"Kapılar yüzüme kapandı"
Miraç Öztürk
---------------
"ANNE BEN GİDİYORUM"
Sevim Özdal 70 yaşında. Kıbrıs'ta şehit düşen, Levent Serbest'in annesi. 1958 doğumlu olan ve 1978 yılında şehit olan Levent'in acısı yüreğinden hiç eksilmemiş. Hergün aynı acıyı yeniden yaşıyor. Sevim Özdal, kendisini en çok yaralayanın ise insanların şehitler arasında ayrım yapması olduğunu söylüyor. Özdal, oğlu Levent'in Sanat Lisesi'nden (Endüstri Meslek Lisesi) mezun olduktan hemen sonra askerlik için kaydını yaptırdığını anlatıyor: "Levent'im Sanat Lisesi'ni bitirdi. O dönem çok yoğun olan sağ-sol davalarından kaynaklı, üniversiteyi de okuyamadı. Üç arkadaşıyla birlikte, gönüllü olarak kaydını yaptırdı. Acemiliğini Ankara Etimesgut'ta yaptı. Gitmeden önce, zaten bir günde bütün işlemlerini tamamlamış. Geldi, bana: 'Anne ben askere gidiyorum' dedi, şaşırdım"
"İZİN KAĞIDI ELİNDEYDİ"
Bu süreçte oğluna elinden geldiği ölçüde yardım ettiğini belirten Özdal, Levent'in komşularına kendisiyle ilgili söylediklerinin hiç bir zaman unutulamayacağını söylerken, gözleri dolu dolu oluyor: "Tabii ki ben de askere gitmeden önce herşeyini çıkartmasında yardımcı oldum. Gitmeden önce, en samimi arkadaşının annesine, 'Askere gidiyorum, Allah kısmet edip dönersem, annemi rahat ettireceğim' demiş. O sözünü hiç unutmuyorum. Askere gönderdik, mektupları geliyordu her ay. İzine gelecekti. Uçak bileti gönderirsek, üç gün daha fazla yanımda kalacağını söyledi. Biletini yolladım. 'Anne, izin kağıdım elimde' dedi bana. Ama tatbikat varmış..."
"RÜYASINDA KAVUŞAMADI"
Şehit Levent'in izin kağıdı elindeydi. Uçağa binip, annesine kavuşması an meselesiydi. Ama tatbikat olacağı haberi geldi birlikten. Mecburdu, tatbikata katılacaktı. Ve sonra... Sonrasını Anne Sevim Özdal anlatıyor, Ankara'ya oğlunu karşılamaya gittiğini, saatler sonra oğlunu kucaklamayı hayal ettiği sırada, tıpkı diğer şehit anneleri gibi, her anne gibi, yüreğinde bir acı hissettiğini söylüyor. Özdal, o gece gördüğü rüyayı da kelimelere döküyor: "Oğlum, izine hiç gelmedi. Gittiğinden beri göremedim. Aradı, 'izin kağıdım elimde' dedi. Tatbikat olduğu için göndermediler. O günü bekliyorum. Bana bir ağlamak düştü. Ben çocuğumun resmini alıyorum, balkona gidip ağlıyorum. Beyim bir gün dedi ki, 'Ne de olsa Levent Ankara'ya inecek, git kız kardeşinde kal...' Gittim, bekliyoruz. Yanımda kızım var. O gece, yani ertesi gün gelecek. Yattım uyudum, bize hep malûm oluyor. Uyurken kapı çalınmış, ben kalktım kapıyı açtım rüyamda, baktım Levent'im asker elbiseleriyle, kapı birden kapandı. Kapanınca o telaşla görümcemi kaldırdım. 'Kalk' dedim, 'Levent'ime kavuşamıyorum' dedim. O da 'yenge o rüya telaşlanma' dedi"
"TATBİKATTA ŞEHİT OLDU"
Rüyanın ertesi günü, Samsun'dakilerin Ankara'ya gelmesine şaşırdığını ifade eden Özdal, oğlunun şehit olmasının ardından yaşananları şu şekilde anlatıyor: "Samsun'dakiler Ankara'ya geldi. Gece ikide Garnizon'dan askerlerimiz eve gelmişler, başsağlığı için. Kıbrıs'ta tatbikatta, tankların savaş mermisi, başına isabet etmiş. Şehit olmuş. Benim bir kardeşim var, hacıdır kendisi, beni teselli etti. 'Şehittir, şehitler ölmez' dedi. 'Hepimize şefaatçi olacaktır' dedi. Ama ana yüreği, dayanamıyor. Eve gittim, bana iğneler vurdular. Kendimden geçmişim."
"AKLIMI KAYBEDİYORDUM"
Şehit oğlunun cenazesine katılamadığını ve kendisini hastaneye kaldırdıklarını anlatan Özdal, oğlunun mezarıyla evinin karşılıklı olduğunu ve her gün O'nun yanında saatlerce beklediğini söylüyor: "Cenaze diyemiyorum, çocuğum geldi tabutla. Başı sarılı. Kendimde değildim. Çocuğumu mezara, beni hastaneye kaldırdılar. Az daha aklımı kaybediyordum, tedaviler, ilaçlar derken sonunda by-pass ameliyatı oldum. Çocuğumun mezarı evimin karşısındaydı, gözüküyordu. Her sabah, 'geldi' diyordum. En son gidip O'nunla dertleşiyordum her gün. Allahıma hergün yalvardım, bana güç versin diye. Oğlum vatan için yapılan tatbikatta şehit düştü. Hiç haram yemezdi, çok dürüsttü. Komutanı öve öve bitiremedi."
OĞULUN ARDINDAN EŞ ACISI
Oğlunun acısına bir de eşini kaybetmenin acısının eklendiğini söyleyen Özdal, aynı şekilde hastalıkların da kendisini bırakmadığını, defalarca şeker krizi geçirdiğini ve kalp hastası olduğunu belirterek, geçim sıkıntılarına işaret ediyor: "Eşim vefat etti, ben çocuklarıma yalnız baktım. Oğluma iş hakkı verilmedi. Bir oğlum gece bekçisi, sigortasından başka birşeyi yok. Güvencesi yok. Oğlumla birlikte kalıyorum, 14 yaşındaki torunumla birlikte yatıyorum. Aldığı maaş ne ki! Ama ben gidip de kimseye derdimi yanamıyorum. Şehit anasıyım. Oğlumun anısının yanlış anlaşılmasını istemiyorum."
"KENDİME GELEMEDİM"
Bir şehit haberini duyduğunda, aynı acıyı yüreğinde hissettiğini, ailelerin psikolojisini düşündüğünü vurgulayan şehit annesi Özdal: "Çok üzülüyorum. Ayvacık'a gelen şehit cenazesine gittim bir keresinde. Aylarca kendime gelemedim. Allah kanlı düşmanıma böyle bir acı vermesin. Allah vatana millete zeval vermesin, sağolsun, askerlerimizin sayesinde rahat uyuyoruz. Şehitler ölmez biliyorum ama içim yanıyor. Allah şefaatlerine nail eylesin..."