durumlarda mesafe koymakla insanı aşağılamak birbirinden ayrılmalıdır. İslâm affetmeyi teşvik eder, fakat insanın kendisini sürekli istismara açık bırakmasını istemez. Affetmek başka, yeniden aynı güveni vermek başkadır.
Selamı kesmeden mesafe koymak, kin tutmadan ilişkiyi sınırlandırmak mümkündür. Asıl tehlikeli olan, öfkenin yerini kayıtsızlığın almasıdır. İnsan kızdığı kişiye hâlâ bir şey anlatmaya çalışır. Tartışıyorsa anlaşılmak istiyor olabilir. Sitem ediyorsa içinde hâlâ bir beklenti vardır. Fakat artık konuşmuyor, açıklama yapmıyor, hesap sormuyor ve karşısındakinin ne yaptığıyla ilgilenmiyorsa ilişkinin son sınırına gelinmiş olabilir. Çünkü bazen sevginin karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır.
İnsanların bize kızmasından önce, bizi hayatlarından çıkarmalarından korkmalıyız. Bir dostun sitemi bazen dostluğun hâlâ yaşadığının işaretidir. Eşin şikâyeti, kardeşin serzenişi, arkadaşın kırgınlığı ilişkinin tamamen bitmediğini gösterebilir. İnsanların sesini susturmak başarı değildir. Asıl kayıp, söyleyecek sözü olduğu hâlde artık söylemeye değer görmemeleridir.Unutmamak gerekir ki insanı yok saymak kolaydır, fakat Allah hiç kimseyi yok saymaz. Allah unsanların görmediği iyiliği de, gizlediği gözyaşını da, uğradığı haksızlığı da görür ve bilir. “Rabbin unutkan değildir.” (Meryem,64)
İnsanların nazarında unutulmuş olmak, Allah katında unutulmuş olmak değildir. Öyleyse kişiye düşen; sevdiği insanı değerli görmek, sevmediği insanın da onurunu korumaktır. Kırıldığında mesafe koyabilir, haksızlığa karşı çıkabilir, gerektiğinde ilişkiyi sınırlandırabilir. Fakat bir insanı küçük düşürmek için onu yok saymak, Müslümanın ahlâkına yakışmaz.
Nefret etmek; bir insanı karşına almaktır, yok saymak ise; onu hayatından çıkarmaktır. Nefrette hâlâ bir muhataplık vardır. Yok sayılmakta ise insan, kendisine açılan bütün kapıların sessizce kapandığını hisseder. Bazı ilişkilerin son cümlesi söylenen ağır bir söz değil, artık hiçbir söz söylemeye ihtiyaç duyulmamasıdır.
"Yok Saymak" psikolojik ve sosyolojik bir cezadır. Travma oluşturur, ruh dengesini bozar. İtibarı hak etmeyen, verilen değeri istismar edene verilecek en ağır ceza; onu "Yok Saymak" dikkate almamaktır. Hak ihlali oluşmuşsa, bu; "Yok Sayma" ile dengelenmez, ayrıca ilahî hukuk gerek dünyada, gerekse ahirette mutlaka çalışacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.