BUNGALOV İSTİSMARINA SON

Mehmet Ali Coşkuner

Son yıllarda Türkiye’de kırsala yöneliş, sadece bir yaşam tercihi değil adeta bir akım haline geldi.

Şehirden uzaklaşmak, doğayla iç içe yaşamak, küçük bir bağ evinde huzur bulmak…

İlk bakışta son derece masum ve insani bir ihtiyaç.

Ancak bu masumiyet, zamanla yerini ciddi bir istismara bıraktı.

Bağ evleri ile başlayan bu süreç, özellikle son dönemde bungalov yapılarla birlikte bambaşka bir boyuta taşındı.

Şunu açıkça ayırmak gerekiyor.

Bağ evleri çoğunlukla şahısların kendi ihtiyacı için yaptığı, küçük ölçekli, tarımsal faaliyetle iç içe olan yapılardır.

Yani bir anlamda toprağın ruhuna aykırı değil, onunla uyumlu bir yaşam arayışıdır.

Elbette bu da kurallara bağlı olmalıdır, ancak özü itibarıyla ticari bir sömürü aracı değildir.

Fakat bungalov evler için aynı şeyi söylemek artık mümkün değil.

Özellikle son birkaç yılda, tarım arazileri üzerinde hızla çoğalan bungalov yapılar, bireysel ihtiyaçtan çok ticari kazanç amacıyla inşa edilmeye başlandı.

Sosyal medyada “doğada tatil”, “bungalov deneyimi”, “kaçış noktası” gibi pazarlama cümleleriyle sunulan bu yapılar, aslında birçok bölgede tarım arazilerinin sistematik şekilde turizm alanına dönüştürülmesinin bir aracı haline geldi.

Daha da vahimi, bu yapıların büyük kısmı plansız, izinsiz ve denetimsiz şekilde hayata geçirildi.

Tarım arazileri küçük parsellere bölündü, altyapısız alanlara yoğun yapılaşma yapıldı ve ortaya ne tam anlamıyla bir turizm yatırımı ne de tarımsal bir üretim alanı çıktı.

Yani ne doğa korundu ne de hukuk.

Bu konuda Resmî Gazete’de yeni bir düzenleme yayınlandı.

Bu düzenleme, sadece bir yapılaşma yasağı değil; aynı zamanda tarım arazilerinin ticari istismarına karşı net bir duruş niteliği taşıyor.

Devlet açıkça diyor ki:

“Toprak üzerinden kontrolsüz kazanç devri bitmiştir.”

Artık bir tarım arazisine gelişi güzel bungalov yapıp işletmek mümkün değil. İzinler, denetimler, sınırlamalar…

Ve en önemlisi kaçak yapıların yıkımı.

Bu, özellikle ticari amaçla yapılan bungalov işletmeleri için ciddi bir dönüm noktasıdır.

Burada kimseyi suçlamak kolaycılık olur.

Çünkü bu süreçte sadece yatırımcılar değil, denetim eksiklikleri ve mevzuattaki boşluklar da etkili oldu.

Ancak gelinen noktada tablo nettir.

Tarım arazisi, turizm rantının arka bahçesi haline getirilemez.

Öte yandan, vatandaşın doğaya yönelme ihtiyacını da yok sayamayız.

İnsanlar beton yığınlarından kaçmak istiyor, nefes almak istiyor.

Bu çok doğal. Ancak bu ihtiyaç, plansız ve kontrolsüz şekilde karşılandığında, doğayı korumak yerine yok eden bir sürece dönüşüyor.

Çözüm, yasaklarla boğmak değil; doğru alanlarda, doğru planlama ile bu ihtiyaca cevap vermektir.

Tarım arazileri korunurken, turizm yatırımları için uygun bölgeler belirlenmeli, altyapısı hazırlanmalı ve yasal çerçevede gelişmesi sağlanmalıdır.

Aksi halde bugün bağ evi diye başlayan masum bir hayal, yarın betonlaşmış bir kırsal kabusa dönüşebilir.

Sonuç olarak…

Bağ evleri ile bungalov yapılar arasındaki fark artık çok daha net görülmelidir.

Biri bireysel yaşam arayışının simgesiyken, diğeri kontrolsüz kaldığında ticari istismarın aracı haline gelmiştir.

Ve unutulmamalıdır ki:

Toprak sadece üzerinde yaşadığımız bir zemin değil, geleceğimizin teminatıdır.

Bugün alınan kararlar belki bazı yatırımları durduruyor, bazı planları değiştiriyor.

Ama aslında çok daha büyük bir şeyi koruyor.

Yarının üretimini, doğasını ve yaşam hakkını…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.