Enflasyonun Görünmeyen Yüzü: Euro Artışı Market ve Pazar Fiyatlarını Nasıl Belirliyor?
Ancak Euro'nun hayatımızdaki etkisi, lüks tüketimden çok daha derin ve hayati bir noktadadır: Mutfak masrafımız. Sabah kahvaltısında yediğiniz peynirden, akşam yemeğindeki ekmeğe kadar hemen hemen her gıda maddesinin fiyat etiketi, görünmez bir bağ ile döviz kurlarına bağlıdır. Buna iktisatta "Geçişkenlik Etkisi" (Pass-through Effect) denir.
Türkiye, tarımsal potansiyeli çok yüksek bir ülke olmasına rağmen, modern tarımın girdilerinde (tohum, gübre, ilaç, mazot) büyük oranda dışa bağımlıdır. Bu girdilerin fiyatları küresel piyasalarda döviz cinsinden belirlenir. Dolayısıyla Frankfurt'ta veya Londra'daki finans piyasalarında Euro'nun değeri arttığında, Anadolu'daki çiftçinin üretim maliyeti artar, bu da en nihayetinde mahalle bakkalındaki etikete yansır. Bu zincirleme reaksiyonu anlamak, neden "kur artınca domates pahalanıyor?" sorusunun cevabını verir.
Market alışverişine çıkmadan önce veya aylık mutfak bütçenizi yaparken, dövizdeki hareketliliği takip etmek, yaklaşan zam dalgalarını önceden görmenizi sağlayabilir. Fiyat algısının kaybolduğu bu dönemlerde, paranın reel değerini anlamak için Euro Kaç Türk Lirası sorgulaması yaparak, piyasadaki genel tansiyonu ölçebilirsiniz. Dövizdeki her yukarı yönlü ivme, maalesef kısa bir süre sonra çarşı-pazar enflasyonu olarak karşımıza çıkmaktadır.
1. Tarımsal Girdiler ve "İthalat" Gerçeği
Bir tarlada ürün yetiştirmek için gereken temel malzemelerin dövizle olan ilişkisi, gıda enflasyonunun ana sebebidir.
- Gübre: Türkiye, kimyasal gübre hammaddesinde %90'ın üzerinde dışa bağımlıdır. Gübre fiyatları küresel emtia borsalarında Dolar ve Euro üzerinden işlem görür. Kur arttığında, çiftçinin toprağa atacağı gübrenin maliyeti katlanır. Pahalı gübre kullanan (veya pahalı olduğu için kullanamayan ve verim kaybı yaşayan) çiftçinin ürünü pahalıya mal olur.
- Zirai İlaç ve Tohum: Modern tarımın vazgeçilmezi olan sertifikalı tohumlar ve zararlılarla mücadele ilaçlarının büyük bir kısmı ithaldir veya hammaddesi yurt dışından gelir. Euro kurundaki artış, bir kutu ilacın fiyatını doğrudan artırır.
2. Lojistik Maliyetleri: Tarladan Sofraya Yolculuk
Antalya'da serada üretilen bir domatesin İstanbul'daki bir markete gelmesi için yüzlerce kilometre yol kat etmesi gerekir. Bu kamyonlar suyla değil, mazotla çalışır. Akaryakıt fiyatları ise Brent petrol (Dolar) ve döviz kurlarına (Dolar/Euro sepeti) endekslidir.
Euro ve Dolar yükseldiğinde, pompa fiyatları artar. Nakliye maliyeti arttığında, hal komisyoncusu veya market zinciri bu maliyeti ürüne yansıtır. Bazen bir sebzenin fiyatının yarısından fazlasını, sadece "taşıma maliyeti" oluşturabilir. Yani markette ödediğiniz paranın önemli bir kısmı aslında domatese değil, onu taşıyan kamyonun deposuna (dolayısıyla dövize) gitmektedir.
