Venezuela’da yaşananlar diplomatik teamüllerin, uluslararası hukukun ve devlet egemenliği kavramının fiilen askıya alındığı bir dönemi işaret etmektedir.
Bugün Venezuela, yalnızca bir ülkenin değil, küresel düzenin hangi istikamete sürüklendiğinin açık bir göstergesi haline gelmiştir.
Yıllardır ambargolarla, ekonomik kuşatmayla ve siyasi baskılarla boğulan Venezuela, şimdi de küresel gücün doğrudan hedef tahtasına oturtulmuştur.
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i kendi yargı sistemine tabi kılma girişimi, klasik anlamda bir hukuk süreci değil, açık bir emperyal müdahaledir.
Bu yaklaşım, güçlü devletlerin kendi iç hukuklarını evrensel hukuk gibi sunma örneklerinden biridir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumlar devre dışı bırakılırken, Washington merkezli bir yargı anlayışı dünya geneline dayatılmaktadır.
Hukuk, adalet üretmekten çıkarılmış; siyasetin ve gücün bir aracı haline getirilmiştir.
Burada hedef alınan yalnızca Maduro değildir.
Asıl hedef, bağımsız hareket etmeye çalışan, küresel sisteme tam teslim olmayan tüm ülkelere verilen açık mesajdır.
Bu mesaj nettir.
Ya uyum sağlanacak ya da cezalandırılacaktır.
Demokrasi, insan hakları ve uyuşturucu ile mücadele gibi başlıklar ise bu müdahalelerin meşruiyet ambalajı olarak kullanılmaktadır.
Venezuela örneği, emperyalizmin klasik askeri işgal yöntemlerinden başka bir aşamaya geçtiğini göstermektedir.
Artık tanklar yerine savcılık dosyaları, uçaklar yerine iddianameler, işgal orduları yerine yaptırım listeleri kullanılmaktadır.
Sonuç değişmemektedir.
Egemenlik zedelenmekte, devlet otoritesi parçalanmakta, halk daha da yoksullaşmaktadır.
Bu süreçte Venezuela halkı, yıllardır olduğu gibi yine görmezden gelinmektedir.
Ambargoların, siyasi baskıların ve dış müdahalelerin bedelini ödeyenler yöneticiler değil, sokaktaki insanlardır.
Market rafları boş, maaşlar değersiz, gelecek umutsuzdur.
Emperyal müdahaleler hiçbir zaman halklara refah getirmemiştir.
Türkiye açısından Venezuela’da yaşananlar ibretle okunması gereken bir tablodur.
Güçlünün hukuku normalleştiğinde, sınırlar yalnızca haritalarda kalır.
Bugün Latin Amerika’da uygulanan yöntemler, yarın başka coğrafyalarda farklı gerekçelerle sahneye konulabilir.
Egemenliğin aşındığı her örnek, küresel sistemin daha da kontrolsüz hale geldiğini göstermektedir.
Venezuela bugün bir ülkeden ibaret değildir.
Venezuela, emperyal düzenin gerçek yüzünü gösteren canlı bir belgedir.
Hukukun, adaletin ve demokrasinin yalnızca güçlülerin çıkarına hizmet ettiği bir dünya düzeninde, hiçbir ülkenin mutlak güvende olduğu söylenemez.
Tarih göstermiştir ki, hukuku silah haline getirenler, bir gün o silahın hedefi olmaktan da kaçamaz.
Emperyal düzenler kalıcı değildir, fakat bıraktıkları yıkım her zaman ağır olur.