GÜÇLÜ OLMAK MECBURİYETİ

Mehmet Ali Coşkuner

Dünya hızla değişiyor.

Güç dengeleri yeniden kuruluyor.

Devletler sadece sınırlarını değil, zihinleri de korumak zorunda oldukları bir çağın içindeler.

Artık savaşlar sadece cephede değil; ekranlarda, sosyal medyada, algı operasyonlarında ve bilgi akışında veriliyor.

Bu yüzden bir milletin ayakta kalabilmesi için güçlü olmak bir tercih değil, bir mecburiyettir.

Güç dediğimiz şey yalnızca tank, top, füze değildir.

Elbette güçlü bir savunma sanayii hayati öneme sahiptir.

Bugün Türkiye’nin savunma sanayii alanında geldiği noktayı inkâr etmek mümkün değildir.

Yıllarca dışa bağımlı olan bir ülkenin, bugün kendi İHA’sını, SİHA’sını, savaş teknolojilerini üretmesi ve bunları başka ülkelere ihraç etmesi, millet olarak hepimizin gurur duyacağı bir gelişmedir.

Modern dünyada askeri güç tek başına yeterli değildir.

Bugün savaşların en büyüğü algı savaşlarıdır.

Bir olayın gerçeği ile dünyaya anlatılan şekli çoğu zaman birbirinden tamamen farklıdır.

Uluslararası medya, sosyal medya platformları ve küresel teknoloji şirketleri çoğu zaman kendi siyasi ve ideolojik tercihlerine göre hareket etmektedir.

Bu yüzden haklı olanın değil, güçlü olanın sesi daha çok duyulmaktadır.

Bugün birçok içerik, birçok görüş, birçok program sosyal medya platformlarında çeşitli gerekçelerle kısıtlanabilmekte ya da görünmez hale getirilebilmektedir.

İnsanlar kendi paralarıyla reklam vermek istediklerinde bile bazı isimler veya bazı konular gerekçe gösterilerek engellenebilmektedir.

Bu durum bize çok açık bir gerçeği göstermektedir.

İletişim gücü olmayan bir millet, gerçeği anlatma gücünü de kaybeder.

Bu yüzden Türkiye’nin güçlü olması gereken alan sadece savunma sanayii değildir.

Aynı zamanda medya, iletişim teknolojileri, dijital platformlar ve bilgi üretimi alanında da güçlü olmak zorundayız.

Bugün Orta Doğu’da yaşanan gerilimlere baktığımızda bunun en net örneklerini görüyoruz.

Bir tarafta fiili çatışmalar yaşanırken, diğer tarafta çok daha büyük bir psikolojik savaş yürütülüyor.

Kamuoyu yönlendiriliyor, algılar yönetiliyor, gerçekler farklı şekilde sunuluyor.

Bu durum sadece devletlerin değil, toplumların da bilinçli olmasını gerektiriyor.

Müslüman toplumların en büyük sorunlarından biri de tam burada ortaya çıkıyor.

Birlik yerine ayrılık, dayanışma yerine mezhep tartışmaları ön plana çıkıyor.

Oysa tarih bize şunu göstermiştir.

Müslümanlar birbirleriyle mücadele ettiğinde kazanan hiçbir zaman onlar olmamıştır.

Bugün farklı mezhepler, farklı yorumlar olabilir.

Ancak zalimin karşısında durmak, mazlumun yanında olmak insanlığın en temel ilkesidir.

Bu ilke sadece bir siyasi tercih değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.

Dolayısıyla meseleye bakarken sadece siyasi hesaplarla değil, adalet ve vicdan terazisiyle bakmak gerekir.

Bugün dünyada ayakta kalabilen ülkeler üç alanda güçlü olan ülkelerdir.

Savunma gücü

Ekonomik güç

İletişim ve medya gücü

Bu üç alandan biri eksik olduğunda devletler dış müdahalelere açık hale gelir.

Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde attığı adımlar son derece değerlidir.

Fakat aynı başarıyı teknoloji, iletişim ve medya alanında da yakalamak zorundayız.

Kendi platformlarımızı kurmalı, kendi teknolojimizi üretmeli ve kendi hikâyemizi dünyaya anlatabilecek güce ulaşmalıyız.

Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir.

Güçlü olan ayakta kalır.

Güçlü olan sözünü dünyaya duyurur.

Güçlü olan kendi kaderini belirler.

Bu yüzden güçlü olmak bir seçenek değil, bir zorunluluktur.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.