3. Ambalaj Sanayii ve Plastik Hammaddesi
Markette satılan ürünlerin neredeyse tamamı paketlenmiş haldedir. Süt kutusundan makarna paketine, su şişesinden yoğurt kabına kadar her ambalaj bir maliyettir.
Ambalaj sanayiinin ana hammaddesi (plastik, kağıt, selüloz) petrokimya ürünleridir ve dövizle ithal edilir.
- Bir şişe sütün fiyatı arttığında, bunun sebebi sadece çiğ süt fiyatı değildir; o sütün içine konduğu karton kutunun maliyetinin Euro bazında artmasıdır.
- Özellikle kağıt ve karton fiyatları, kur şoklarında çok hızlı tepki verir. Bu da gıda ürünlerinin raf fiyatını yukarı çeker.
4. Enerji Maliyetleri: Soğuk Hava Depoları ve Fabrikalar
Gıda ürünlerinin işlenmesi (konserve, dondurulmuş gıda, peynir üretimi) ve saklanması (soğuk hava depoları) yoğun enerji gerektirir. Türkiye'de elektriğin üretiminde kullanılan doğalgazın ve kömürün önemli bir kısmı ithal edilmektedir.
Döviz kurlarındaki artış, devletin enerji ithalat faturasını kabartır. Bu da sanayi elektriğine ve doğalgaza zam olarak yansır. Peynir üreten bir mandıranın elektrik faturası ikiye katlandığında, peynir fiyatını sabit tutması imkansızdır. Dolayısıyla, elektrik düğmesine her bastığımızda veya sanayi çarkları her döndüğünde, arka planda işleyen bir "döviz sayacı" vardır.
5. Hane Halkı İçin Korunma Yöntemleri: Bütçe Nasıl Yönetilir?
Bu karmaşık makroekonomik tablo karşısında bireysel tüketicinin yapabileceği şeyler sınırlı olsa da etkisiz değildir.
Mevsiminde Tüketim ve Stoklama
Mevsiminde olmayan ürünler (örneğin kışın domates), seralarda yüksek enerji (ısıtma) ve nakliye maliyetiyle üretildiği için döviz kuruna çok daha duyarlıdır. Mevsiminde yetişen, yerel pazarlarda satılan ürünlere yönelmek, "lojistik ve enerji" maliyetini minimize etmenizi sağlar.
Toplu Alışveriş ve Kampanyalar
Dayanıklı gıda ürünlerinde (bakliyat, yağ, konserve) kur artış trendi başladığında fiyatlar etikete yansımadan önce "makul miktarda" stok yapmak (panic buying yapmadan) bir tasarruf yöntemidir. Marketlerin "private label" (kendi markalı) ürünleri, ambalaj ve pazarlama maliyetleri daha düşük olduğu için kur artışlarından markalı ürünlere göre bir nebze daha az/geç etkilenebilir.
Yerel Üreticiye Ulaşmak
Gıda kooperatifleri veya doğrudan üreticiden satış kanalları, aradaki aracıları (ve dolayısıyla ekstra nakliye/kar marjlarını) azalttığı için daha uygun fiyatlar sunabilir.
Sonuç: Mutfaktaki Yangının Kaynağı
Gıda enflasyonu, sadece "fırsatçı esnaf" söylemiyle açıklanamayacak kadar karmaşık ve dövize dayalı bir matematiksel sorundur. Euro'nun TL karşısındaki her kazanımı, soframızdan bir dilim ekmeğin eksilmesi veya o ekmeğe daha fazla ödememiz anlamına gelir.
Ekonominin çarkları, tarladaki çiftçiden Frankfurt'taki bankacıya kadar birbirine bağlıdır. Bu yüzden döviz kurlarını takip etmek, sadece yatırımcıların değil, evini geçindiren herkesin sahip olması gereken bir farkındalıktır. Fiyatların neden arttığını bilmek, onları düşürmese de, bütçenizi bu gerçeklere göre yönetmenize ve "neden" sorusuna doğru cevabı vermenize yardımcı olur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.