NATO ZİRVESİ

Mehmet Ali Coşkuner

Dünya yeniden şekilleniyor.

Savaşların, ekonomik kırılganlıkların, enerji krizlerinin ve küresel güç rekabetinin damga vurduğu bir dönemde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik bir toplantı değil; yeni dünya düzeninin satır aralarının yazıldığı tarihi bir buluşmaydı.

Bu kez dikkat çeken yalnızca alınan kararlar değildi.

Zirvenin Türkiye'de yapılması, Ankara'nın uluslararası siyasette yeniden merkez ülkelerden biri olarak görüldüğünün güçlü bir göstergesiydi.

Bir zamanlar "Türkiye eksen mi değiştiriyor?" tartışmalarını yapan çevreler, bugün dünyanın en güçlü liderlerinin Ankara'da aynı masada buluşmasını izledi.

Bu tablo bile başlı başına önemli bir mesajdır.

Türkiye, coğrafyasının kendisine yüklediği sorumluluğu artık yalnızca askeri gücüyle değil, diplomatik kapasitesiyle de taşımaya çalışıyor.

Karadeniz'den Kafkasya'ya, Orta Doğu'dan Balkanlar'a kadar uzanan geniş coğrafyada yaşanan her kriz, Ankara'yı doğal bir aktör haline getiriyor.

NATO Zirvesi bunu bir kez daha ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın savunma sanayiindeki ambargoların kaldırılması yönündeki çağrısı da dikkat çekiciydi.

Aynı ittifak içinde yer alan ülkelerin birbirlerine kısıtlama uygulaması, güven duygusunu zedeleyen bir çelişki olarak gündeme taşındı.

Bugün Türkiye, kendi İHA'sını, SİHA'sını, savaş gemisini, mühimmatını ve birçok savunma sistemini üretebilen sayılı ülkelerden biridir.

Savunma sanayiinde elde edilen bu birikim artık sadece Türkiye'nin değil, NATO'nun da caydırıcılığına katkı sağlayan önemli bir unsur haline gelmiştir.

Elbette zirvede yalnızca Türkiye konuşulmadı.

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'nın güvenliği, artan savunma harcamaları, yapay zekâ destekli savaş teknolojileri ve küresel güvenlik tehditleri masanın en önemli başlıklarıydı.

Dünya artık eski dünya değil.

Devletler yalnızca ekonomik güçleriyle değil, teknoloji ve savunma kabiliyetleriyle de ayakta kalabileceklerini biliyor.

Ancak her zirve gibi bu zirvenin de eleştirilen yönleri var.

Savunmaya ayrılan milyarlarca dolarlık bütçelerin sosyal politikalardan çalındığını düşünenler de var.

NATO'nun genişleyen askeri kapasitesinin yeni bir silahlanma yarışını hızlandıracağını savunanlar da...

Bu eleştiriler yabana atılacak görüşler değildir.

Çünkü güvenlik ile barış arasındaki denge, uluslararası siyasetin en hassas noktalarından biridir.

Yine de değişmeyen bir gerçek var.

Türkiye artık uluslararası gelişmeleri yalnızca uzaktan izleyen bir ülke değildir.

Kararların alındığı masalarda bulunan, gerektiğinde inisiyatif kullanan ve birçok konuda görüşü merak edilen bir aktördür.

NATO Zirvesi'nin en önemli sonucu da belki budur.

Asıl başarı ise zirvenin ardından başlayacaktır.

Savunma sanayiindeki kısıtlamalar gerçekten kalkacak mı?

Türkiye'nin uluslararası projelerdeki rolü genişleyecek mi?

Müttefiklik ruhu, sadece toplantı salonlarında verilen fotoğraflarla mı sınırlı kalacak, yoksa somut adımlara mı dönüşecek?

Bu soruların cevabını zaman verecek.

Ancak bugün için söylenebilecek en net cümle şudur.

Türkiye, artık sadece masaya davet edilen bir ülke değil; birçok konuda masanın kurulmasına katkı sunan, gündem belirleyen ve küresel dengelerde ağırlığı hissedilen bir ülkedir.

Bundan sonraki süreçte önemli olan, bu diplomatik görünürlüğü kalıcı ekonomik, siyasi ve stratejik kazanımlara dönüştürebilmektir.

Zirveler gelir geçer; fakat devletlerin gerçek gücü, o zirvelerden elde ettiği sonuçlarla ölçülür.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.