TAVŞAN DAĞA KÜSEMEZ…
Bazen bir söz, büyük bir hakikatin tercümanı olur. “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok” denir. Bir başka ifade de şöyledir; “Tavşan dağa küsmedi; zaten dağa muhtaçtır.” Bu iki ifade, ilk bakışta basit bir deyim gibi görünse de, insanın; hayatla, çevresiyle ve aidiyetleriyle kurduğu ilişkinin derin bir özetidir. Tavşan, dağın çocuğudur. Onun yuvası, sığınağı, kaçışı, korunması dağın içindedir. Dağsız bir tavşan; savunmasız, açıkta ve avlanmaya mahkûmdur. Bu yüzden tavşanın dağa küsmesi, aslında kendi hayatına küsmesidir. Çünkü dağ sadece bir mekân değil, onun varlık zeminidir. Bu gerçek, insana şunu öğretir; İnsan da kendi “dağları” ile yaşar. Onun da bir zemini, bir sığınağı, bir aidiyet alanı vardır, onlarsız hayatını sürdürmesi mümkün değildir.
İnsan; annesine, babasına, eşine, ailesine, milletine, devletine kızabilir. Bu, insani bir tepkidir. Kırılabilir, darılabilir, hatta uzaklaşmak isteyebilir. Ama küsemez. İşte o, meselenin kırılma noktasıdır. Çünkü insanın küstüğü şey, çoğu zaman onun varlık zeminidir. Tıpkı tavşanın dağa küsemediği gibi, insan da kendisini var eden değerlere bütünüyle sırtını dönemez. Döndüğünde ise, sadece ilişkisini değil, kökünü kaybeder. Günümüz dünyasının en büyük problemi; insanın kendi “dağlarına” küsmesidir. Aileye küsen, geleneğe sırt çeviren, milletiyle arasına mesafe koyan, devletiyle bağını koparan bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Bu kopuş; ilk etapta özgürlük gibi görünür. İnsan, kendini bağımsız zanneder. Oysa bu, çoğu zaman sahte bir özgürlüktür. Çünkü insan; köklerinden koparıldıkça güçlenmez, zayıflar. Tıpkı dağdan kopan tavşanın açıkta kalması gibi bir soruçla karşılaşır.
Aidiyet, insanın yükü değil; gücüdür. Aile, sadece bir bağ değil; bir sığınaktır. Millet, sadece bir kalabalık değil; bir kimliktir. Devlet, sadece bir yapı değil; bir koruyucu çatıdır. İnsan, bu üç temel üzerine hayatını kurar. Bunlardan birini yok saymak, kendi hayat dengesini bozmak demektir. Elbette bu durum; insan her şeye kayıtsız şartsız boyun eğmesi gerektiği anlamına gelmez. Yanlış varsa, eleştirilir. Eksik varsa, düzeltilir. Haksızlık varsa, karşı çıkılır.
Ama bu karşı çıkış; kökten kopuş şeklinde değil, ıslah etme niyetiyle olmalıdır. Çünkü yıkmak kolaydır, inşa etmek zordur. Küsmek kolaydır, tamir etmek zordur. İnsanın olgunluğu burada ortaya çıkar. Çocuk, kırıldığında küser. Olgun insan ise kırıldığında düşünür, tartar, onarmaya çalışır. Çünkü bilir ki; her kopuş, bir eksilmedir. Her uzaklaşma, bir yalnızlaşmadır. Her küslük, bir kayıptır.
Tavşan, dağın içinde yaşarken sadece korunmaz; aynı zamanda hayat bulur. Orada beslenir, orada çoğalır, orada varlığını sürdürür. İnsan da kendi “dağları” içinde anlam bulur. Ailesinin duasında huzur bulur. Milletinin geçmişinde kimlik bulur. Devletinin varlığında güven bulur. Bunlar olmadan insan yaşayabilir belki ama “yaşamanın tadını” bulamaz. Bugün birçok insanın yaşadığı boşluk, işte bu kopuşun sonucudur. Her şey var gibi görünür ama bir eksiklik hissi vardır. Çünkü insan, sadece maddi ihtiyaçlarla var olmaz. Onun ruhu, aidiyet ister. Bağ ister. Kök ister. Kökünden kopan bir ağaç nasıl kurursa, aidiyetlerinden kopan insan da içten içe kurur. Bu yüzden tavşanın dağa küsemeyeceği gibi, insan da kendi varlık zeminine küsememelidir. Kırılabilir ama kopmamalıdır. Eleştirebilir ama yok saymamalıdır. Uzaklaşabilir ama tamamen terk etmemelidir. Çünkü insanın gücü, bağlı olduğu değerlerden gelir, ruhu bu değerlerle beslenir.
Hayatın akışı insanlara şunu öğretir; kızabilirsin ama küsmemelisin, eleştirebilirsin ama inkâr etmemelisin, uzaklaşabilirsin ama kökünü kesmemelisin. Zira; tavşan dağa küserse, dağ bir şey kaybetmez ama tavşan her şeyini kaybeder. Yaratıcı Kudret, insanlık dahil tüm canlılarla ilgili fıtratı; birbirine bağlı olarak ve birbirlerinden istifade etmek üzere yaratmıştır. Böçekler tavuğun yiyeceği, tavuk insanın yiyeceği, ölen insanın bedeni böceğin yiyeceğidir. Bu fıtrat döngüsü; hem canlıların birbirine bağımlı olduğunu, hem de bir arada yaşamak zorunda olduklarını göstermektedir. İnsanın ilk yaratılışı tektir ama yaşama süreci çokluktur. Yaratanın dışında tek yoktur. Çokluk içinde tek vücud gibi yaşamak esastır. İnkâr, isyan, zulüm gibi eylemler dışında küsme olamaz. Cana, mala, dine, akla müdahale zulümdür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.