Mesajımız var

Mesajımız var
Türkiye 2010'un Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında SMS göndermede tarihi bir rekora ulaştı. Bir günde 432 milyon SMS gönderildi. Mesajlaşma yarışmalarının düzenlendiği çağımızda 'mesaj hastası olan gençler'in sonunun ne olacağı uzmanları düşündürüyor

Cep telefonu kullananların sayısı her gün artıyor. İlkokul çocukları da, yaşlı amca ve teyzeler de artık telefon kullanıyor. Aslına bakarsanız bu iletişim aracının en büyük işlevi konuşarak iletişim kurmak. Ancak ülkemizde bunun yerini mesajlaşmak aldı. Hatta gençler bu işte o kadar maharetli duruma geldiler ki, bir yandan sohbet ederlerken bir yandan da telefona bakmadan mesaj yazabiliyorlar. Öyle ki pek çok ülkede fazla mesaj yazılmasından olsa gerek 'hızlı mesaj yazma' yarışmaları dahi düzenleniyor. Peki, ülkemizde bu durum nasıl? Geçtiğimiz günlerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), 2010'un temmuz, ağustos ve eylül aylarında gönderilen SMS sayısını açıkladı. Sonuç, adeta tarihî bir rekora imza attı. Üç ayın ortalaması alındığında bir günde 432 milyon SMS'in gönderildiği ortaya çıktı. Son bir yılda abone azalmasına rağmen SMS'te 6 milyarlık, bir diğer ifadeyle ise yüzde 17'lik büyüme yaşandı. Geçtiğimiz yıl aynı aylar baz alındığında abone sayısı 63,6 milyonken SMS sayısı 33,8 milyarı bulmuştu. Bu yıl ise abone sayısı 61,9 milyonken SMS sayısı 39,8 milyar. Geçen yıla göre abone sayısında düşüş yaşanırken mesajlaşmada artış gözleniyor. Konuşma ücretlerinin yüksek olduğu ülkemizde tüketiciler elbette pahalı fiyattan konuşmak yerine SMS göndermeyi tercih ediyor. Ancak mesajlaşma oranının bu kadar yüksek olması, uzmanlara göre hastalık belirtisi olabilir. Aslında bu durum, alışkanlığın her geçen gün bağımlılığa dönüşmesi. Psikolog Gözde Hatiboğlu, hayatımızı kolaylaştırması gereken telefonun bağımlısı olduğumuzu ve iletişim kurma becerilerimizi gerilettiğini düşünüyor. Hatiboğlu'na göre, yüz yüze konuşmayı unutan, karşısındakinin duygularını paylaşan insanların yerine duygusuz, kısa cümleler kuran, hızlı yaşayan ve kendini ifade edemeyen insanlar ortaya çıktı. Her şeyi hızlı öğrenen ve aynı hızda da tüketen gençler de bundan nasibini aldı. Telefondaki her uyarı zihnin yoğunlaşma alanını dağıtıyor ve zaman içerisinde alışkanlık haline dönüşüyor. Bu durumda da kalıcı dikkat dağınıklığı, konsantrasyon bozukluğu veya odaklanma sorunlarını beraberinde getiriyor. Telefonu, 'yalnızlaşan insanların kalabalık ve duygusuz oyuncağı' olarak tanımlayan Hatiboğlu, telefonun sadece ihtiyaç halinde birine ulaşma aracı olmaktan çıkıp gereksiz yere kullanıldığını anlatıyor ve ekliyor: "Aileler suçlu; çünkü çocuklarına küçük yaşta ve ihtiyaçları yokken telefon alıyorlar. Böylece sosyal hayatları olmayan ve arkadaşlık becerilerini geliştiremeyen, kendilerini ifade edemeyen çekingen ve yalnız çocuklar telefonla arkadaş olup görünmez halde iletişim kurmaya çalışıyor. Bu kadar çok mesajın olması, sağlıklı ve yüz yüze iletişim kurmada başarısız olduğumuzu gösteriyor. Bağımlılık da ardından bir psikolojik sorun olarak karşımıza çıkıyor."

KENDİMİ KONTROL EDEMİYORUM

Konuyu gençlere sorduğumuzda ise bu durumun gereksiz olduğunu düşündükleri halde elinden telefonu bırakamadıklarını öğreniyoruz. 17 yaşındaki Güzide Demir'in 20 günde 5 bin SMS gönderdiği oluyormuş. Kendisini kontrol edemiyor ve iradesinin dışında mesaj yolluyormuş. Güzide, bunun farkında olmadan bir ihtiyaca dönüştüğünü anlatıyor. Hatta bazı zamanlarda mesaj atmak istemiyor ama kendisine engel olamıyor. Üniversite sınavlarına hazırlanan Güzide, birkaç soru çözüp mesaj atıyor. Bu durum dikkatini dağıtıyormuş, ancak mesaj atamadan da ders çalışamıyormuş. Kendisini bazen zorladığını, telefonu yanına almadığını söylüyor; ancak o zaman da derse konsantre olamıyormuş. Güzide operatörlerin yaptığı kampanyaların bunda büyük etken olduğunu düşünüyor.